HASAN BÜLENT KAHRAMAN HASAN BÜLENT KAHRAMAN

Bütün dünya orada Basel

Büyük fiyatlar, görkemli yapıtlar. Çok yeni işler gördüm. Bazılarını çok beğendim. Fakat teker teker galeriler ve yapıtlar bakımından üstünde durulacak bir oluşum değil fuar. Başka açılardan bakmak gerek

11 Haziran 2017
Basel için ne demeliyim, bilmiyorum, küçük İsviçre kasabası, kenti, köyü? Kaç yıldır geliyorum, artık bir tarih sayılabilir Basel'le ilişkimin geçmişi. Yıllar yıllar önce ilk kez buradaki sanat fuarına geldiğimde bugünkü Basel'in yerinde yeller esiyordu. Şimdi o yel esen yerde ne var, o da bir soru: büyük yapılar, daha fazla gelişmiş bir kent. Eski Basel hâlâ aynı: küçük, şirin. Bu tür kentler gibi insana esinler veriyor. Ama hepsinden önemlisi, Basel'in ormanlar içinde bir kasaba olması. Tramvayla merkezin 10 dakika ötesine gidince insan kendisini bir orman ıssızlığında, sükunetinde buluyor. Ağaçların koyu gölgeleri, otların ferah yeşili. Ama bu defa hiç kimsenin görmediği bir sıcak dalgası esiyor Basel'in üstünde.



Pazar. Her yer kapalı. Karşılaştığım bir arkadaşım İsviçre'yi bu nedenle sevmediğini söyledi. Her yerin kapalı olduğu, nefes bile alınmayan bir kent. Yemek yiyecek bir yeri zorla bulduk. Ama nasıl bir sıcak. Sessizlik içinde berbat bir şeyler yedik. Asıl mesele, bunca küçük bir yerleşim yerindeki müzeler, sergiler. Başkaca bir kültürel etkinlik gözüme çarpmadı. Ama Basel Sanat Fuarı belli ki, bu kente bu görsellik anlayışını getirmiş. Onları, tümünü göreceğim. Bugün müze günü.
Avrupa bu demek: böyle bir kentte bile Avrupa sanatının bunca örneğinin yan yana sergilenmesi. Nedir o sanat? Kuşkusuz Rönesans ve öncesi. Fakat hayranı olduğum, doyamadığım 17. yüzyıl Felemenk sanatının bunca örneği hâlâ beni şaşırtıyor. Ama tarihi bilince iş değişiyor. Bu, 1661'de Avrupa'da halka açık ilk müze. Erken Rönsans'ın büyük ustaları yok ve iyi ki, büyük Rönesans ustaları yok, zaten bakmıyorum artık. Bir de modern dönem. Belli ki, bu modernleşme denen hadise Avrupa bilincinde bildiğimizden daha derin yarıklar açmış. O açıdan bakınca modernleşmenin insanlığı, bağırta çağırta, başka bir döneme taşımış. Avrupa tarihinin en ilginç dönemeçlerinden biri 19. yüzyıl sonu ama asıl 20. yüzyıl erken dönemi.
Holbein'ın o şaşırtıcı Tabuttaki İsa tablosunu arıyorum. Holbein ve ailesi burada, Basel'de yaşadı. Meğer yerinden kaldırılıp, anlamadığım bir şekilde Prado'dan getirilen eserlerle birlikte sergileniyormuş. O vesileyle bir de Basel Güzel Sanatlar Müzesi'ne eklenen çok çarpıcı yeni yapıyı gördüm. Artık mimarlıkta gizli veya açık bir 'tapınak' vurgusu buluyorum. Hele çağdaş yapılarda, çağdaş sanat yapılarında büsbütün böyle.
Nihayet Holbein! 30 cm'ye 2.5 metre. Elleri mosmor, çivi izlerini taşıyan İsa. Bir de başka bir yerdeki Grünewald'in çarmıhta yaralı bereli bedeniyle İsa. Batı bilincini bu 'görüntülerle' birlikte okumak gerek. Akşama, bir türlü serinlemeyen havada yenen yemek!... Yazı Basel'de buldum.



12 Haziran 2017
Sanat ve piyasası

A! Otelin karşısında nefis ama bir mahalle kadar büyük yapı: Basel Üniversitesi. Çok güzel! Ama daha vurucusu sabah otel kapısından kaldırıma çıktığımda önüme gelen Jacop Bruckhardt Binası! Sen gel 'baba' Bruckhardt'ı, dünyaya tarih yazıcılığında bir dönemeç aldırmış, bana kaç günler ve zamanlara mal olmuş İtalya'da Rönesans Tarihi kitabının yazarı Bruckardt'la her sabah yüz yüze gel. (İngilizceye de Türkçeye de o adla çevrilmiştir ama orijinali İtalya'da Rönesans Kültürü'dür. Önemi şu: bu ad Bruckhardt'ı 'kültürel tarih' çalışmalarının kurucusu konumuna yerleştirir.)
Ranke'nin öğrencisiydi. Wölfflin de onun öğrencisi ve izleyicisi oldu. İşte Alman sanat tarihçiliğinin kurucu isimleri. Fakat daha ilginci var. Bu Basel Üniversitesi'nde genç bir akademik olarak Nietzsche ders verdi. Bruckhardt'la çok dost oldular o dönemlerde. Sonra Nietzsche ruhsal olarak çökmeye başladı. Akademide gidecek fazla bir yeri olmadığını gördü. Sorrento'ya gitti ve bir 'akademik' olmaktan uzaklaşıp felsefeci oldu. ikisi de Schopenhauer'in etkisindeydi.

YENİ SANAT, GENÇ SANAT
Bütün bunlar şu üniversitenin bünyesinde cereyan etti. Bu gelenek yoksa üniversite nedir ki?... Şudur: Erasmus, Basel'deydi, bir dönem Türkiye'de kuru ve saçma entellektüellerin sanki anlarlar veya bilirler gibi dillerine doladığı, yazılarında, şiirlerinde ha bire adını geçirdiği (Allahım ne iştir bu, bu ne saçmalıktır) 16. yüzyıl doktoru Paracelsus, Jung, Jaspers, büyük fizikçi ve matematiçiler, Bernouilli ve Euler'dir. Hepsi bu okuldaydılar ve okul 1460'ta kuruldu.
Volta'yı gördüm. Liste'yi gördüm. Yeni sanat, genç sanat. Volta'da fazla bir şey yok. Hatta gördüklerim çok kötü de diyebilirim. Herkes kendisine bir çıkış arıyor, bir hayat edinmeye çalışıyor. Sanat, bunun aracı. Artık hayat insanları sanata taşımıyor. Sanat insanları hayata taşısın isteniyor. O zaman ortaya çoğu kez hazin şeyler çıkıyor. Gerçekten gördüklerimin çoğu hazin.
Ama bir gerçek var. 'Piyasa' artık sanatın dışında bir olgu değil. Piyasa artık bir estetik norm oluşturuyor. Öncü, yenilikçi olanı piyasa belirliyor. Bu sanatın kendi yapısına, sanat politika ilişkisine bir ket vurmak değil. Onu da içeren, kapsayan bir durum. Sanat ve piyasayı artık birbirinin kesinkes dışlayıcısı iki alan olarak görmek doğru değil. Ama piyasa teslimiyeti de ayrı bir olgu. Yalnız şunu söyleyeyim ki, bugün gördüğüm örnekler de belirtiyor: piyasa demek en kötü, kiç, sıradan, ucuz ve basit olan anlamına gelmiyor! Tam tersine piyasaya kendisini açan bu sanat o alana bir sınır çiziyor. Bizde karıştırılan olgular bunlar.
O sergilerden çıkınca otele dönemedik. O kadar büyük sıcak dalgası altında trafik durmuştu. Yürüsem 20 dakikada gideceğim yere 20 dakika taksi bekledim, 50 dakikada da vardım. Nem öldürücü.
Akşama Beyeler Vakfı'nda Wolfgang Timans'ın açılışı. Ve her zaman çok etkileyici bu binada, o kadar zevkli ve güçlü koleksiyonu insanın dilediği gibi gezebilmesi. Elbette daha geride kalan bir estetik bu modern ve savaş sonrası sanat. Gene de ne kadar etkileyici. Basel Müzesi'nde de küçük bir Amerikan sanatı sergisi vardı. O devasa, uçsuz bucaksız mekanlarda bu işler bambaşka anlamlar, boyutlar ve ifadeler kazanıyor. Üstelik nefis bir akşamdı, güneş Alsace çayırlarının üstünde ince şeritler halinde batarken. Tilmans'la ahbap olduk. Bir de kitabını imzalattım.
Oradan Tinguely Müzesi ve Wim Delvoye'nin yapıtları. Çok tartışmalı, deli bir sanatçı Wim. Bir yakınlığımız var. Yeni yapıtları da çok etkileyici.



13 Haziran 2017
Mekan her şeyi dönüştürüyor

Tamam işte bugün Basel fuarı günü. Ama sabah Unlimited'le başladı. Olağanüstü güzel bir sergi. Mekan her şeyi dönüştürüyor. Bu kadar sınırsız bir mekan olunca sanat da devasa boyutlara tırmanıyor. Ali'nin sorusu yerinde: bu ölçekteki sanatı kim nerede saklayacak? Chris Burden bir zeplin uçuruyor içeride. Gupta'nın yapıtı akıl alır gibi değil. Barlow öyle. Hatta Aitken'inki gibi diğer video yerleştirmeler bile öyle. Fakat bir arada nefis bir sergiydi.
Ana fuar için ne söylenebilir ki? Bütün dünya orada. Büyük fiyatlar, görkemli yapıtlar. Fakat heyecanlıydı. Coşkuluydu. Çok yeni işler gördüm. Bazılarını çok beğendim. Fakat teker teker galeriler ve yapıtlar bakımından üstünde durulacak bir oluşum değil fuar. Başka açılardan bakmak gerek.
Akşama yemek bir tragedyaya dönüştü. 150 bin nüfuslu kasaba bilmem kaç yüz bine çıkınca bir gece Kunsthalle'de ne servis kaldı ne düzen. İki buçuk saatin sonunda yemek yemeden kalktık. Sokaklarda dolaştık. Barların olduğu bölgeye gittik. Çok güzel bir barda bir şeyler atıştırdık. Başka bir yerde kahve içtik. Otele döndük. Keşke bu kentlere gelip giderken gündelik hayatımı onlarla daha fazla paylaşabilsem.
BİZE ULAŞIN