MELİHA OKUR

Bu ışık hiç sönmeyecek!

Türkiye'nin bir numaralı sorunu sermaye birikimi değil mi? Sakın sakın, sermaye birikimini, "Para ve üç beş parça makine" diye görmeyin. O tip iktisat teorileri çöpe atılalı yıllar oldu. Bizim sermaye birikiminden kastımız, yeni dünya düzeninin de ortak buluşma noktası olan, "Beşeri sermaye."
Yani, "İnsan, bilgi, hayata bakış açısı."
Hangi ideoloji altında olursa olsun beşeri sermayeyi çağdaşlık ölçüleri içinde kullanmak zorundayız.
Hayat çok dinamik. Bu dinamiklik içinde güncel olamazsak, ya da güncel olmanın temelini oluşturan çağdaşlığı yakalayamazsak, ayakta kalma şansımız yok demektir.
Çünkü;
* Çağdaşlık, hayatiyetin birinci zemini, bizzat varlık nedenidir.
* Çağdaş olmak için meslek, ideoloji, formasyon gerekmez, insan olmak yeter.
İster doktor, ister gazeteci, ister kentli, ister köylü olun, fark etmez. Çağdaş olmayı başaramıyorsanız yok olup gidersiniz! İnsanlar, eğer tarihten gelen bir şeyleri savunmak zorundaysa ve bunu yaparken ısrarla değişime direniyorsa, inanın o sistem çürüyor.
Diyeceğimiz o ki; Bir Müslüman Afganistan'daki Taliban gibi olaylara bakarsa ne olacağı ortada değil mi?
***

Türkiye yaptıklarından utanmalı! Çünkü bir bilim kadınını, bir aydını, bir anneyi ve her şeyden önce yıllardır mücadele ettiği kanserin son evresinde olan bir kadını çok üzdü. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Başkanı Prof. Dr. Türkan Saylan, güzel bir insandı. Çağdaştı. Bir ışıktı. Bilginin, inancın sembolüydü. Hayatı boyunca kimseye yük olmadı. En zor günlerinde bile hiç yakınmadı.
* Ahlaki duruşu vardı.
* Etik değerleri, kurumsallaşmayı, şeffaflığı, paylaşımı temsil ediyordu.
* Her zaman yaptıkları ve duruşuyla hesap verebilen bir kişiydi.
* O kadın ki, Türkiye'yi uçurumun eşiğinden döndürdü!.. Eğer 13 Nisan'da Türkiye Cumuhuriyeti Devleti adına Emniyet'ten Arnavutköy'deki evine gelen komiser, içeriye girdiğinde birden insan olduğunu hatırlamasaydı, vicdanıyla hesaplaşmasaydı, Türkiye, bugün küresel ortaçağ karanlığına gömülüp gidecekti!..
O gün o eve gelen komiser, salonun ortasında durdu!!! O duruş Türkiye'nin duruşuydu... Salonun ortasındaki serum şişeleri, bir yığın ilaç kutusu insana insan olduğunu hatırlattı.
Tuhaf bir ülkeyiz. Hâlâ idam edilen Başbakan Menderes'in, asılan solcu öğrenci lideri Deniz Gezmiş'in utancıyla yaşamıyor muyuz?
Saylan o gün o halde gözaltına alınmış olsaydı bu utancı bu ülke taşıyamazdı!!!
***

Elinde eğitim meşalesi taşıyan Saylan'a ömrünün son deminde yaptığımız işe bakın siz? Belli bir ideoloji belli bir hukuk anlayışı adına Saylan'ı kendi içimizdeki hayasızca hırs dolu hesaplaşmanın fay hattına oturttuk. Belli bir yaşam tarzını cezalandırma adına Saylan'ı nesneleştirdik.
Çok ayıp ettik!!!
Bizim birbirimize tahammülümüz yok! Bir an önce kendi düşüncemizin ve yaşam biçimimizin en doğru olduğuna inanıp, diğerlerini dışlamaya çalışmaktan vazgeçmeliyiz.
Beni, en çok Saylan'ın son sözü etkiledi; "Görevimi yaptım, ben ölüme hazırım!.." Sorarım size, hangi insan kolay kolay ölümü kabullenir, ölüme hazır olur?
Bir insan "Ölüme hazırım!" diyorsa bu ancak iç huzuruyla mümkün. Etik kuralları olmayan, halk denetiminden yoksun bu ülke Saylan'ı çok çok üzdü!
Ama bu ülke çağdaşlık yolunda kimleri üzmedi ki?
Vicdanen rahat öldüğünü biliyoruz.
Türkan Hoca, nur içinde yat!!!
Arkanda binlerce Saylan var...
BİZE ULAŞIN