ŞEREF OĞUZ ŞEREF OĞUZ

Son yüzde10 sendromu

Akıldan ziyade duygulara iktidar şansı tanıyan tutum; bizleri "büyüme rakamlarıyla" mutlu etmeye yetti. Aylardır sorduğumuz "krizin bittiği düdüğünü kim çalacak?" sorusuna cevap mıdır bilinmez ama son çeyrekteki yüzde 6'lık büyüme, pek çok kesim tarafından "işte o düdük" şeklinde algılanmış gibi görünüyor.
İhtiyatlı iyimserliğin "gereğinden fazla" sürdüğü son 3 ayda, "durgunluk bitti" düdüğünden asla emin olamayız.
Bu, bizim "bitti" düdüğü sesine olan özlemimiz de olabilir. Nitekim son çeyreğe dair yüzde 6'lık büyüme ile gelen "küresel kriz bilançosu" teğet geçmesine rağmen, 8 yıl sonra "resmen" daraldığımızı da tescil ediyordu.
Şimdi duygulardan olabildiğince arınıp, akıl-yoğun bir tutumla, olan bitene bakalım;
Ekonomik Koordinasyon Toplantısı, bundan 6 ay önce "önümüzdeki bahara kadar" atılacak adımlar üzerinde çalışırken, krizden çıkış sürecindeki sıkıntılara işaret etmişti. Ortaya çıkardıkları "orta vadeli program" da zaten, bu çıkış sürecinin "temkinli, sanıldığından daha uzun" ve beklentileri daha "yönetilebilir" idi.
Bütçe, cari açık, dış borç ve diğer ekonomik parametreler, kendi "doğasında" devinedursun, krizden çıkıştaki "psikolojik bariyer" şayet aşılmış ise dikkat edileceklerin listesini bir kez daha sıralamakta fayda görüyorum. Kriz bitmiş veya henüz bitmemiş olabilir.
Hatta "iflas etmiş Yunanistan örneği" ve "sıkıntıdaki Almanya" örneklerinden yola çıkarak "yeni bir dalga" karamsarlığı dahi anlamlı olabilir.
Fakat madem aklı iktidar yapan tutumla davranıyoruz; krizde olan bitenleri doğru ve yansız değerlendirmekte fayda var.
Alkışlara ve başarı öykülerine meyilliler ile "ihtiyatlı karamsarları" bir yana bırakırsak, bu son kriz, ekonominin zaten devinen sıkıntılarını ya örtmüş veya ertelemiştir. Çoğu firma, 2008'de ölmüştü zaten. Kriz bazılarının cenazesini kaldırmayı hızlandırdı bazılarını ise "kriz bahanesiyle" harekete geçmekten alıkoydu.
Şayet kriz, bu ortamdan beslenenlerin bahanelerini azaltırcasına, resmen bitiyorsa, neler olacak?
Öncelikle bahane örtüsü altındaki verimsizliğimiz, görünür hale gelecek.
Daha disiplinli bir kamu harcaması, daha özenilmiş cari açık yönetimi iyi de... Şirketlerin çözmesi gereken sorunlar envanteri, dev haliyle karşımızdadır.
Öncelikle işletmelerimizin ölçek sorunu ile yüzleşeceğiz. KOBİ dediğimiz yapı, kriz sonrası dönemde mutlak bir dönüşüme maruz kalacak. Küçük ve orta ölçek kavramları değişecek. Rekabetin geldiği bu noktada, bundan 15 yıl önce "Anadolu Kaplanları" diye taçlandırdığımız firmaların yüzde 80'i zaten buharlaştı. Küresel rekabet şartlarında "küçük firma" kalmak, yok olmakla eşdeğere indirgeniyor.
Birlikte iş yapma kültürüne ve ortağına kazık atmama disiplinine ihtiyaç var.
İkinci temel sorun, "ben de yaptım" ekonomisi yerine, yenilikçilik ve buluşçuluğun iş süreçlerine dahil edilemeyişidir. Başarılı olanı bire bir taklit ile kurduğumuz kentler, ekonomileriyle birlikte çoktan tarih oldu.
Nitelikli mal ihracatı için öncelikle katma değeri yüksek sanayi ve üretim gerekiyor. Bunu başaramayanların krizi, belki de asıl şimdi başlayacak.
Krizde kimi koruyup kimi feda edeceğimizi hesap edemeden küresel çöküş, tepemize çöküverdi. Biz de 6 milyon çalışanı feda ederek "tahlisiye sandalı"na tutunduk.
Şimdi bu sandallardan hızlı çevik hücumbotlara veya transatlantiklere taşınmak zorundayız. Bu da eve postaladığımız çalışanları geri çağırmada daha cüretkâr davranmamızı gerektiriyor.
Kurumsallaşma, bir başka sıkıntı alanı. Krizden önce "dozuna bakmaksızın" ya aşırı kurumsallaştık veya bu işe hiç girmedik. Kriz sonrası oluşan yeni dinamikler, "doğru dozda kurumsallaşmayı" hayati hale getirmiş bulunuyor.
Listeyi, ileride uzatacak ve "krizden çıkış rehberi"ne devam edeceğim.
Fakat burada bir hatırlatmayı atlamayacağım; istatistikler, kazaların yüzde 90'ının, eve 200 metre kala meydana geldiğini söyler.
Adı "son yüzde 10 sendromu" olan bu durum, kontrolün elden bırakıldığı "vaktinden önceki rehavet"i tanımlar.
Bu sendromun kurbanlarına yakılacak "kriz bitti ama ömrü yetmedi" ağıtlarını şimdiden duyar gibiyim.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN