HASAN BÜLENT KAHRAMAN HASAN BÜLENT KAHRAMAN

Lezbiyen sevişmenin performansı

Çağdaş sanatçı Şükran Moral'ın seyircilerin önünde bir başka kadınla seviştiği performans tartışmalara yol açtı. Oysa performans, Moral'le başlayıp biten bir sanat değil. Dünyada çok daha özgün öncü ve örnekler var

ŞÜKRAN MORAL'ın yaptığı performans epey ilgi topladı, büyük tartışma uyandırdı. Ben izleyiciler arasında yoktum. Moral, bir başka kadınla yatağa girip bir grup insanın karşısında apaçık sevişmiş. Seyircilerin bazıları salonu terk etmiş, bazıları yanlarındaki kadınlara karşı mahcup düşmüş. Kimisi ahlak zabıtası gelecek diye beklerken, galerinin sahibi içeri dalıp performansı bitirmiş. Ertesi günler gerek basında gerekse televizyon programlarındaki tartışmaları izledim. Dinlediklerim karşısında hayret ettim. Dünyada 1960'lardan bu yana devam eden ve çok daha 'şiddetli' örnekleri yaşanmış bir sanatsal etkinlik, hiç o kültüre ve tarihe referans verilmeden, sanki Moral'la başlamış ve bitmiş gibi ele alınıyor; ya ahlaki açıdan ya da 'bu sanattır-değildir' yavesiyle irdeleniyordu. Oysa, dediğim gibi, benzeri birçok etkinlik sanat tarihinde yerini almıştır ve performans çok uzun bir süredir çağdaş sanat üretiminin en önemli köşe taşlarından biridir. Performans Çalışmaları bugün Amerikan üniversitelerinde başlı başına bir disiplindir. Performans için bir başlangıç tarihi vermek gerekirse bu hangi yıldır, bilemem. Ama her şeyin 1960'larda başladığını söylemek mümkün. Birçok şeyin olduğu gibi onun arkasında da Beuys var. Birbirinden ilginç performanslar gerçekleştiriyordu ve 1960'larda, 70'lerde ortaya koyduğu bu 'işler' veya çalışmalar daha sonra ardından gelecek olanlar için alabildiğine önemliydi. Kafasını bal ve altınla kaplıyor, kucağına bir ölü tavşan alıyor ve ona sanat anlatıyordu (1965). 'Ben Amerika'yı seviyorum, Amerika beni' (1974) isimli performansında, uçakla Amerika'ya gidiyor, bir ambulans sedyesinde galeri mekanına taşınıyor, orada bir çakalla üç gün üç gece, gerilim içinde, birlikte kalıyordu. Sürenin sonunda çakalla kucaklaşıyor, gene ambulans ve uçakla Almanya'ya geri dönüyordu. Amerika'ya gitmiş ama toprağına ayak basmamıştı, ülkeyi görmemişti.

PERFORMANS SANATININ ÖNCÜLERİ
Bunlar toplumsal kökeni olan işlerdi. Oysa o yıllarda Viyana Eylem Grubu daha 'sert' işler yapıyordu. Kökenleri Hıristiyan metafiziğine inen, kurban, kan, öldürme, orji gibi kavramlarla bütünleşen Muehl'in, Nitch'in, Schwarzkogler'in bu çalışmaları gene 1960'ların ortasıyla 70'lerin başına yayılıyordu. Yves Kelin'ı ve 'antropometric' işlerini unutmuyoruz. Belki hepsinden daha önemlisi ise o yıllara damgasını vuran kadın performansçıların işleriydi. Başını Carolee Schneemann çeker. Önce taze kesilmiş, kanlar içindeki hayvan bedenleriyle ve diğer objelerle, kadınlı erkekli, yarı çıplak yedi sekiz kişi tam bir orji gerçekleştirir. Yıl 1964'tür. 'Olay' Paris'te geçer. 'Et Keyfi'dir (Meat Joy) işin adı. Aradan geçen 10 yılda başka çalışmalar yapar ve nihayet 1975 yılında 'İç Dürüm (Interior Scroll)' adlı işini gerçekleştirir. Bir sandalyenin üstüne çıkar. Çırılçıplak vücudunu kısmen boyar. Önce pozlar verir, bir kitaptan parçalar okur. Nihayet hafifçe bacaklarını eğerek vajinasından kat kat katlanmış bir kağıdı çekip çıkarır ve onu okumaya başlar. Sanat tarihinin en önemli çalışmalarından biridir bu. Beden, kadınlık, kitap, yazı gibi olgu ve edimleri üst üste çakıştırır. Beden dediğimiz gerçeklik yeniden bir ufuk olarak ortaya çıkmıştır. Marina Abramovic'i unutmak nasıl mümkündür? Hangi birini sayalım? 'Ritm 10'u mu? Farklı bıçakları, bir tablanın üstüne gerdiği sol el parmaklarının arasından sağ eliyle geçirip neredeyse hepsini paramparça edişini mi? Şu, büyük aşkı Ulay'la birlikte gerçekleştirdiği 'Mekanda İlişki'yi mi? Boş mekanda çırılçıplak karşılıklı yürüyüp bazen birbirine bütün hızlarıyla çarptıkları, bazen birbirlerini aralarındaki büyük mesafelerle hiç göremeden geçtikleri işi mi? 1977'de Ulay'la birbirlerini içlerinden birisinin takati kalmaya kadar tokatladıkları 'Işık/Karanlık'ı mı? Binlerce taze ayıklanmış hayvan kemiğini teker teker yıkayıp kanlarından arındırdığı 'Balkan Barok'unu mu? 'Yedi Kolay Parça'dan altıncı gece gerçekleştirdiğini mi? Kendisini soyuyor, önce karnına jiletle Nazi svastikası çiziyor, sonra bedenini her yerinden kan fışkırana kadar kırbaçlıyor, ardından sıcak hava üfleyerek kesiği kanatıyor, nihayet bir buz kalıbı üstünde yarım saat yatıyordu. Ancak bir seyirci o kalıbı altından çekip aldığında sona ermişti eylem. Bütün bunlar beden-gerçeklik, bellek, mekan, kimlik, aidiyet, cinsellik, tarih öncesi gibi kavramları gündeme getiriyor. Moral'ın işi ise cim karnında bir nokta. Bir iş sonunda. Bir cesareti var. Ama bağlamı yok. Getirilecek açıklamalar vardır elbette ve her 'çalışma' bir imdir ama, Paris'in, Pigalle semtinde çok küçük bir para karşılığı sevişen kadınları akşam 9'dan sabah 5'e kadar izleyebilirsiniz. Moral da muhtemelen 'peep show'lara gönderme yapıyordur, evinde porno izleyen seyircinin ikiyüzlülüğünü görsün diye kendisini bir ayna olarak sunuyordur, daha birçok neden sayabilirim. Ama yetmiyor işte. Neticede, performans bir felsefedir, sorgulamadır. Elimizdeki iş, o pencereden bakınca, bu kadar 'abartılacak' ne tarihsel, ne içeriksel bir özellik taşıyor. Bugün belki bir yerlerde birisi evinde bir radyo keşfediyordur.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.