FERHAT ÜNLÜ FERHAT ÜNLÜ

CIA’in ilk kadın patronu: Gina Haspel

"Adı geçen yazarlardan -istihbaratçılığı aleni olanları hariç- hepsi, 'Gizli servislerle işim olmadı' demiş kişiler. Öyleyse bunun tersine inanabilirsiniz. Çünkü bu âlemde şiddetli, sistematik inkârın ne anlama geldiğini artık biliyorsunuz: İnkâr, casusun namusu!"

17 Eylül 2017'de bu köşede yayınlanan 'İnkâr casusun namusudur' başlıklı yazı bu cümlelerle bitiyordu. Geçtiğimiz Salı Amerikan Merkezi Haber Alma Teşkilatı'nın (CIA) başına -ülke tarihinin ilk kadın istihbarat patronu olarak- getirilen Gina Haspelde meslektaşları gibi inkârı şiar edinmiş bir istihbaratçı. Nereden mi biliyoruz? CIA'in türlü işkence yöntemlerinin tatbikçisi olduğu halde kendisine yöneltilen tüm suçlamaları kurumu üzerinden sistematik biçimde reddetmesinden…

ABD Başkanı Donald Trump'ın CIA'in başına atadığı Haspel, CIA'e 1985 yılında -29 yaşında iken-girdi. 1 Ekim 1956 doğumlu. Bir Terazi Burcu kadını. Aynı kurumda çalışan meslektaşı Joseph Augustyn, Newsweek'e verdiği demeçte "İstihbarat işini bilir. Tam da ihtiyaç duyulan biri" diyor.

İstihbarat işini bilmekten kastı, tarihin en eski bilgi alma yöntemi olan -kelimenin soft anlamıyla- sert sorgu, düz söyleyişle de işkenceli sorgu ise Haspel'in bu alanda ciddi ihtisas yaptığı muhakkak! Öyle ya, elde şüpheli varsa elektronik istihbarat (Electronic Intelligence-ELINT) ve insana dayalı istihbarata (Human Intelligence-HUMİNT) ne hacet var diyerek sert sorgunun bilumum çeşitlerini uygulatmış biri Haspel. Bu yöntemi, teröre karşı küresel savaşın en karanlık yıllarında, CIA'in Kontr-Terör Merkezi'nde görev yaptığı dönemden beri kullanıyor.

UÇAKTA İŞKENCE PROGRAMI!

Haspel, CIA'in uçak seyahatinde işkence programının mimarlarından. Bu işkence uçuşları ABD'nin istihbarat patronajınca inkâr edilse de Uluslararası Af Örgütü'nün ve Avrupa Konseyi'nin raporlarıyla belgelenmişti. Bu belgelerden yola çıkılarak hazırlanan haberler, ABD ve İngiliz basınında çarşaf çarşaf yayınlandı.

Haspel denilince akla deniz aşırı uçak ve gemi yolculuklarındaki mobil işkence merkezleri, Ebu Greyb Hapishanesi, Diego Garcia Adası ve Guantanamo geliyor. Zira onun operasyon planı ile 11 Eylül saldırılarından sonra pek çok kişi, El Kaide üyesi olduğu gerekçesiyle Mısır, Pakistan, Özbekistan, Ürdün, Fas, Tayland ve başka pek çok ülkeye götürülürken yolda işkencelerden geçirildi.

Bu işkence seyahatlerindeki son duraklardan biri Hint Okyanusu'ndaki Diego Garcia Adası'ydı. Buraya kaç kişinin götürüldüğü ve işkence merkezlerinde öldürüldüğü bilinmiyor. Haspel'in Tayland hapishanelerinde 'gelişmiş sorgu teknikleri'ni uyguladığı da sır değil.

Haspel'in Tayland'ta yönettiği bir gizli işkence hapishanesinde terör şüphelilerine su işkencesi yapıldığını gösteren video görüntülerinin imha edildiği de açığa çıkmıştı.

İngiliz Telegraph Gazetesi'nin haberine göre GinaHaspel, 2002'de terör şüphelisi olarak alınan Ebu Zübeyde ve Abdal Rahim al-Nashiri'nin su işkencesi gördüğü 'siyah alan' biriminden sorumluydu.

Gizliliği kaldırılan CIA belgelerinde de El Kaide şüphelisi Ebu Zübeyde'nin bir ay içinde 83 kez 'waterboarding' (suda boğulma hissi verme) yöntemiyle sorgulandığı açıklanmıştı. Haspel işte bu olayın da baş sorumlusu olarak görülüyor. Haspel'in ayrıca, 2002 yılında Cumhuriyetçi Başkan George W. Bush yönetiminde kurulan 'Kedi Gözü' adlı bir gizli hapishaneden de sorumlu olduğu belirtiliyor.

Haspel'in işkenceci geçmişine dair söylentiler ayyuka çıktığı içindir ki, ABD'nin istihbari anlamda uydusu olan Almanya merkezli Avrupa Anayasa ve İnsan Hakları Merkezi örgütü Alman savcılardan Haspel hakkında tutuklama kararı çıkarılmasını bile talep edebildi.

Haspel, CIA'in gizli operasyonlarına destek veren National Clandestine Service'in başkan yardımcılığını yaptı. Geçen yıl Mike Pompeo'nun yardımcılığına getirildi. Pompeo o dönemde Haspel için 'örnek bir istihbarat çalışanı' demişti.

Trump'ın geçtiğimiz Salı günü Dışişleri Bakanı RexTillerson'ı görevden alması üzerine bu göreve Pompeo getirilince boşalan CIA Başkanlığı koltuğuna onun sağ kolu Haspel atandı.

Haspel, geçen yıl başkan yardımcılığına atandığında bile senatörler bu tasarrufa tepki göstermişti. RonWyden ve Martin Heinrich adlı senatörlerin o dönemde CIA Başkanı Mike Pompeo'ya, Haspel'in CIA'deki geçmişi konusunda sorular içeren bir mektup yazdığını hatırlatalım. Elbette mektubun ana teması işkence konusuydu.

Şimdi de Haspel'in CIA Başkanlığı'na ABD Senatosu'nda Demokratlar'ın tamamı tarafından karşı çıkılacağı ve bazı Cumhuriyetçiler'in de Gina Haspel için olumsuz oy kullanacağı söyleniyor.

Eğer Senato'da Trump ve elbette kendisi açısından korkulan olmaz da çoğunluk sağlanırsa Haspel resmen ülkesinin ilk kadın istihbarat başkanı olacak. Ve görünen o ki, mesleğinin namusu olarak görülen inkârı bundan sonra daha sistematik biçimde kullanacak.

İNGİLİZLER'LE BAŞLADI

Haspel, istihbarat tarihinin ilk kadın başkanı değil. Daha önce yine bir Anglosakson ülkesinde, İngiltere'de kadın istihbarat başkanı görev yapmıştı:

Eliza Manningham-Buller. 1974'te istihbaratçılığa adım atan Buller, 2002-2007 arasında İngiliz İç İstihbarat Servisi MI5'ın başkanlığını yürüttü. Buller, 1992'de İrlanda Kontr-Terör Bölümü'nü de kuran isimdi.

İngiltere'nin Irak savaşındaki rolünü sorgulayan Chilcot Komisyonu'na bilgi veren Buller, MI5'ın Irak'tan gelen tehdidi düşük olarak değerlendirdiğini, bu yüzden Irak'ın İngiltere'yi hedef alan terör saldırıları yöneltmesi olasılığının da zayıf bulduğunu söylemişti. Bu, ABD ve İngiltere'nin Irak'a girme gerekçesinin yersiz olduğunun göstergesiydi.

OSMANLI'YI PARÇALAYAN KADIN

Tarihteki kadın casusların en ünlülerinden biri İngiliz Gertrude Bell. Meşhur İngiliz casus Thomas Edward Lawrence'ın çağdaşı olan Bell, geride dokuz kitap, 16 günlük, 7 bin fotoğraf, bin 600 mektup ve çok sayıda şifreli casus belgesi bıraktı. Fakat en büyük ve şeytani eseri, parçalanmış Osmanlı toprakları idi. Bell'in hikâyesinin ayrıntılarını da yine bu köşede yayınlanan 8 Mayıs 2016 tarihli 'Dişi Lawrence'ın sıra dışı öyküsü' başlıklı yazıda bulabilirsiniz.

Bir diğer meşhur kadın casus olan Mata Hari Almanya'ya çalışıyordu. Ancak double (çift taraflı) ajanlık yapıyordu. Bununla birlikte asıl bağlı olduğu güç Almanya idi.

Fransızlar onu -elbette deneyerek- devşirmek üzere Belçika'ya altı Fransız ajanla ilişki kurmak üzere gönderdiler. Bu altı ajan Almanlar tarafından yakalanıp kurşuna dizildi. Mata Hari de sonunda kurşuna dizilecek ve Almanya Birinci Dünya Savaşı'nda yenilecekti.

BİZE ULAŞIN