Bu bir ekonomi yazısıdır ve cari açığa dairdir. Başlıkta sözü edilen, bir insan adıdır ve mutluluk anlamı taşır. Mutludur da... Zira 39 bin metre yukarıdan dünyaya atlamayı başarmıştır. En yüksek serbest düşüş, en hızlı serbest düşüş ve bir insanın balonla ulaştığı en yüksek irtifa gibi rekorlar bir yana insanoğlunun uzaydan dönüşte işler yolunda gitmez ise illa ki bir kapsüle mecbur olmadığını kanıtlamıştır.
7 yıldır göz cerrahı hassasiyetiyle yürütülen projede eski rekortmen yönetici olmuş ve yüzlerce bilim insanı, uzman, teknisyen yer almıştır. Felix ise Redbull'un bu çılgın projesinde "proje pilotu" diye yer almış, dünyaya atlayan tek insan olsa da kendine işini adamış bir ekibin başarısı sunulmuştur.
Peki, bu bilgilerin bizim cari açıkla ne ilgisi olabilir? Arz edeyim efendim. Şu ilgisi var; Atlamanın yapıldığı gün boyunca internet, facebook ve twitter gibi sosyal medya üzerinden, kahve toplantıları ve çoğu zaten yazılıp çizilen dost meclislerinde, çok azımız "helal olsun" diyebilmiş, kahır ekseriyet işi "geyiğe bağlayıp" alay etmiştir.
Misal uzayda ezan sesi duyup yere inince rükû oturuşuna geçmiştir. Misal annesi bakkala gönderse gitmez ama uzaya çıkmıştır. Misal atlamış olsa da dünyaya hayrı yokmuş. Misal minareden at beni, in aşağı tut beni diyerek zaten biz bu gibi boş işlere tevessül etmez imişiz. Hiçbirimiz çıkıp, misal colaturka sponsorluğunda daha da yüksek bir rekor projesi önermemiştir.
Bunları, naif, zekice (!) hatta biraz zorlasanız, komik de bulabilirsiniz. Fakat sorun bu kadar basit değil. Sorun arızi de değil. Cern deneyi sırasında bütün insanlık nefesini tutmuş deney sonuçlarının açıklanacağı salondaki boş koltukları dahi saatlerce izlerken bizim insanlarımız "Seda Sayan maddesi ile Erol Köse parçacığının" hikmetini tartışıyordu. Kâinatın sırrına dair cevaplarla asla ilgilenmedik. Felix'in "çılgınca" girişimini haydi haydi sallamadık.
Felix atlarken annesini izledim; gurur dolu bakışları, "başarabilirsin yavrum" nidalarıyla eşleşiyordu. Bir de Felix'in atlayışıyla dalga geçenlerin annelerini düşündüm. Büyük ihtimalle "evladım icat çıkarma, otur oturduğun yerde" diye büyütülmüşlerdi. Onlar da söz dinlemiş, Felix gibi "boş işlerle" uğraşmak yerine zekâlarını (!) insanoğlunun bir merhaleyi daha geride bırakan başarısıyla dalga geçmede kullanmışlardı.
Felix, eski köye yeni adet getirmişti (inovasyon). Felix icat çıkarmıştı (buluşçuluk). Felix bu gezegende bir tür olarak insanın limitlerine yeni tanım getirmişti. Peki, biz dün boyu ne yaptık? Sistematik bir şekilde Felix'le dalga geçtik.
Tıpkı Hezarfen'in uçuşunu sürgüne postalamak gibi. Tıpkı ilk denizaltıyı Haliç'te deneyen çelebiyi halletmek gibi. Tıpkı Devrim'i yürütmeyip, ilk lokomotif olan Karakurt'u eritip gömdüğümüz gibi. Tıpkı, Anadol'u eşekler yedi iftirasıyla medyada linç edip, ilk uçağı üretip 5 ülkeye satmayı başaranımızı "hiç doğmamışa" çevirdiğimiz gibi.
Felix'in ekibi, kilosu 5 dolardan mal ihraç ederken, kilosu 1.5 dolardan cehalet üretip cari açığını kapamaya çalışan bizlerin en büyük sorunu işte bu sebepten, akıl açığıdır. Uygarlık tercihimiz Felix'lerle alay etmek olunca, çağı ıskalamak kaderimize dönüşmektedir. Bu hâlâ bir ekonomi yazısıdır ve cari açığa dairdir.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN