Ekonominin gündemi, IMF-Dünya Bankası Yıllık Toplantıları'na kilitlendi. Küresel finansal sistemin yeniden inşası ise İstanbul'a nasip oldu. Bulaşıcılık etkisiyle yayılan krize direnen Türkiye, bunun bedelini küçülen ekonomi, artan işsizlik, bütçe açığı ve borç stoku ile ödedi. Buna karşın, ödemeler sisteminin kilitlendiği, zincirleme iflasların başladığı gerçek anlamda krizi yaşamadık.
İstanbul Zirvesi'nin bizim açımızdan ana ekseni, olası IMF destekli program. IMF, kısa süre önce açıklanan Orta Vadeli Program'ı tutarlı ve güçlü bulduğuna göre, geriye detaylar kalıyor. Ama kritik detaylar.
"İddialı yapısal reform takvimi, yerel yönetimlerin vergi salma yetkisi, özerk vergi idaresi ve 2010'da örtük 2011'de resmen devreye girecek kanuni altyapısı olan mali kural uygulaması."
IMF, borç stoku aniden sıçrayan Türkiye'nin, hala hassas dengede gittiği görüşünde. Buna bir de krizden çıkış sürecine bağlı olarak petrol ve emtia fiyatlarının artacak olması, enflasyon ve cari açık riski de eklendiğinde toparlanmanın zaman alacağı kanaatinde. Bu görüş haliyle işlerin sıkı tutulması gereğine işaret ediyor.
Esasen Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, sektörel vergi indirimlerini sona erdirerek, hurda indirimini rafa kaldırarak, memur maaş zammını frenleyerek, sağlık giderlerini azaltarak, amaca odaklı olmayan faiz sübvansiyonlarını keserek "IMF'ye ön hazırlık" yaptı bile. "IMF ile anlaşma olacak mı?" derseniz, borçlanma gereğinin azaltılıp hazinenin nefes alması, reel sektöre kaynak yaratılması için "Hâlâ gerekli" derim. Anlaşmanın tarihi mi? "Kim bilir belki yarın, belki yarından da yakın!"

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN