METİN SEVER

Biz seni anlayamadık Emmanuelle!

Sanırım, şimdiki gençler cep telefonu ile internetin dünyanın oluşumundan beri var olduğunu düşünüyor. "Çocuklar bunlar ne zamandan beri var?" diye sorsanız, sanki "Kalü bela'dan beri," diyecekler! Şimdi her şey onlara bir tık uzaklıkta. Dünyanın tüm pornoları da.
Envaiçeşit!
Oysa bizim kuşağın cinsel fantezileri uzun yıllar Tan gazetesindeki yarı çıplak Mine Soley, Arzu Okay, Seyyal Taner, Seher Şeniz, Mine Mutlu fotoğraflarıyla sınırlıydı. Bunun bir sonraki aşaması da seks filmleri furyası oldu.
Parçala Behçet, 5 dakikada Beşiktaş, Civciv Çıkacak, Kuş Çıkacak gibi.
Filmlerin isimleri, Türk toplumunun cinsellik algısındaki derinliği göstermesi açısından manidardır! Yani bize sunulan 'beş dakikalık' bir derinlikti! Bu filmlere seks filmi demek de mümkün değildi. Bunlar daha çok birer parodiydi. Türk toplumunun henüz üreme ve çiftleşme aşamasında kaldığının da göstergeleriydi.
'Parodicilerin'in dışında diğer bir beslenme kaynağı ise 'Parçacılardı'. Beyoğlu ve Aksaray'da önünde "Parça var, parça var!" diye çığırtkanların bulunduğu sinemalar vardı. Burada tam anlamıyla 'dam üstünde saksağan vur beline kazmayı' durumu yaşanırdı. Filmin bütünlüğü, devletin bütünlüğü kadar önemli değildi! Film teferruat, tam ortasında araya giren 5 dakikalık dış mihraklı hard porno esastı.
Nitekim, bu bölümden sonra sinema salonunda kimseyi bulmanız mümkün olmazdı. 'Sen sağ, ben selamet' durumu yani!
İşte tam bu süreçte ortaya çıktı Sylvia Kristel. Yani namıdiğer Emmanuelle.
Tan gazetesinden, 'parodicilerden' ve 'parçacılardan' beslenirken kafası kesik tavuğa dönen Türk erkeğinin cinsel hayatında bir kutup yıldızı oldu.
En az iki kuşağın cinsel hayatına renkli pencereler açtı. En az iki kuşağa sevişmenin 5 dakikalık bir iş olmadığını, parçalamak hiç olmadığını, hedefe ulaşmadan önce erotizm denen bir haz alanın olduğunu anlatmaya çalıştı, dili döndüğünce. Uçaktaki sevişme sahnesiyle fantezi dünyamızın sınırlarını aldı uzaklara götürdü. Ve erotizm ona çok yakışıyordu.
O bir eşikti.
Ama bizim o eşikten içeri girdiğimiz çok tartışmalı.
Çünkü biz zıp zıp bir toplumuz.
Nasıl ki, yazılı kültürle, okumayla, kitapla muhabbetimizi geliştirmeden görsel kültüre, televizyona ve internete sıçradıysak; aynı şekilde, erotizm denizine girmeden pornonun okyanusuna ulaştık.
Nasıl ki, okumadan, internetten kültürlü olunmuyorsa; erotizmi tatmadan da iyi sevişme olmaz. Bir romanı bitirmenin sabrını gösteremiyorsanız, bir sevişmeyi uzatma sabrını da gösteremezsiniz.
Bir romandaki bir cümlenin tadını, zihninizin damağında uzun uzun hissetmiyorsanız; haz denizinin kıvrımlarında da kaybolamazsınız.
Eğer okuduğunuz kitabı anlama çabası göstermiyorsanız, sevişmeden anladığınız da sadece skor olur.
Evet, şu an pornografi elinizin altında. Sebil!
Ama erotizmle pornografi arasında buğulu camlı bir kapı vardır.
O kapıyı ince dokunuşlarla açarsanız sevişme olur. O buğulu camı kırarak girerseniz yaptığınız olsa olsa gelişmiş bir çiftleşmedir.
Yıllar önce cinselliğini 'parçacılardan' öğrenen bir gençlikten, bugün kültürel birikimini internette kopyaladığı 'parçalara' bağlamış bir gençliğe gelmemiz tesadüf olmasa gerek. Belki de bu nedenle bu kadar pornografik bir toplum olduk. Şiddeti ve şehvetiyle.
Biz seni anlayamadık Emmanuelle.
Işıklar içinde yat.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
Bugünkü Diğer Yazıları
BİZE ULAŞIN