EMRE AKÖZ EMRE AKÖZ

Türklerin cazla imtihanı

Akbank Caz Festivali bu yıl 27'inci yaşını kutluyor. Festivalin açılışı, Yönetim Kurulun Başkanı Suzan Sabancı Dinçer ve Genel Müdür Hakan Binbaşgil'in verdiği davetle yapıldı.
Sakıp Sabancı Müzesi bünyesindeki The Seed isimli konser-konferans salonunda Vanessa Rubin ve üçlüsü sahne alıyordu. Seed normal olarak eğimli, basamaklı bir mekandır. İçeriye girdik ki ne görelim; Vakko ile yapılan işbirliği sonucunda siyah duvarlı, beyaz masalı, kırmızı ışıklı bir caz kulübe dönüştürülmüş. Bu arada taban da düzleştirilmiş.



Ben fikri beğendim. Konser, askerler gibi koltuklara dizilerek değil, bir caz kulübündeymiş gibi dinlenecekti. Bu arada servis de devam edecekti.
Fikir bence gayet güzeldi de; kimin için? Caz müziğini sevenlere... Oraya caz dinlemeye gelenlere. Yani yüz kişiden sadece 5'ine... Çünkü bizim burjuvazi caz maz sevmez. Esas ilgileri yerli müziğedir. Genç olanlar dans edilecek müziği tercih eder.
Vanessa Hanım, All Blues adlı ünlü parçayı söylerken, piyanisti Kerem Görsev ile karşılaştık. 'All Blues'u beğendin mi, dedim. "Piyanoyu duyamıyorum ki" deyip gitti. Konuşmalar ve kahkahalar sanatı bastırmıştı.
Ayrıca bu tip davetlere görmek ve görülmek üzere giderler. Siyahın hakim olduğu, loş bir mekanda birbirlerini göremezler ki!
Konser salonuna giren insanlar, kolay kolay kalkıp gidemez. Ama böyle serbest bir mekanda 'kaybolmak' kolaydır. Nitekim ilk yarım saatin sonunda eksilmeler başladı. Bir saatin bitiminde mekanın yarısı boşalmıştı.
Bence Akbank Caz yenilik arayışından vazgeçmesin. Temel fikir doğru... Bir-iki denemeden sonra orta yol bulunacaktır.
Not: Belki farklı tarzda bir sanatçı-grup düşünülebilir. Örneğin bu yıl gelecek hoplamalı, zıplamalı gruplardan biri ya da pop-caz yapacak olan Kenan Doğulu gibi...

***

Doğu Ekspresi'nde Cinayet

Şimdi atıl durduğuna bakmayın. Sirkeci Garı bir zamanlar kartaldı. Avrupa'dan gelen meşhur Doğu Ekspresi'nin (Orient Express) son durağıydı.
Eskiden "Şark Ekspresi" denilen, Doğu Ekspresi o kadar ünlüydü ki cinayet romanlarının kraliçesi Agatha Christie, orada geçen bir olayı konu edinmişti: Murder on the Orient Express (Doğu Ekspresi'nde Cinayet).
1934 tarihli romanda, Christie'nin Belçikalı detektifi Hercul Poirot, lüks trenin zengin yolcularını ve görevlilerini incelikli biçimde sorgulayarak cinayeti kimin işlediğini buluyordu.


David Suchet

Romandaki Poirot'yu severim ama sinemada canlandıran aktörlerden biri olan David Suchet'ten hoşlanmam. Rol kesen bir karikatür gibi gelir bana.
Ancak artık yeni bir dedektif var: Bilhassa Wallander dizisinden beri çok sevdiğim Sir ünvanlı Kenneth Branagh.


Kenneth Branagh

Branagh'ın hem yönettiği, hem oynadığı 2017 yapımı Doğu Ekspresi'nde Cinayet filminin ilk Türkiye gösterimi nerede yapılacak biliyor musunuz? İKSV Galaları kapsamında 7 Kasım Salı akşamı DHL Express sponsorluğunda Sirkeci Garı'nda!
Filmde ayrıca Johnny Depp, Michelle Pfeiffer, Penelope Cruz, Willem Dafoe gibi ağır toplar rol alıyor. Kısmet olursa filmi Branagh-Suchet karşılaştırması yaparak izleyeceğim.

***

Saf ve temiz Yeşilçam?

Antalya Film Festivali kapanış töreninde Süheyl ve Behzat Uygur kardeşler, Yeşilçam Sahnesi adlı müzikli şarkılı şirin bir gösteri sundu. Çok alkışlandılar.
Aynı gösteriyi bir gece önce, festival konuklarının kaldığı Rixos Downtown Oteli'nde izleme fırsatım oldu. Seyirciler arasında Suzan Avcı ve Şerif Gören gibi bu işe çok emek vermiş oyuncu ve yönetmenler olduğu için atışmalar yapıldı ve şov daha da eğlenceli hale geldi.
Uygur Kardeşler eski filmlerden söz ederken, tanıdık bir klişeyi tekrarlayıp durdular: "Saf ve temiz Yeşilçam"... İnternette de aynı klişe dönüyor: Yeşilçam filmleri bize saf ve temiz duygularla sesleniyormuş... Niye ki? Eskiden teknoloji geriydi ama insanlar aynıydı. Yine sanatçılar birbirini çekemezdi, yine yönetmenler güzel oyuncuları yatağa atmaya çalışırdı, yine envaiçeşit sahtekarlık yapılırdı.
Film konularına ve ilettikleri duygulara gelirsek: Aşksa, aşk şimdi de var. Kavga da var, dayanışma da var, arkadan bıçaklama da var. Çok merak ediyorum: "Saf ve temiz duygular" lafını acaba kim çıkardı?

***

İçimizdeki çocuk

Usame Bin Ladin, Amerikan yapımı Tom ve Jerry adlı çocuk çizgi filmini izler, İngilizlerin ünlü komedi dizisi Mr. Bean'den hoşlanırmış.
Amerikan istihbarat teşkilatı CIA, 2011'de Pakistan'da öldürülen Usame Bin Ladin'in saklandığı yerde ele geçirdikleri dijital malzemeleri halka açtı: Yazışmalar, planlar, raporlar...



Bir kısmı da hoşça vakit geçirmek için izlenen veya hobilere yönelik materyal... Bunlar arasında kedi-köpek kovalamasının anlatıldığı Tom ve Jerry filmleri ile İngiliz komedi dizisi Mr. Bean hemen ilgi çekiyor.
Tahmin edileceği gibi Batı medyasının bir kısmı, Bin Ladin'in bunlarla ilgilenmesiyle dalga geçti. 11 Eylül saldırısını planlamış kana susamış canavar hiç böyle gülünç şeylerle uğraşır mıydı?
Halbuki son derece insani bir durumdan söz ediyoruz. Sadece Bin Ladin değil tarihe damgasını vurmuş birçok siyasi lider, hasımlarının "çocukça" bulduğu pop kültür eserleriyle ilgilenmiştir.
Mesela 1983-1993 yılları arasında başbakanlık ve cumhurbaşkanlığı yapan Turgut Özal'ın, Red Kit okuduğu ortaya çıkmış... Çıkar çıkmaz da muhalifleri hemen dalga geçmeye başlamıştı. (Ben bu yaklaşıma bozulmuştum, çünkü ben de Red Kit okurum.)
Turgut Özal'ın Red Kit sevgisiyle dalga geçenlerin çoğu Kemalist cenahtandı... Daha sonra Atatürk'ün hayatını okurken neyle karşılaştım biliyor musunuz? Atatürk bir İzmir seyahatinde sinema kapatıp Şarlo filmleri izlemişti. İzlerken de kahkahalarla gülmüştü. (Zaten gülmek için izliyordu.)
Bugün Bin Ladin'e gülenler, kim bilir evlerinde hangi çocuk filmlerini izliyor, kitaplarını okuyor, hatta oyuncaklarla oynuyor?

BİZE ULAŞIN