EMRE AKÖZ EMRE AKÖZ

Ağaçta yetişen makarna

Bugün 1 Nisan Şaka Günü... Geçmişi 16'ıncı yüzyıl Fransası'na kadar uzanıyor. O zamanki takvime göre Fransa'da yılbaşı 25 Mart günüdür. Kutlamalar 1 Nisan'a kadar sürer.
Derken 1564 yılında, Kral 9'uncu Charles ani bir kararla yılbaşını 1 Ocak tarihine alır. (Amacı takvim birliği sağlamaktır.)
Ancak bu karar sıradan insanları pek etkilemez. Tabii bir de krala direnmek için kutlamaları 25 Mart -1 Nisan arasında yapmaya devam edenler vardır. İşte o yıldan sonra Nisan Şakaları başlar. Yeni yılı geç kutlayanlara Nisan Şaşkını (veya Aptalı) denir.
Özetle 1 Nisan Şaka Günü, Fransız halkından çıkmış bir olaydır. Nisan şakaları ancak iki yüzyıl sonra İngiltere'ye ulaşır. Sonra da diğer ülkelere yayılır.
Evet, olay geç gelmiştir ama en güzel şakaların bazısı Ada'da yapılır. Üstelik BBC gibi ciddi bir yayın kurumu da bunlara katılır. Benim bildiğim en güzel BBC 1 Nisan esprisi şöyle bir şey:
Yıl 1957... BBC Panorama programı bir spagetti haberi yapar. Haberde, İsviçre'nin güneyinde, İtalya sınırına yakın yaşayan Ticinolu bir aile, spagetti ağacından ilk meyveleri toplamaktadır. Sunucu, genç kızların dallardan aşağıya sarkan ince makarnaları sepetlere dolduruşunu, son derece ciddi bir sesle anlatmaktadır.
Meşhur İtalyan yemeği spagetti o vakitler Britanya'da fazla tanınmaz. Yani undan yapıldığını bilmeyen çoktur. Birçok seyirci "Ha, demek spagetti buymuş" der.
Bilenler ve haberi mantıksız bulanlar ise kurumu telefon yağmuruna tutarak, "Bu ne biçim haber" diye tepki gösterirler. Tepki gösterdikleri anda da, tuzağa düşmüş, birer Nisan Şaşkını olmuşlardır.
Not: Meraklısı bu harika 1 Nisan şakasını YouTube'tan izleyebilir. "BBC spaghetti harvest" yazarsanız hemen karşınıza çıkıyor.

***

Selamdaki gizli mesaj

Gündelik hayata ilişkin araştırmalar en çok ABD'de, sonra İngiltere'de ve Almanya'da yapılır. Sözünü edeceğin çalışma ise Fransa'dan.
Paris Bilimsel Araştırmalar Ulusal Merkezi'ndeki bilimciler kelimeleri tonlama şeklimizin, karşı tarafa nasıl bir izlenim verdiğini araştırmışlar. Yaptıkları şey basit: İnsanlara çeşitli şekillerde "Bonjour" dedirtmişler. Sonra da bunları başkalarına dinletmişler.
Bonjour, "iyi günler" demek. İngilizcedeki hello. Türkçeye "merhaba, selam, günaydın" diye de çevrilebilir.
Sonuç çok ilginç... Bu basit, sıradan, trilyon kere tekrarlanmış sözcükle bile karşımızdakine sessiz mesajlar iletiyoruz. Bunu ses tonumuzla, kelimeyi vurgulama şeklimizle yapıyoruz.
Peki, ne diyor bu mesajlar? İki temel mesajdan birini veriyoruz karşımızdakine:
1) Ya öncelik alan, hakimiyet kurmaya çalışan, üstünlük oluşturan, tepeden bakan, alaycı bir tarzda merhaba diyoruz...
2) Ya da karşımızdakine güven vermeyi amaçlamış, adeta "Bana itimat edebilirsin" diyen, eşitlikçi bir şekilde merhaba diyoruz.
Batı dillerindeki vurgulamalar ile Türkçedeki vurgulamalar farklı olduğu için örnek vermiyorum. Ancak biraz dikkat ederseniz selamlama sözlerindeki gizli mesajı siz de algılarsınız.
Mesela adamın ağzından "Selamünaleyküm' kelimesi çıkıyor ama aslında "Bir susun da beni dinleyin" diyor. Bir başkası ise aynı kelimeyi kullanarak "Sizi gördüğüme sevindim" mesajı iletiyor.

***

Dumankeş kadınlar

Geçen gün sohbet ediyoruz. Bir hanım arkadaş yanımızdan geçerken selam verdi. Nereye? Sigara içmek için bina dışına çıkıyordu. Canım sıkıldı... Ona dedim ki: "Türkiye'deki kanser vakaları hakkında atıp tutan çok... Çernobil yüzünden şöyle olmuş da, mobilyacılıkta kullanılan bilmem ne tutkalı kanser yapıyormuş da... Yalan yanlış bir sürü laf. Halbuki bir alan hariç, Türkiye'deki kanser vakaları normal seyrinde...
Yani gözlenen artışlar beklentilere uygun. Yaşam kalitemiz yükseldiği için artık daha uzun yaşıyoruz. Eskiden diyelim ki 68 yaşında ölürken, artık ortalama 78 yaşında ölüyoruz. Bu da haliyle kanser vakalarını artmış gibi gösteriyor.
Aynı Alzheimer hastalığı gibi... 50 yıl önce Alzheimer'a nadiren rastlıyorduk. Çünkü insanlar Alzheimer'a yakalanma yaşına ulaşmadan zaten ölüyorlardı.
Ancak bir nokta var ki o konuda kanser, yaştan ve yaşam kalitesinden bağımsız olarak gerçek manada artıyor.
Nedir o nokta? Şu: Kadınlardaki akciğer kanseri... Toplumsal hayata katılan, eğitim alıp iş hayatına giren kadınlar sigara içmeye başlıyor. (Tabii hepsi değil ama hatırı sayılır bir miktarı.) Bu durum, kanser vakalarını, göreceli (izafi) olarak değil 'mutlak' olarak artırıyor.
Özetin özeti, ne olur sigara içmeyin."
Bu sözleri dinleyen hanım arkadaş, "Çok haklısınız, benim sigara içen annem akciğer kanseri oldu" dedi.
Peki, bu diyalogdan sonra ne yaptığını tahmin edebilir misiniz? Evet, bildiniz: Arkadaşımız, "Pardon, beni bekliyorlar" deyip yanımızdan ayrıldı. Elinde çakmağı ve sigara paketiyle dumankeş dostlarının yanına gitti.

BİZE ULAŞIN