METİN SEVER

32 yıl sonra oğlu Hayrettin'e kavuştu!

12 Eylül darbesi.
Gözaltılar, işkenceler, tutuklamalar, kayıplar ve yargısız infazlar getiren günler.
Siyasi tutsağın işkencecilerine direnmeye çalıştığı, işkencecinin 'bayram' yaptığı 90 günlük gözaltı süreleri. "Kaçarken vurulmalar!", ağzına kadar dolu tutukevleri...
İnsanlığın 'darbelendiği' bu günlerde, en ağır bedeli siyasi tutsaklar ve aileleri ödedi.
Özellikle anne ve babalar.
O güne kadar belki de oturduğu semtten dışarı çıkmayan anneler, önce siyasi şube önlerine; daha sonra ise, adını ilk kez duydukları tutukevleri kapılarına evlatlarının peşinden nar taneleri gibi saçıldılar. Kabakoz, Alemdağ, Metris isimlerini kazıdılar belleklerine. Bu ücra köşelerdeki hapishanelere üç-beş araç değiştirilerek nasıl gidileceğini öğrendiler hemen. Ve hiç aksatmadılar gitmeyi. Yağmur, çamur, kar kış.
Her ziyaret günü geldiler. Görüşmelerin yasaklandığı dönemlerde de. Görüşemeyeceklerini bile bile. Askerle polisle didiştiler, dayak yediler, gözaltına alındılar. Ama hep geldiler...
Bir kısmı yıllar sonra çocuklarına kavuştu.
Bazıları ise evlatlarını bir daha hiç göremedi.
Onların evlatları gözaltında kaybedildi. Onlar 'Cumartesi Anneleri' oldular. Sıradan ev kadınları, eşler, anneler; birer insan hakları savunucusuna döndü. Hiç susmadılar. Çığlık, çığlığa anaç kuşlar gibiydiler.

***
Bu kabus günlerin en mağdurları ise belki de babalardı. Çünkü suskundular. Sakin olmak, ağır olmak, sevgisini içine atmak öğretilmişti onlara. İçlerinde fırtınalar kopsa da, 'erkek adam hiç ağlamazdı!' Hep 'dilsiz' kaldılar.
Bunlardan biri de gözaltında kaybedilen Hayrettin Eren'in babası Kemalettin Amca'ydı.
Çerkezdi. Meyhaneye de giderdi, camiye de.
Cuma namazını kaçırmaz, Ramazan'da oruç tutardı. Her şeyden önce babaydı. Kasımpaşa'nın dibindeki Hasköy'de dört kız, iki erkek evladını okutmaya çalışıyordu. Oğlu gözaltına alındığında 50'li yaşların ortalarındaydı.
Hayrettin'in kullandığı arabayı Karagümrük Karakolu'nun bahçesinde görmesine rağmen "Oğlun burada yok," dediler.
Bir keresinde Karagümrük'te Hayri'nin adının yazdığı sayfanın yırtılmış olduğunu fark ettiler. Ama yine "Oğlun burada yok," yanıtını aldılar. Aynı operasyonda gözaltına alınanlar, Hayrettin'in yakalanma ve sorgulanma sürecine tanıklık ettiler ama hiçbir işe yaramadı. Çünkü savcı, aileye, "Size inanıyorum ama davayı açarsam meslek hayatım biter," dedi.
Polis "Yok," dedi. Savcı "Dava açamam," dedi. Herkes "Peşini bırakın," dedi. Ama ne Kemalettin Amca, ne Elmas Teyze, ne de kardeşleri Hayrettin'in peşini bırakmadı.
Kemalettin Amca her yere dilekçe verdi. MGK'ya, İçişleri Bakanlığı'na. Hatta Diyanet İşleri Başkanlığı'na bile. "Bu yapılan Müslümanlığa yakışır mı?" diye.
Elmas Teyze, her cumartesi, Galatasaray Lisesi'nin önüne gitti. Başbakan Erdoğan, kayıp yakınlarıyla görüştüğünde, "Senden oğlumun mezarını istiyorum. Tek bir kemiğine bile razıyım," dedi.. "Çiçeklerle donatacak bir mezar arıyorum," sözü de ona ait.
Ama hiçbir sonuç alınamadı.
Hayrettin gözaltına alındığında 26 yaşındaydı.
32 yıldır yok.
32 yıldır oğlunu arayan Kemalettin Amca da artık yok. Acısı sona erdi. 87 yaşında solunum yetmezliğinden vefat etti.
Bir Çerkez atasözü, "Atı kaybolanın kulağından at sesi gitmez," dermiş. Kulaktan eksilmeyecek seslerden biri de, kaybedilen evladın sesi olsa gerek. Kemalettin Amca, 32 yıl sonra o kayıp sese ulaştı. Evladının yanına gitti.
Işıklar içinde yatsın.
***
Geriye, yani bu ülkeye kalansa, bir anneye, 32 yıl sonra, hâlâ, "Oğlumun tek bir kemiğine razıyım" dedirtmenin acısı. "Çiçeklerle donatacak bir mezar istiyorum," dedirtmenin utancı.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN