MAHMUT ÖVÜR MAHMUT ÖVÜR

İstanbul depremi ve Kürt sorunu

Şu sıralar sıkça tartıştığımız Kürt meselesi kadar önemli bir derdimiz daha var; İstanbul depremi... Doğrusu yaratacağı tahribat ve Türkiye'ye etkisi düşünüldüğünde belki de Kürt meselesinden çok daha acil çözüm üretilmesi gereken önemli bir sorun.
Ama ne yazık ki ne devlet, ne hükümet, ne de yerel yönetimler bu gerçeğin farkında.
1999 Marmara Depremi'nin üzerinden 10 yıl geçti.
İstanbul'u sarsan en büyük felaket olan 1509 depreminin ise 500'üncü yılı.
İçinden geçtiğimiz bu dönemde ise büyük bir deprem beklentisi var.
Peki ne yapılıyor?
Son 5 yılda İstanbul'da deprem için 1 milyar dolara yakın para harcandı, Acil Önlem Planı ve Deprem Mastır Planı hazırlandı. Bu arada bazı kamu binaları ve köprüler, viyadükler güçlendirildi.
Ama asıl sorun, yapılması acil olup da yapılamayanlarda.
Onu da İstanbul İnşaat Mühendisleri Odası Başkanı Cemal Gökçe anlatıyor:
"1999'dan bu yana hastane, okul, köprü, karakol, itfaiye, müze vb. kamu binalarının sadece yüzde 5'i güçlendirilebildi. 3.5 milyon civarında konutun ancak yüzde 1'i güçlendirildi. Mevcut konutların yüzde 70'i kaçak, yani mühendislik hizmeti almadan yapılmış. Yüzde 90'ınınsa yapı kullanma izni, iskânı yok. Büyük bir depremde 50-70 bin bina yerler bir olacak; 50-150 bin insan hayatını kaybedecek; bir milyon kişiyse evsiz kalacak."
İlçesinde yapamadıklarından kaygı duyan bir belediye başkanı ise şöyle diyor:
"Son beş yılda depremle ilgili bir şeyler yapıldı ama inanın bu yapılanlar yapılması gerekenlerin yüzde 10'u bile değil. Bir İstanbul depreminde sadece İstanbul değil, Türkiye batabilir. Ama kimse umursamıyor."
Bu acı feryadın ne anlama geldiğini gerçekten iyi düşünmek gerekiyor.

"Binaların yüzde 70'i iskânsız"
Derin yıkımlar yaratacak İstanbul depremi Kürt sorunu kadar önemlidir. Türkiye bunu görmezlikten gelemez.
Aslında birbiriyle ilgisiz görünse de bu iki sorun arasında ilginç bir bağ da var. Depremin yoğun konuşulduğu bir dönemde "Bir İstanbul Yasası çıkartılamaz mı?" diye sorduğum bir uzmanın cevabı çok anlamlıydı:
"Çıkartılamaz çünkü örnek oluşturmasından korkuluyor. Yarın Diyarbakır için de özel yasa istenirse ne olacak korkusu var."
İşte bu kaygı Türkiye'de bir dönem gündeme gelen "İdari reform"un yapılmasını da engelledi. Oysa devletin işleyişini kolaylaştıracak, yerel yönetimleri de güçlendirecek böyle bir reform bugün çözüm aradığımız Kürt sorunu için de bir çıkış yolu olacaktı.
Ama ne yazık ki yıllardır Türkiye enerjisini bu değişimi yapmayarak boşa harcadı.
Son 10 yılda olası İstanbul depremine karşı alınan önlemlerin yetersizliğini herkes biliyor. Şu çarpıcı rakamı önceki gün TOKİ Başkanı Erdoğan Bayraktar dile getirdi:
"İstanbul'da 3 milyon civarında konut var. Bunun 2 milyonu imarsız ve ruhsatsız. Bu konutların yarısı da depreme dayanıksız."
Dehşet verici değil mi?
Bu gerçeği İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş da "İstanbul'daki binaların yüzde 60-70'i iskânsız" diyerek dile getiriyordu.
Önümüzde büyük acılara, geri getirilemeyecek kayıplara dönüşebilecek çarpıcı bir tablo var. Dünyanın 17'nci büyük ekonomisi olmakla övünen Türkiye bir an önce İstanbul depremini de ele almalı. Ne kadar geç kalırsak felaketin etkisi o kadar büyük olacak.
Bu konuyu ısrarla yazmayı sürdüreceğiz.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN