AHMET ÖRS AHMET ÖRS

Kahvaltı yap, zekanı parlat

Her ülkeye bir Jamie Oliver lazım; biliyorsunuz, sevimli tebessümüyle yaramaz bir çocuğu andıran İngiltere'nin en ünlü televizyon aşçısı o. Televizyonda yaptığı yemekler süper değil; adını taşıyan restoranlardan çok daha iyisini her yerde bulabilirsiniz. Ama Oliver, 2005'te küçük öğrencilerin boş gıdalarla beslenmelerine son veren bir kampanyanın sonunda İngiliz Eğitim Bakanlığı'ndan öğrencilerin okulda sağlıklı ve doğru beslenmelerini sağlayacak bütçeyi kopardı. Ya bizim çocuklarımız doğru besleniyor mu? Dahası, ders dinlerken karınları tok mu? Bu soruya birçok anne baba, "Çocuğum sabahleyin çok erken evden çıkıyor, okulda kantinden bir şeyler atıştırıyor," türünde yanıt verdiklerini duyar gibiyim. Çocukların doğru ve iyi beslenmeleri, öğrenimdeki başarıları için ilk ve en önemli koşul. PISA adı verilen, yaş gruplarına göre öğrencilerin başarılarını ölçen değerlendirme sisteminde ülkemizin notu ortalarda yer alırken, Finlandiya'nın birinci sırada olması, sadece eğitim sisteminden kaynaklanmıyor. 1948'den bu yana bu ülkede bütün öğrencilere her öğlen beslenme değeri yüksek sıcak yemek veriliyor. 1979 ile 1983 arasında New York'ta 803 okuldaki 1 milyon 100 bir öğrenciyle yapılan bir araştırma, daha az katkı maddeleri, aromalar ve şeker içeren yiyeceklerle beslenen çocukların ABD genelindeki öğrencilerden yüzde 15.7 oranında daha başarılı olduklarını ortaya koymuş. Sadece kahvaltı bile ölçülebilir başarı sağlıyor öğrencilere. Boston'daki Harvard Tıp Okulu tarafından yüzlerce öğrenci üzerinde yapılan bir araştırma, kahvaltı edip okula giden öğrencilerin arkadaşlarına göre yüzde 40 daha yüksek matematik notu aldıklarını kanıtlamış. Dahası tok karnına okula gidenlerde depresyon vakaları, aç karnına derse girenlere göre iki kat, panik atak oranı ise dört kat daha düşükmüş. Bu veriler, çocukluk ve gençlik çağında beynin iyi beslenmesinin öğrenim başarısındaki payını ortaya koyuyor. Beynin gelişmesi, düşünsel faaliyetlerin oluşumu açısından yaşamın en önemli dönemi, erken çocukluktan gençlik yıllarına uzanan süreç. Tanıdığım öğretmenler, değil kahvaltı etmek, evlerde doğru dürüst yemek pişmediğini ve bu gibi ailelerin semtin varlıklı kesimini oluşturduklarını söylüyor. Cips, çikolata gibi yiyecekler açlığı gidermeye yetiyor. Ya da çocuk avucuna sıkıştırılan birkaç lirayla fast food ürünleriyle karınlarını doyuruyor. Yetersiz beslenme, daha ana karnında başlıyor; anneler de doğru beslenmiyor.

EN BÜYÜK DÜŞMAN TATLILAR
Çocukların en büyük düşmanı tatlılar. Gerçi şeker çok önemli; beynin ve zekanın gelişmesini ona borçluyuz. Dikkati artırıyor, öğrenmeyi kolaylaştırıyor. Ama şekerin fazlası, beyne zarar veriyor ve günümüzde çok fazla şeker tüketiliyor. Yılda kişi başına 149 kilo şekerle rekor, ABD'li çocuklarda. Şekerin çoğunu gazlı meşrubat yoluyla alıyor. Aşırı şeker öğrenme bozukluklarına, hiperaktifliğe yol açıyor. Fazla şeker tüketen öğrencilerin zeka testleri düşük çıkıyor, notları daha kötü, huysuz ve geçimsiz oluyor. Yüksek oranda şekerin yanı sıra yapay tatlandırıcılar ve aşırı tuz, tat duyularının hassasiyetini olumsuz etkiliyor. Birçok restoranda 'çocuk yemeği' adı altında makarna, köfte ya da patates kızartması sunuluyor. Bu boşuna değil, çünkü çocuklar sebze ve meyve yemeyi bıraktı. Bu kısır döngüyü geriye çevirmek için uğraşanlar da var. Örneğin İstanbul'daki Yağmur Böreği adlı Slow Food grubu, 2010'dan bu yana Sarıyer ilçesinde, yitirdikleri tat duyusunu yeniden uyandırmak, gıdayı tüm yönleriyle anlamaları için ilkokul öğrencilerini eğitiyor. Ama bu kadarı yeterli değil. Daha çok şey yapılmalı. Eğer böyle giderse, gelecekte ülkemiz sağlıksız, zeka düzeyi düşük kuşakların eline kalacak.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN