METİN SEVER

Denize işeyen bir millet haline nasıl geldik?

'Kayıp Türkler...' Dukha halkı... Moğolistan'ın kuzeybatı sınırında, Sayan Dağları'nda göçer olarak yaşıyorlar. Türkçe konuşuyorlar. Türkçeyle aynı aileden gelen Tuvacanın bir lehçesini. Ülkenin en küçük etnik grubu, topu topu 500 kişiler. Atlas dergisi kapak konusu yapmış. Dağların doruklarında rengeyiği yetiştirerek, toplayıcılık ve avcılıkla bir tür komün hayatı yaşıyorlar. Ava katılsın ya da katılmasın av etini obadaki her aileye dağıtıyorlar. Kadınlar ve erkekler eşit. Bir şefleri yok, kararları ortak alınıyor, hiyerarşisiz bir toplum. Ve Şamanistler. Her şeyin ruhu olduğuna inanıyorlar. Şöyle diyorlar: "Çevrende gördüğün her şeyin bir ruhu vardır. Bu yüzden soluk aldığın her an, bunu fark etmeli ve çok dikkatli olmalısın. Böylece hiçbir canlının ruhuna saygısızlık yapmamış olursun..." Bir nehrin içinde ellerini bile yıkamıyorlar. Nehir kirlenmesin diye. Bir şeyler yıkarken mutlaka suyu kovayla dışarıya alıp o şekilde yıkıyorlar. Doğadan elde ettikleri şeyleri onlara verilmiş bir hak olarak değil, doğanın onlara sunduğu bir armağan olarak görüyorlar. Danimarkalı bir antropolog başına gelen bir olayı şöyle anlatmış: "Bir sabah boğazım ağrıyordu. Yaşlı kadın dağlardaki bir bitkinin soğuk algınlığına iyi geldiğini söyledi. Toplamaya gittim ve elbette Batı'da alışkanlığımız olduğu gibi daha sonra da kullanırım diye bol bol kopardım. Çadıra dönüp, yaşlı kadına topladıklarımı gösterince yüzünde beliren dehşet ifadesini unutamam. 'Neden bu kadar çok topladın ki? Sadece kendine bugün için yetecek kadar toplaman gerekiyordu. Tekrar ihtiyacın olursa, ertesi gün tekrar toplayabilirsin,' dedi." Dukhalar her şeyi sadece ihtiyaçları kadar alıyorlar, çünkü doğadaki bir şeyi israf etmek onlar için ürkütücü.

***

Bir başka ürkütücü yan ise şu: Dünya üzerinde aynı dile konuşan başka bir halkın ise rengeyiği yerine otomobili, çadır yerine gökdeleni var. ülke bir 'müteahhitler Cumhuriyeti'; rant getireceğini bilirse, poposuna rezidans dikebilecek müteşebbisleri; tankları, topları, fabrikaları; elektrik için kuruyan nehirleri; Kaz Dağları'nı köstebek yuvasına çeviren altın arayıcıları var. İhtiyacı kadar kullanınca değil, tükettikçe yaşadığını sanan insanları; 'sürdürülebilir büyüme'si var.
***

Aslında Dukhalar bir ayna. Cemalimizi yansıtan. O cemalde de bir meymenet, bir incelik, bir estetik görünmüyor. Bu nedenle Atlas'ın 'Kayıp Türkler' nitelemesine itirazım var. Acaba kayıp olan kim? Onlar mı, biz mi? İşin trajik yanı ise, bu büyüme ve tüketme hırsıyla dünyanın sınırlarını zorlarken bu işte fazla rolü olmayanları da bizimle birlikte yok oluşa sürüklüyoruz. Yani hep birlikte kaybolacağız. Ve son bir soru: Nehir kirlenmesin diye içinde elini bile yıkamayan bir insanlık halinden, denize işeyen, sıçan bir insanlık haline nasıl geldik?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN