AYŞE ÖZYILMAZEL AYŞE ÖZYILMAZEL

Odalarda ışıksızsın be abi

Benim birilerine kötü bir haberim var; "daya Allah daya, elde ne varsa daya" dönemi sona ermiştir.
Yıl 2010, aylardan aralıktır ama bu kapı size aralık değildir artık, üzgünüm ama kapalıyız abi.
Yani kendini güncellemeyenlere, aynı pilavı pişirip pişirip önümüze koymaya çalışanlara, gençliği, dünyayı, Türkiye'yi takip etmeyenlere, "ben yaparsam olur o kadar"cılara kapalıyız abi.
Bir döneme imza attınız, tamam.
Ve fakat lütfen çimlere basmayınız, lütfen bizimle dalga geçmeyiniz.
Bir müzisyen abimiz var. Kendisi "dönüyooor, dönüyooor" çığlıklarıyla piarlanıyor haftalardır.
Bir şarkı yazmış. Şarkıyı öyle böyle değil 365 günde yazmış. "365 günde 9. Senfoni'yi mi yazdın?" sorumuzu bir kenara bırakıyoruz. Sabahlar uzak, bu soru tuzak olayı.
Sonra yine cinpiarcı marifetiyle aynı şarkının 150 bin TL olduğunu öğreniyoruz. Gömeç'teki yazlık ev de dahil herhalde.
Ve bir akşamüstü e-mail kutumuza düşüyor şarkı. İnsanoğlu meraklıdır. Bu kadar köpürtmeye "usta" ne etmiş, "yılın şarkısı" neymiş bakalım coşkusuyla play'e basıyoruz.
Basmaz olaydık, biz bunu duymaz olaydık.
Bu ne yahu? Kamera şakası mı? Sabır imtihanı mı?
Yıl 2010, aylardan aralık... Sen bana 90'ların müziği, doksanların dolgu cümlelerini satamazsın abi (İçimdeki Erman Toroğlu coşar).
Kredilerini kullana kullana beni de kullanamazsın.
Vakti zamanında alkışladık diye bizden hâlâ alkış bekleyemezsin. Ego bulutlarından biraz inmek gerekmez mi?
Bakalım kimler dinleniyor, hangi cümleler kuruluyor, bu insanlar ne kovalıyor fikri akla düşmez mi?
Yoook! Bizde hep aynı.
O kadar bilirler ki her şeyi, burunlarının ucunu göremezler işte.
İlk etapta otovicdan devreye giriyor ve üzülüyorum her defasında. Sonra dönüp çevremdeki arkadaşlarıma, kendime ve diğerlerine dikkat ediyorum. Biz burada canımızı dişimize takacağız, nereye ne çaldıralım diye saatlerce kafa patlatacağız.
Bir müzisyen çıkıp gelecek stüdyoya. Hem yaylıları çalacak, hem vurmalı sazları, sonra eline udunu alıp hepimizi şaşkına çevirecek. Gençlerin evde bir eşofman bir gitar kaydettikleri şarkılar YouTube'da yüzbinlerce tık alacak. Rekabet zirve yapacak. Tek bir ses için haftalarca stüdyolarda tartışmalar çıkacak.
Herkes "yeni" bir şey denemeye çalışacak. Sen bana 90'lardan kalma işi 150 bin TL reklamıyla kakalamaya çalışacaksın. Sen üstat sayılacaksın. Yok abi, üzgünüm abi. "Ölürüm ölürüm senin için, hapislere düşerim" gibi sözler de yok artık.
Dedim ya bünyeyi hep güncellemek lazım. Esprini, dilini, kıyafetini, bakış açını, izlediklerini, dinlediklerini hep güncellemek lazım.
Ve saygı duymak lazım. Yok öyle kendi dağında gururlanmak abi.
Bu işi yapıyorsan Ozan Doğulu da dinleyeceksin, Yalın da, Rihanna da, Demet de, Ortaç da, Manga da, Erdem Ergün de, Maroon 5 da, Rihanna da, Volkan Konak da, İsmail YK da...
Ne bulursan dinleyeceksin ki uykundan uyanıp döneme uyanacaksın.
Denemekten korkmayacaksın. Sonunda çok beğenilirsin belki de hiç beğenilmezsin ama yenileneceksin, deneyeceksin. İlk günkü gibi...
150 bin TL'lik şarkıymış...
Yolu sevgiden geçen herkesle buluşurmuş. E iyi de bizim de yolumuz sevgiden geçiyor seninle bir türlü buluşamıyoruz! O ne olacak?
O kadar uzaktasın ki bence o yüzden buluşamıyoruz.
Mazhar Alanson gibi bir adam var mesela. Ondan bir an ayrılmak istemiyoruz. Neden?
O bir cümle yazıyor, biz bir hafta düşünüyoruz. Sence neden?
Çünkü o güncel, çünkü o merkezde.
Öyle Ege'de bir köyden hayata bağlanılmıyor işte.
Son sözüm de kendini akıllı zanneden basın danışmanlarına: eğer ürün kötüyse fazla reklam markanızı parça parça eder. Bu dönemde bu kitle eski numaraları yemez, odalarda ışıksız kalıverirsiniz sonra.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.