OKAN MÜDERRİSOĞLU OKAN MÜDERRİSOĞLU

Ankara'nın Suriye senaryosu

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nda hakim hava şöyle:
"Düne kadar Esad gitmeyecek diye bizi eleştirenler şimdi, 'Esad giderse Suriye parçalanır, fatura Türkiye'ye çıkar noktasına geldiler."
Ben, konjonktürün dayattığı ağır tabloya rağmen "stratejik derinlik" yaklaşımının uzun vadede ülkeye kazandıracağını düşünenlerdenim. Ancak...
"Jeopolitik rekabet, bölge çapındaki mezhepler arası gerilim, Suriye'deki iç savaşın dinsel hatlarda ilerleme potansiyeli", önümüzdeki hastalıklı dönemin uzun süreceğine işaret ediyor. Ve tehlike, gelip bizim "Kürt sorunumuza" kadar dayanıyor. İşte bu yüzden... Terör örgütü PKK'nın 14 Temmuz 2011 "Silvan Saldırısı" ve BDP'nin "Demokratik Özerklik İlanı" denemesi sonrasında geliştirilen yeni stratejinin güncellenmesi tartışılıyor.
***
Şimdi sıcak gündem, "Batı Kürdistan" senaryosu. Daha doğrusu Kuzey Suriye'nin farklı bölgelerinde yaşayan Kürtlerin, "statü kazanma" çabası. Kürtler, yakın zamana kadar Esad ile Sünni muhalefet arasındaki çatışmalardan uzak durdu. Kuzey Irak'ın desteğiyle özerk bölge ilan etmeye odaklandı.
Esad'ın, Türkiye'ye "kriz ihraç etme" politikası ile Şam ve Halep çevresindeki direnişi bastırmak için askerlerini kuzeyden çekmesi de Kürtleri rahatlattı. Aslında bu gelişmeler Ankara için sürpriz değildi. Ama güvenlik bürokrasisi şu kartlara oynamayı tercih etti:
1- PKK bağlantılı (Suriye'deki PYD) milisler kazandıkları bölgeleri uzun süre ellerinde tutamazlar.
2- Özgür Suriye Ordusu, otonom Kürt bölgesine geçit vermez.
3- Irak Bölgesel Kürt Yönetimi lideri Mesud Barzani Suriye Kürtlerini muhalefetin şemsiyesi altında toplama eğiliminde. Ama Kuzey Irak'ın Akdeniz'e açılma hevesi depreşirse, oyunu ikili oynayabilir.
***
Ankara'nın hesabının tutup tutmayacağı, Esad'ın devrilme biçimi ve geçiş hükümeti modeli ile yakından ilgili. Zira, bugün için sınır kapılarını kapatan Türkiye, Suriye'deki isyanın beraberinde getireceği sorunları kapının dışında tutamayacağını biliyor. Zaten diplomatik arka planda, "Irak'ın yeniden yapılanmasında fırsatı kaçırdık, Suriye'de masada olmalıyız" düşüncesi yatıyor. "Suriye'nin Lübnanlaşması, Lazkiye merkezli Nusayri devleti kurulması, Esad'ın giderayak çevre ülkelere çılgın saldırılar düzenlemesi" ihtimalleri göz ardı edilmiyor. Hatta bu sıralar kaygı kaynağı haline gelen "Suriye Kürt Federe Devleti" bile, PKK varlığı bulunmaması kaydıyla ürkütücü görülmüyor. "Yeter ki Suriye halkı buna ikna olsun" deniliyor. Tabii PKK'ya ilişkin kırmızı çizgiler korunuyor. Sınır ötesi operasyon seçeneği de masada tutuluyor.
***
Tabii biz baştaki konuya, yani içerideki Kürt sorununa dönmek zorundayız. Devletin zirvesinde bir yıl önce alınan kararlar şöyleydi:
1- Öcalan izole edilecek. 2- Kandil'in silahlı kapasitesi kırılacak. 3- BDP'nin içinden müzakereye yatkın kadroların ön plana çıkması beklenecek. 4- KCK operasyonları devam edecek. 5- Doğrudan örgütle irtibatı bulunmayanların tahliyesi ile yeniden sivil çözüm iklimi yaratılacak.
Bu strateji genel hatlarıyla işledi. Lakin, "BDP çözülmedi, alternatif Kürt siyasi hareketi doğmadı, KCK operasyonları henüz neticeye ulaşmadı, Leyla Zana'nın çabası bireysel kaldı, Terörle Mücadele Yasası değişikliği ötelendi."
Sözün özü...
Kürt sorunu çözülmedikçe, bölgesel inisiyatiflerinde Türkiye'nin bir ayağı hep aksayacak.
Çetin silahlı mücadeleden demokratik açılım çizgisine geçilmedikçe Kürt sorunu yumuşak karın olarak kalacak!
BİZE ULAŞIN