CEM SANCAR CEM SANCAR

Sen gelmez oldun

İnsan bazen kendini durdurmak ister, yavaşlamak ister. İşte o anlarda kişinin iç huzurunu bulma hallerine karışılmaz. Öyle de olur, böyle de olur. Herkesin macerası kendiyledir.
Ne alnı nasırlı insanlar görürsün de, harabatlarda koynunda bir kediyle kendinden geçmiş deli divanenin tırnağı etmezler.
Ne beyaz yakalılar geçer önünden, ne sarıklar, ne altın rozetler. "Hakikati bulduk, reçete bizde" diye kürsülü, tafralı dolanırlar. Arkalarında cıvatalar, somunlar, paslı bir iz bırakır. Robotlar! Ellerinde makine yağları.
Ne meyhaneler vardır gizem çözülmüştür. Ne sokak araları vardır duvarlara zaman-ötesi problemlerin cevabı yazılmıştır.
Halkın sözlüğüne sahip olmayanlar, Fransız'dır hayata. Beş lisan bilseler de, Kitabı ana dilinden okusalar da turisttir bunlar. Aval aval bakıp dururlar yere göğe asılmış ayetlere.
Ağzından "cılık, culuk" eksilmeyen ne bilgiçler vardır, zoru görünce baklava tepsisi altına saklanır ve ne vakti kerahatçiler vardır ki, çilingir sofrasından kalkar da tankların önüne sıralanır.
Hangi diyarın, hangi sevdasını koklarsan kokla, ölçü önemlidir. Dengeler ve altın oranların fiziğinde yaşadığını unutan heder olur. Dengeyi bozan kendini de bozar, bozmuştur da!
"Bu kitabı yazacağına, kalbinin nurlanması için çalışsan, nefsini terbiye etmek için uğraşıp onu yola getirseydin daha iyi olmaz mıydı?" diye konuşur kimi vakit içimdeki ihtiyar.
Hop eder içim! Hop eder o böyle sorduğunda. "Nasıl yani?" derim, otomatiğe bağlarım, sorulara soruyla cevap vermeyi, vakit kazanmayı bilirim. Ne de olsa ahir zaman, yani modern bir şahsiyetim, bilirim herkes kadar kaçak yolları.
"Hayatı anlayacağım, ülkemi, medeniyetimi, insanımı bir kitap gibi okuyacağım diye ter tepelek bir ömür boyu koştun, aradın ya, onu diyorum" diye ısrar eder lakin o!
"Kapansaydın diyorum bir kulübeye (tıpkı çocukluğunda hissettiğin gibi, etraf deli demesin diye susmuştun ya!) koparsaydın kendini Masiva'dan, içindeki keçi bacaklı hayvanatı terbiye etseydin diyordum, nefsinle uğraşsaydın. Bütün dünyayı okumadan önce, kendini, nefsini, içini okusaydın belki daha az acı çekerdin. Onu söylüyorum" der. Susmaz, ısrarcıdır...
Her sorunun cevabı yoktur insanda. Bilgelerle konuşurken hazırcevaplık işe yaramaz. İçimdeki ihtiyar konuşunca, ben susarım. Dilimin ucunda o şarkı: Sen gelmez oldun!
Şarkılarla kalbimdeki cevapları çağırırım.
Kaç yüzyıldır bırakılmışız öyle. Dilimizi, ruhumuzu çekip almışlar ensemizden. Yok sayılmışız. Gülmüşler bize. Acılar içindeymişiz, çaktırmıyor muşuz, haberimiz yok.
Dualar, şiirler, heyecanlar, vatan aşkları. Çağırmışız cevapları, Hak diye, hakikat namına.
Çözmek istemişiz bu düğümü, canımızı vermişiz yoluna.
Kaç bahar geçmiş ama sen gelmez olmuşsun. Gelip o nurdan elini alnımıza koymaz olmuşsun.
Bak bu son üzüm salkımını senin için sakladım ve şayet ortam müsait olsa şunu söylemek isterdim:
"Bir devrim yapacaktım unuttum. Unuttum çocukluğumu beton dökülmüş çayırlarda.
Bir çınar vardı altında oturduğum, onu da aldılar benden sinemaskop yalanlarla.
Şimdi balkona asılmış bir bayrağım, dilimin ucunda başka bir dünya..."
Lafı uzatmanın alemi yok, hayat bir penceredir insana. Bitmez bu kitaplar, öğreneceğimiz şeyler bitmez. Bilginin çok üstündedir hayat. Kitaplardan değil, şah damarımızdan süzülür.
İnsan kendini durdurmak ister bazen, hakkıdır. Sosyal olmak hırpalar kişiyi, bazen mugalata yağmuru yağar dışarıda.
Hayat bir yerde insana kısa gelmiştir. Ya da insan hayata.
Bahar gelir geçer, gün eksilir, gelen beklenir.
İnsan sudan gelmiştir, suya dönmek ister kısaca...
BİZE ULAŞIN