HASAN BÜLENT KAHRAMAN HASAN BÜLENT KAHRAMAN

Atina sokakları portakal çiçeği kokuyor

Atina. Tanrıların toprağı diyeceğim. Bir ölçüde doğru. Ama Halikarnas Balıkçısı yıllar yılı antik Yunan uygarlığının aslında İonya yani Batı Anadolu’da doğduğunu belirtti. Gene de Parthenon orada. Sokrates, Platon ve Aristo orada. Köleler ve kadınlar oy vermese de demokrasi orada doğdu

5 Nisan 2017
2009'da gitmiştim. Kriz Atina'yı vurmuştu. Şimdi daha iyi bir Atina bulacağımı umuyorum...
Otele yerleştik. Ama değiştireceğiz. Olacak şey değil. Ama tam karşıda 1932'den beri açık tamamen 'organik' dondurma yapan bir dondurmacı var. Önce oraya gidiyoruz. İlk görüşmemi orada o dondurmalar ve gerçekten güzel espressolarla yapıyorum.
Vakit geçti. Akşamüstü yeni otele taşındım. Karşıdaki lokantada enginar ve mürekkep balıklı risotto yedik. Akşam yemeği.



Cycladic Sanatlar Müzesi'ne gidiyorum. Deste Ödülleri için. Güzel yapıtlar var. Ama hiçbiri beni çarpmıyor. Tersine çok ucuz şeyler de görüyorum. Gene de ilginç. Çıkınca hemen yakındaki Benaki Müzesi'nde Liquid Antiquity diye bir sergi var. Onu dolaşıyoruz. Güncel sanat bakımından o bir katkı.
Atina sokakları neroli/ portakal çiçeği kokuyor. Bana çocukluğumun Antalyası'nı anımsatıyor. Ama bu kadar mı kokar? Başıma vuruyor bu koku. Neredeyse beni boğacak. O derecede yoğun.

6 Nisan 2017
Boşlukta yüzen Parthenon

Benaki Müzesi'ndeydim bir görüşme için sabahleyin. Üst kattaki güzel kafede çok uzun konuştuk. Atina ekonomik krizden çıkamamış. Derinden sarsılıyor. Kültür arkeolojisi yapan genç adamla İstanbul'da yeni bir Bizans/ Hellen merkezi imkanlarını konuşuyoruz. "Tek kuruş harcayamayız. Sadece bilgi aktarabiliriz diyor". Oradan bir galeriye gidiyorum. Genç kadın yeni açılmış galeriyi ayakta tutmak için çırpınıyor. O derecede kötü ekonomi.



Öğlen Documenta başlıyor. Ama saat 16.00'da. Fırsat bilip Paşa Limanı'na gidiyoruz, öğlen yemeği. Balıklar, deniz ürünleri. İn cin top oynuyor. Gün görmüş Atinalılar var etrafta. Sadece ıstakoz yiyip, beyaz şarap yiyorlar. Ne kadar güzel.
Dolaşıyoruz etrafta. Deniz çarpıcı. Bizim Batımız burası. Biz de onların Doğusuyuz. Ama denizimiz ortak işte. Açık mavi rengiyle bende hayaller oluşturuyor, oturduğum güzel Fransız usulü kahvede.
Dönüp ilk bölümünü geziyoruz serginin büyük hayal kırıklığı.
Ardından galerilere gidiyoruz. Birisi tıpa tıp Sultanhamam'a benzer bir muhitte. Çok güzel. Sonra konservatuvara gidiyoruz, Documenta için. Moralim düzeliyor. Nefis yapıtlar görüyoruz. Ses ve görsellik. Sesin görselliğe dönüşümü. Çok etkileyici. Bir daha anlıyorum ki, artık resim taşımıyor bugünün duyarlılığını ve sanatsal ifade arayışlarını. Yerleştirmelerde ve yeni medya sanatlarında var o boyut. Bu sergi de o dengeyi çok iyi kurmuş.
Akşam ne kadar güzel iniyor. Otelin tepesine çıkıyorum ve Parthenon!
Eşsiz bir yapı. Corbusier haklı, boşlukta yüzüyor. Göz göze bakışıyoruz. Işıkları yanıyor. Ama belirsiz. Derken üstündeki gök koyulaşıyor, laciverte dönüyor rengi, derinleşiyor ve Parthenon bütün uçuculuğuyla doğuyor. Bir daha yükseliyor göğe adeta.

7 Nisan 2017
Avrupa'nın rahmi

Büyük bir kolleksiyonerin evine davetliyiz. Çok etkileyici ev de kolleksiyon da. Ama estetik tercihler konusunda çok farklıyız. Ben bu yapıtların çoğunu, çok sevsem de edinmezdim. Tamamen kiçe yakın duran yerleştirme işleri. Lezzetli ama kolay işler. Güncel sanatın en tehlikeli yanı bu: hemen sıradanlığa kaymak.
Öğlen çok eski bir esnaf lokantasındayız. Yemek değil mezemsi şeyler yiyoruz. Ama ne porsiyonlar. Çok lezzetli bulmuyorum her şeyi. Kabul edelim ki, bunlar özünde Anadolu-Türk mutfağı. Çok daha iyileri var bizde.



Documenta'yı geziyorum çıkınca. Mekandan mekana koşturuyorum. Çağdaş Sanatlar Müzesi bir mucize yapı. O kadar çağdaş. Ve mükemmel yapıtlar var. İçim açılıyor. Bambaşka bir evren sanatın dünyası. Kim ne derse desin böyle: iyi bir yapıt insanı yüceltiyor. Çıkınca görüşmelerim var, onları tamamlıyorum. Çok sıkıcıydı son görüşme.
Ayrılınca arabaya biniyoruz ve Parthenon'a çıkıyoruz. Kaçıncı kez geliyorum ve hâlâ ürperiyorum. Tanrıların huzuruna çıktığım için değil bu. Hâlâ çok canlı yaşayan binlerce yıl geçmişe gittiğim için bu duygu. Daha önce de yazmıştım: Avrupa'nın rahmi burası. Çok kapalı, kurşuni bulutlarla harelenmiş ve her şeyi gerçekten trajikleştiren bir göğün altında çok yavaş dolaşıyoruz bu büyük yapıları. Yepyeni ayrıntılar. Daima yeni zaten her şey burada. En önemli özelliği, gerçekten de hiç eskimemesi.
Klasik kavramını, antikite kavramını düşünüyorum açmış gelinciklere bakarak, etrafa yayılan portakal kokularını dinleyerek.
Çıkınca Yeni Akropolis Müzesi'ne gidiyoruz. Küçük bir müze, çok güzel. Ama yeniliği, çağcıllığı etkiliyor insanı. Tschumi iyi iş başardı. Asıl çekiciliği altta görülen antik kent.
Akşamı yan tarafta Plaka'da tamamlıyoruz. Ben Nevizadeyi tercih ederim.

8 Nisan 2017
Kriz içinde çırpınan bir şehir

Mitropolus sokağının çevresinde dolaşıyoruz. Uçağa daha vakit var. Epey açılıyoruz. Çok güzel yerler görüyoruz. Kriz içinde çırpınan bir Atina'da hayatın canlılığını görmek iyi geliyor insana. Güzel, ışıklı bir gün. Ağaçlar açmış. Unutulmuş kiliselerle karşılaşıyoruz. Nefis bir gökyüzü var. İnsanlar dışarıda.
2 bin 500 yıl önce de böyle miydi diyorum, beni uçağa götürecek taksiye binerken.
BİZE ULAŞIN