MAHMUT ÖVÜR MAHMUT ÖVÜR

Dil ülkeyi böler mi?

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Kürt açılımına ilişkin kaygısını dile getirirken özellikle dil konusuna dikkat çekip şöyle diyordu:
"Ana dille eğitim yapalım. Yani tarihi, biyolojiyi, edebiyatı ana dilde öğretelim. Bu işte Türkiye'yi ayrıştırma projesidir. Bunu bir demokrasi projesi olarak kabul etmek mümkün değildir."
O sözleri dinlerken iki yıl önce gittiğim Güney Afrika'yı düşündüm. 1994 yılına kadar ırkçı "abartheid" politikasıyla yönetilen bir ülkeydi Güney Afrika…
Sadece İngilizce ve Afrikanca (Hollandaca İngilizce karışımı) dili konuşuluyordu.
Sonra demokratik açılım süreci başladı. Güney Afrika'nın önemli kentleri Johannesburg, Cape Town ve Durban kentlerindeki Fethullah Gülen Hareketi'ne ait Türk okullarını gezerken duyduklarım karşısında şaşırmıştım.
Bu ülkede tam 11 resmi dil vardı. İngilizce mecburi olmak üzere Zulu kabilesi de, Vendalılar da, Hollandalılar da kendi dillerinde özgürce eğitim yapabiliyorlardı.
Hatta oradaki yetkililerin bana söylediğine göre Türk okullarında Türkçe okutulduğu için biraz çaba harcansaydı, üniversite sınavlarında İngilizcenin yanında ikinci dil olarak Türkçe de sınava girilebilirdi.
Bu durum Güney Afrika'yı bölmek bir yana daha da güçlü hale getirdi. Elbette Güney Afrika'nın idari yapısının bizden farklı olduğunu biliyorum. Ama bizde de yerel yönetimlerin güçlendirilmesiyle kendimize özgü bir yol bulunabilir.
Bir ülkeyi diller değil tam aksine yasaklar ve sınırlamalar böler.

"Devletin görevidir"
Türkiye'de bu konuya kafa yoranlardan biri de sosyal demokrat siyasetin etkili isimlerinden, araştırmacı yazar Tarhan ErdemErdem, "Kapana Sıkışanlar" isimli son kitabında yer alan 17 Ocak 2002 tarihli yazısında çok temel bir tespit yapıyor:
"Kürtçe eğitim isteği yeni çıkmamıştır; yıllardan beri açık veya kapalı ifade edilmektedir. Anayasa tartışmaları sırasında konu Kürtçe konuşma ile sınırlı görülmüştür. Oysa konunun özü konuşma değil, devlet okullarında Kürtçe eğitimdir."
Bu noktadan yola çıkan Tarhan son yazılarının birinde, "Kürtlere bu hak verilirse Lazlar, Çerkezler de ister" durumuna cevap arıyor:
"Türkiye'de yaşayan Kürtlerin sayısı, çocuklar dahil 10 milyonla 12 milyon arasındadır. Oysa kendini Laz, Çerkez, Gürcü, Boşnak, Makedon ve benzer adla tanımlayanların oranı yüzde 3, toplam sayıları da 2 milyon çevresindedir. Bunlara Arapları da katsak bile sayıları 3 milyonu bulmaz.
Toplam sayısı 300 bini geçmeyen bir kimlik dilinin öğretilmesiyle,10 milyonu geçen Kürtlerin dilinin öğretilmesi farklı konulardır.
Kaldı ki ilke olarak, çoğunluk dilinden farklı bir dili öğrenmek ve geliştirmek isteyenlerin o dili öğrenme olanağına kavuşmaları, isteyen bakımından bir hak; devlet bakımından bir görevdir."
Gerçekten de Kürt açılımı veya demokratik açılım denilen sürecin, gelip dayandığı en kritik konulardan biri "dil" meselesidir.
Bu meselenin çözümü kolay görünmeyebilir ama zor da değil.
Bu küresel çağda bir insanın ana diliyle eğitim hakkını tartışmak, hatta onu ülkenin bölünmesi için gerekçe göstermek doğrusu akıl alır gibi değil.
Şu sıralarda hepimizin Güney Afrika'daki değişim sürecini iyi izlemesinde yarar var.
Önceki gün Taraf gazetesinde Mithat Sancar yazdı.
"Güney Afrika'daki ırkçı rejimden demokratik rejime geçiş sürecinin temel taşlarından biri Hakikat ve Uzlaşma Komisyonu'ydu. Komisyon'un başlıca görevi, zulüm ve çatışmanın böldüğü ülkeyi hakikat temelinde uzlaştırmak, böylece yeni bir toplum inşa etmekti. Bu komisyonun geçmişin yaralarını sarma ve derin bölünmüşlüğü aşma konusunda hayati katkısı oldu."
Bizim de kendi hakikatimizi bilmeye ve uzlaşmaya ihtiyacımız var.

DÜZELTME
Dünkü yazımızı kısaltırken sehven de olsa bariz bir hataya yer verdik. Açılıma destek veren cemaat ve tarikatları sıralarken, Nur Cemaati olarak anılan Yeni Asya gazetesi ve çevresini, Nakşi geleneğin içinde gösterdik. Düzeltir özür dileriz.
BİZE ULAŞIN