OKAN MÜDERRİSOĞLU OKAN MÜDERRİSOĞLU

Ekonomik 'Kürt açmazı'

DEMOKRATİK açılım sürecinin odağında terörle iç içe geçen Kürt sorununun çözümü var. Çözümün, daha fazla demokrasiden geçtiğini savunan anlayış kadar yoksulluğun ve işsizliğin önlenmesine endeksleyen anlayış da hâlâ taraftar buluyor. Demokratik standartların yükseltilmesi gereğine inananlar, bireysel özgürlük alanının genişletilmesi ve siyasal ifade yöntemlerine fırsat verilmesi için çabalıyor. Meseleyi ekonomiye indirgeyenler ise daha fazla yatırım ve istihdamla dağa çıkışların önlenebileceğini, eve dönüşlerin başlayacağını ileri sürüyor.
Geçenlerde TBMM'de karşılaştığımız bürokrat, siyasetçi, profesyonel yönetici kimliği ile tanıdığımız Yıldırım Aktürk, 3 milyon kişiyi iş sahibi yapacak reçetesi için "Güneydoğu'da tarıma, Batı'da yazılıma, Güney'de konuta dayalı" sıçramanın mümkün olduğunu anlatıyordu. Ekonomik temelli çıkış stratejisini paylaşıyordu...
Bugün ustaca işlendiği gibi DTP-BDPPKK çizgisini esas aldığınızda Kürtler'in tek hamisi olduğu izlenimine kapılıyorsunuz. AK Parti'nin bölge ve ülke genelindeki performansını dikkate aldığınızda ise kimlik siyasetini kullananlara rağmen ülkeye entegre makul çözüm isteyenlerin çoğunluğu oluşturduğunu fark ediyorsunuz.
Bu nedenle -başka diğer faktörlerin yanısıra- siyasi ve mali adımların eş zamanlı atılmasını gerektiren bir dönemden geçiyoruz.

***

KÜRT sorununun iç dinamiklerine bakıldığında tercihler arasında öncelik farkı giderek kemikleşiyor. Bir başka ifade ile etnik kimliğin tanınmasına dayalı siyasi ve yönetsel talepler, yatırım yapılması ve iş yaratılması beklentisinin önüne geçiyor. Kürt kökenli vatandaşlar adına hareket eden sivil görüntülü aktörler kadar, teröre bulaşan kadrolar da bu tezi daha fazla işliyor. Onların iddiasına göre, 25 yıldır devam eden inkar politikaları yüzünden bölgede yürütülen askeri operasyonlar hem çözüm getirmedi hem de yüz milyarlarca dolar kaynak yatırıma değil, silaha harcandı. Gelinen noktada, askeri metotların sonuç vermediği görüldüğüne göre, siyasal içerikli adımlar atılmalı. Kürt kimliğine ana dilde eğitim, yerel özerklik vb haklar tanınmalı. Daha sonra 25 yılın faturası ödenmeli. Yani, bilinçli olarak ihmal edilen bölgenin kalkındırılması için genel bütçeden özel gelişim fonları seferber edilmeli.
Üniter sistemi yok sayan, birlikte yaşama şartlarını, ayrışmada arayan bu zihniyet, milli birlik ve kardeşlik projesini, "Nihayet taviz koparacak aşamaya geldik. Şartlarımızı dikte ettirebiliriz. Önce farklı etnik bölgenin ve insanların tescili, sonra o bölgenin ihya edilmesi" şeklinde yorumlamaktan geri durmuyor.
***

TÜRKİYE İstatistik Kurumu'nun güncel verileri, Doğu ve Güneydoğu'da 1.8 milyon insanın yoksulluk sınırı altında yaşadığını gösteriyor.
Yıllarca terörize edilen, olağanüstü yönetim teknikleri ile baskılanan bu insanların en az bir bu kadar kısmı da güney ve batı illerinin varoşlarında tutunmaya çabalıyor. Terör örgütünün, eğitimden temel kamu hizmetlerinden, iş ve aş bulma şansından mahrum bıraktığı milyonlar, devletin hatalarıyla da sertleşen kimliklerinde adeta ortak yönlerin ön plana çıkarılmasından rahatsız oluyorlar. Ne ölçüde farklı olduklarını gösterebilirlerse o ölçüde pazarlık gücüne sahip olacaklarına inandırılıyorlar. Hal böyle olunca, GAP Eylem Planı ile bölgede gerçekleşen milyarlık yatırımlar da kapsamlı teşvikler de yeterli sayılmıyor. Elbet bir gün, Kürtler için ek vergi salınabilecek günlerin özlemi duyuluyor.
Türkiye'nin, siyasi parti çekişmelerini aşarak üzerinde durması gereken konu tam da bu. Ya farklı kimlikleri demokratik sistem içinde koruyan bir çıkış yolu bulunacak ya da farklılıkların milli bütünlüğü sarstığı, ekonomik pastanın büyütülmesi yerine mevcut varlıklara ayrıcalıklı ortaklar eklendiği bir çıkmaz yola girilecek.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.