AYŞE ÖZYILMAZEL AYŞE ÖZYILMAZEL

İmkânsız yoksa imkânlar nerede?

Çok meşgulüz evi zor buluyoruz.
Çok meşgulüz düşünmek zorunda kalmıyoruz ve çok meşgulüz kendimizi bir yerde unuttuk bulamıyoruz!
Günümüzde pek havalı bir şey 'meşgul' olmak, ajandayı tıka basa doldurmak, kafa kaşıyacak zaman bulamamak, çat burada çat başka yerde olmak. Rütben ışıldıyor, sözüm ona değerin artıyor, saygınlık puanların birikiyor, adamdan sayılıyorsun, takdir ediliyorsun, onaylanıyorsun.
İş, iş, işmiş... çalış, çalış, çalışmış...
Peki ya aniden durursak ne olacak? "

Mutlu muyum"
Diyelim evde kendimizle baş başa koca bir gün geçirmek durumunda kalırsak ne olacak?
Hop hooop! Kitap yok, DVD yok, gelen giden yok, televizyon yok, uyuklamak yok, yok Allah yok! Bizi oyalayacak, düşüncelerimizi meşgule alacak hiçbir şey yok yani!
Yasak! Sadece sen ve de sen!
Çok yakın bir zamana kadar bu fikrin kendisi bile panik atak sebebiydi benim için. Yalnız kalmak mı? Uyumadan, bir şeyle uğraşmadan, öylece tek başıma kendimle kalakalmak mı? Ooo yooo!
Kolaysa yüzleş derinlerdeki sorularla ve sorunlarla, kolaysa kalbindeki çığlıklara tıka kulağını, hesaplaş dur kolaysa!
En fenası, sor kendine o en zor soruyu; "Gerçekten mutlu muyum?!"
Fakat sen ne kadar kaçarsan kaç, sen ne kadar yüzleşmemek için tüyersen tüy bir an geliyor aynalar tenhada kıstırıyor seni.
Rahatsızlanıyorsun kendinden, "Eeee?" sorusu kanırtmaya başlıyor içini... "Eee?", gece yatağı bulamayacak kadar fazla çalışıyorum, bir koşturmacadır kaptırmış gidiyorum, iyi kötü para da kazanıyorum fakat "Eeee?"
Bu kadar tepişme neden? Nereye koşuyorsun dostum ve neden?
Çoğumuz mutlu olup olmadığımızı bile bilmiyoruz.
Eh kendimize sormazsak bilemeyiz ki.

Meşgul olmak...
Hatta şu an sürdüğümüz hayat istediğimiz hayat mı, onu bile bilemiyoruz.
Hayallerimizi hangi çekmeceye sakladık, unuttuk bir bilene sormadık, yuvarlanıp gidiyoruz.
Sonuç: suratlar ekşi... ne eğlenmeyi becerebiliyoruz, ne fark yaratabiliyoruz, ne de doya doya gülebiliyoruz, ne tatmin olabiliyoruz.
Son günlerde 'Kuantum'a sardım sevgili okur. Okuyorum okuyorum, düşünüyorum... bir tuhaflaştım bu ara; evde kalmak, kendimle baş başa olmak, o sormadığım soruları sormak istiyorum.
Mesela "İmkânsız diye bir şey yoktur" diyor Kuantumcular. O zaman hayatımdaki bazı şeyleri imkânsızlaştıran ne?
Ben miyim? Ona da kafa sallıyor Kuantumcular. "Sensin" çekiyorlar, "Her şeyin sorumlusu, sebebi sensin, suçu başkalarına atmak yok."
Ve şu cümleyle kafamı duvara vuruyorlar "Meşgul olmak, yaratıcı ya da üretici olmak anlamına gelmez."
Oysa en büyük kâbusum; yaratamamak. Her yazı yazışımda, her yeni şarkıyı bitirdiğimde titreme geçiriyorum; ya bir daha yazamazsam, ya daha iyisini yazamazsam?.

Değiş Tonton!
Şaka değil tarih tek atışlık, üç beş yıllık başarılarla dolu! Sonra ne oldu o insanlara? O şarkıları yazan, o filmleri çeken, o senaryolara imza atanların ruhları nereye gitti? Yaratıcılık onlarda ne zaman ve nasıl bitti?
Peki hem çalışıp, hem yaratıp, hem mecburiyetlere vakit bulup, hem de kendim için bir şeyler yapmayı becerebilir miyim gerçekten? Çok meşgul olup oradan oraya savrulmaktan bıktım da.
"O zaman değişeceksin" buyuruyor Kuantum. "Değişim zor bir yoldur ama tek yoldur. Değişeceksin!"
Ve ekliyor; "Gelişebilmek ve yaratabilmek için ara vermek zorundasın. Bir de rutini kırmak!"
Nasıl yani? Her gün yaptığımız şeyleri yapmamak yani. Alışkanlıklarımızı değiştirmek. Böylece bakış açımız da değişecek. Böylece beslenebileceğiz, böylece başka gözlerden görebileceğiz.
Ah bir de ara vermeyi becersek! Bir de gerçekten sadece kendimiz için bir şeyler yapmayı denesek...
Hadi bakalım, hop hop hop değiş Tonton!

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN