CEM SANCAR CEM SANCAR

Deli olmak belki de en iyisi

Hayat gürültülü bir macera...
Paranın, her nevi mal biriktirmenin, ihtiraslarının peşinde koşturan insancıklar tarumar. Taksitler bitmiyor, hayal kırıklıkları birikiyor, öfke çoğalıyor. Öfke çoğalıyor ama öte yandan sosyal kuralların işlediği alanlarda şiddet içe dönüyor.
Bezgin, bitkin, her şeye burun kıvıran, her şeyle alay eden mutsuz yaşam formları ortaya çıkıyor.
'Başkalarını acıtırsam, aşağılarsam saklanır içimdeki boşluk!' Böyle düşünüyoruz.
'Aman foyamız ortaya çıkmasın!' Oysa her saklanma gayreti daha büyük elemlere gebe. Her defasında maraz, bir ağrı gibi damarlarımızda. Ye-ni-le-ne-miyoruz, yeniliyoruz. İster öfkeyle, ister dudaktan sarkan o sırıtışla. Fark etmiyor.
Şu modern çağın etkisiyle şişmiş iltihap toplamış olan 'Ben', o içimizdeki kangren, orada öyle korunaklı kaldıkça kırıp döküyoruz. Küçük duygusal cinayetler işliyoruz. Öyle cinayetler ki bunlar ceza hukukunda yeri yok, o sahaya girmiyor.
Girse girse 'İnsan nasıl çöker' adında bir psiko-dramaya giriyor.
Her şeye sahip olmak istiyoruz, olamayınca çöküyoruz, mesele o!
Çünkü bütün görüntülerde bin arabası, yeni sevgilisi, bilmem kaç milyon euro'ya aldığı villasıyla bir takım tipler gözümüze sokuluyor. Özel uçaklar, Amerika'da doğumlar, bankada altın. Hepimizin üstünde bir tırpan gibi sallanıyor gazeteler: Bak parayı buldun mu böyle, deli para var, zeki adam abicim!" Sonuçta tatminsizlik had safhada.
Şükretmek, boş konuşma.
Hırs; kutsal sözlerin, mütevazı yaşamakların yerini alıyor. Bilinmez, belki dualara sızıyor: "Allah'ım bana uçak dolusu dolar ver." Bilinçaltı mahrem alan, almayalım kimsenin günahını, evet ama öyle!
Dünya böyle. Kural kaide bu.
Dikkat ediyor musunuz bir lokma bir hırka anlayışı, dervişmeşrep insanlar hafifseniyor.
Masiva, yani dünya işleri baş tacı. Nefis terbiyesi filan yorucu bir laf artık.
Tam tersi, nefsini besle ki beslenesin, daha çok şişesin! Asıl obezite, nefs şişinmesi.
Bir ruh kireçlenmesi. Şeytani rejim, gemisini kurtaran kaptanın meşalesi.
Tevekkeltü alâllah sözü bir hat sanatı yalnızca. Ne tevekkülü? "Bir çakarım sana" diyor öteki, "çiftlik bank da güzel tezgâh" diyor beriki. Nasip diye bir şey yok, orman kanunu, tırnaklarını geçireceksin, sökeceksin ciğeri...
Cumalara giderken başkayız, çıkarken başka. Sanki kısa bir ara verdik çıkar savaşına.
Küçük bir ara. Bir gürz gibi menfaat hışmı, küçük hesaplar ustura.
Televizyonda gerdanını bıngıltarak "Hayatın gerçekleri para ve silah" diyor bir gazeteci.
Tuhaf olan ise şu, hem Trump gibi düşünmek hem onun temsil ettiği şeye karşı gelmek nasıl da acıklı bir trajedi!
Yoksa altın sırmalı seccade seven Vahabi adam mı hayatın gerçeği? Amerikalılarla folklor etkinliğinde elde kılıç falan.
New York'ta kulüp adamı, Mekke'de gökdelen.
Epey yukardan bakıyor Kâbe'ye.
Karınca gibiyiz herhâlde haşmetmeabın gözünde.
Peki, bunlarla mı kuracağız yeniden merhamet medeniyetini? Zor sorular, yetmiyor insanın cesareti...
Beyazlara bakıyorum, hepsinde bir maneviyat arayışı. Konya yollarında koca motosikletler. Bir Hindistan, bir yoga, eh biraz da Kur'an-ı Kerim'den soyulmuş Mevlâna. "Trend ayol, ne var bunda!" Bu tarafa bakıyorum, herkeste bir ikinci el emlak piyasası. Arabayı değiştirememekten, suratlarda ekşiyen mide spazmı.

***

"Aklı başında oluş, geçmişleri hatırlamaktan ileri gelir / Geçmişin de Allah'a perdedir, geleceğin de..." diyen Anadolu Bilgesi.
Dem bu demdir dem bu dem zikri şah damarımızın çeperinde. Kimim ben, yolum neresi?
Deli olmak belki de in iyisi. Kulağımı kabartıyorum gürültülü bencilliğin örttüğü o büyük sese.
"Çünkü söz söylemek için önce duymak, dinlemek gerek / Sen de söze dinlemek yolundan gir..." Mevlâna! Acemi kalbimizin sıhhati.
"Bütün dinlerin esası dinlemeye isnat edilmiştir" demişti Nasuhi İsmail dede, bir kitapta.
Şunu diyorum: İnsan, kalbini dinleyerek başlamalı her defasında...

BİZE ULAŞIN