RASİM OZAN KÜTAHYALI RASİM OZAN KÜTAHYALI

Hrant'a bu acıları yaşatanlar hesap verecek...

"Mensubu olduğum Hürriyet gazetesinin Hrant'ı ölüme götüren süreçte başta Emin Çölaşan olmak üzere bir kısım yazarı ve 'habercileri' marifetiyle büyük sorumluluğu olduğunu biliyorum. Başta Hürriyet olmak üzere gazetelerin çoğu Kemal Kerinçsiz tayfasının yaptığı saldırıları kınamak şöyle dursun, bu canileri kahraman haline getirdi. Bazı gazeteciler de bu kampanya sırasında Kerinçsiz gibi görevlendirilmiş ve bu vazifelerini hakkıyla yerine getirmişlerdir. Hrant'ın sonunu hazırlayan iklimin oluşturulmasında gazetecilerin de sorumluluğu vardır."
Geçen haftaki yazımı Hrant'ın katledilme sürecinde Hürriyet muhabiri olan Ersin Kalkan'ın bu sözleriyle bitirmiştim. Bu sözler Tuba Çandar'ın muhteşem kitabı Hrant'tan alıntıydı...
Sonraki süreçte Ersin Kalkan, bu dürüst açıklamaları sebebiyle Hrant'ın sonunu hazırlayan iklimi oluşturan baş aktör Ertuğrul Özkök'ün emriyle Hürriyet'ten kovulmuştu...
Bu ülkenin onur abidesi Hrant'ın katledilmesi uzun soluklu bir operasyondu.
Bu alçak operasyonu gelin bizzat Hrant'ın ağzından -yine Tuba Çandar'ın eserindendinleyelim... "Beni Türkiye insanının gözünde yalnızlaştırmaya ve açık hedef haline getirmeye çalışan derin bir güç var. Şu çok açık ki, beni yalnızlaştırmak, zayıf ve savunmasız kılmak için çaba gösterenler, kendilerince muratlarına erdi.
Daha şimdiden, topluma akıttıkları kirli ve yanlış bilginin tesiriyle beni 'Türklüğü aşağılayan' biri olarak gören ve sayısı hiç de az olmayan önemli bir kesim oluşturdular.
Artık her sokağa çıktığımda, bana bakan bu adam benim hakkımda ne düşünüyor acaba diye kendi kendime psikolojik işkence yapmaya başladım..."
Hrant'ın arkadaşlarından Aydın Engin ise şöyle diyordu: "Hrant, mahkumiyet kararından sonra sokağa çıkıp insanların yüzüne bakamaz hale geldiğinden yakınırken, basındaki karalamalar artarak devam ediyor ve bir linç kampanyasına dönüşüyordu. Başta Hürriyet olmak üzere tüm gazete haberlerinde şu ifadeler tekrarlanıyordu: 'Türklüğü aşağılamak suçundan mahkum olan Hrant Dink' ve 'Türklüğe hakaretten mahkum Ermeni gazeteci Hrant Dink' ... Bu tanımlama Hrant Dink'le ilgili her türlü haberin ayrılmaz bir parçası olmuştu. Milletin beyni böyle yıkanıyor, onu hiç tanımayanların zihninde böyle bir Hrant Dink imajı yerleştiriliyordu."
Hrant'ı katlettirmeye götüren bu imaj operasyonu sürecinde kitle gazetelerinden Vatan gazetesi başyazarı Güngör Mengi, 8 Ekim 2005'te şu azmettirici satırları yazabiliyordu... "Hrant Dink 'Eğer hakaret etmediğimi bu topluma inandıramazsam bu ülkeyi terk ederim,' demiş. Bu kadar lafa ne gerek var?
Önce maksadını aşan bu yoruma sebebiyet verdiği için vatandaşlarından özür dilesin Hrant Dink. Bavulunu toplamaya sonra karar versin."
Şimdi Veli Küçük-Kemal Kerinçsiz takımının açtırdığı davalar ve o doğrudan fiziksel linç sürecine gelelim. Hrant'ın avukatı Fethiye Çetin'i dinleyelim: "Şişli Adliyesi'nin önü ana baba günüydü. Adliye binasının önüne bayrak asmışlar, pankart açmışlar. Tam bir provakasyon havası esiyor... Koridorda kalabalık bir saldırgan güruhu bekliyordu.
Polis barikat kurmuş. O barikatın içinden yürüyerek duruşma salonuna ulaşmaya çalışıyoruz. Ben Hrant'ın yüzüne bakamıyorum. Nasıl küfür ediyorlar, polislerin üstünden aşıp nasıl yumruk sallıyorlar, tükürüyorlar, bilemezsiniz...
Bize kalem, bozuk para fırlatıyorlardı.
O arada Arat girdi duruşma salonuna.
Şaşkınlıktan kocaman olmuş gözlerini babasından ayıramıyor, ne olduğunu anlamaya çalışıyordu..."
Şimdi de babasına yapılan bu haysiyetsiz lince tanık olan şaşkınlıktan gözleri kocaman olmuş Arat Dink'i dinleyelim...

HRANT'I ERGENEKON ÖLDÜRDÜ
"O gün mahkeme saati değiştiği için ben sonradan gitmiştim oraya. Felaket bir haldeydi Şişli Adliyesi. Polisler etrafımı sardı beni içeri sokmak için. Tam bir linç havası esiyordu... Sürekli küfür ve hakaret ediyorlar, yumruklar sallıyorlardı.
Koridorda ise rahat 100 kişi toplanmıştı. Zor girebilmiştim duruşma salonundan içeri.
Hep babamı düşünmüştüm o buradan nasıl geçebildi diye..."
O rezil duruşma salonunda Aydın Engin de vardı. Engin'i dinleyelim... "O duruşmada ben de vardım. Avuç içi kadar olan duruşma odası daha önce avukat Kemal Kerinçsiz önderliğindeki bir ulusalcı-milliyetçi grup tarafından işgal edilmiş. 'Bitse de gitsek, şu beladan kurtulsak' diye bakınan bir savcı. Kerinçsiz takımı kararlı. Dinleyici sıralarında oturanlar Hrant'a küfrediyor, tükürüyor, tükenmez kalem, metal para fırlatıyor, punduna getirip dirsek ya da tekme atıyorlar. Saldırıların dozu giderek arttığı halde yargıç yine de duruşmayı bitirmek yoluna gitmiyor..."
Veli Küçük'ün emrindeki Kemal Kerinçsiz, Hrant'a böyle iğrenç linç ve saldırıları organize ederken, 'Türklüğü aşağılayan Ermeni gazeteci' tanımını insanların beynine yerleştiren dönemin medya baronu Ertuğrul Özkök'ün emireri olan Ahmet Hakan Coşkun da şu satırlarla Hrant'ı linç eden Ergenekon terör örgütü sanığını sempatik gösteriyordu: "Bizim Kerinçsiz, özel alanda tam bir 'salon adamı' değil miymiş? İlk dakikalardan itibaren kendisi bir 'centilmenlik abidesi' gibi göklere yükseldikçe yükseldi. Ya Kerinçsiz, aslında nazik biridir. Ancak sosyal statü gereği kamu önünde hırçınlaşmaktadır. Ya da...
Kerinçsiz aslında hırçın biridir. Ancak sosyal statüsünün etkilenmeyeceğini düşündüğü özel alanlarda kibarlaşmaktadır.
İnanın ben bir karara varamadım."
Ergenekon kafaya koymuştu: Hrant öldürülmeliydi... Hrant'ın öldürülmesi için ortam hazırlanıyordu. Su alttan alta kaynatılıyordu... Sadece tetikçilere ve tetikçilere emir verenleri değil, onların da üstünde bir iradeyle Hrant'ın katledilmesine ortam hazırlama görevini ifa edenler de bu süreçte yargılanacaklar.
Şimdi döktükleri timsah gözyaşları onları kurtaramayacak. Hrant'a bu acıları çektirenler bu şerefsizliklerinin hesabını verecekler... Hiç şüpheniz olmasın!

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN