YEŞİM TABAK YEŞİM TABAK

Milli imaj meselesi

Film dünyasında her milletin ayrı bir temsil alanı var. Çoğu seyirci Hollywood dışında sadece kendi 'milli sinema'sıyla ilgilendiğinden, o yeri ya da imajı, ister istemez Hollywood belirliyor. Bizler henüz 'yabancı sinema'nın popüler klişelerinden birine dönüşmüş değiliz. Kimi eski casus klasiklerine, küçük üçkağıtçılarla dolu bir memleket olarak yansımışlığımız var. Oryantalist düşleri tam olarak karşılamıyoruz ama Cronenberg'in Şark Vaatleri'ne, 'Türk psikopatlığı'ndan ipuçlarıyla sızdık. Onun dışında, ortalama dünya seyircisinin zihninde sabit ve belirgin bir yerimiz var sayılmaz.

ALMANLAR VE II. DÜNYA SAVAŞI
Geçen yüzyılın en meşhur eylemlerinden bazılarına imza atmış olan Almanlar içinse, ister istemez tam tersi geçerli. Bir film çok sayıda ülkede yaygın olarak gösterilecekse ve içinde Alman karakterler varsa, hikâyenin II. Dünya Savaşı'yla bir alakasının olması neredeyse şart. Türk televizyon reklamcılığında Almanları bilim adamı olarak hayal etmek de hâlâ kısmen moda ama, 'küresel trend'in Nazilerle sınırlı olduğu söylenebilir. Nazi karşıtı, sempatizanı, kurbanı, askeri; birini seçin. Geçen yıl Avusturyalı aktör Christoph Waltz'e Oscar kazandıran rol, Inglorious Basterds'daki Nazi albayıydı; Haneke'nin en iyi yabancı film dalında Almanya adına yarışan Beyaz Bant'ı ise, Nazi kuşağının nasıl yetiştiğinden bahsediyordu. 2000'ler boyunca Almanya sık sık yabancı film Oscar'ı için yarıştı ve bunların tamamına yakını, II. Dünya Savaşı'yla ilgili filmlerin marifetiydi. (Zaten 'yabancı film' kategorisinde bu harbin gündeme gelmediği yıl neredeyse olmuyor.) Geçen hafta gösterime giren Alman yapımı John Rabe de, 'vicdanlı Nazi' başlığına uygun bir hikâyenin filmi: Nasyonel Sosyalist Alman İşçi Partisi'nin sadık üyesi Herr Rabe, Japonya'nın Nanking istilası sırasında 200 bin kadar Çinlinin kurtarılmasına öncülük eder... Almanların katı iş ahlakının insani yardım olarak geri döndüğü bir hikâye. John Rabe'nin 'Nazili film' kültürüne katkısı, gerçek hayattan alınma bu örneği paylaşmaktan ibaret. Başroldeki Ulrich Tukur'un şahane oyununa rağmen, 'duygusal manipülasyon'da pek gösterişli olamayan, sıkıcı bir Hollywood filmi izliyor gibiyiz. 23-30 Eylül arasında İstanbul Modern'de, 'Transit Hayatlar' başlığı altında, geçen yılın Alman sinemasından parlak bir seçki gösterilecek. 'Güncel Almanlar'la, orada karşılaşabilirsiniz. Hollywood ekolü çerçevesinde, herhalde epey bir süre daha Alman bir karakter gördük mü, az sonra bir 'gamalı haç' da belirecek bir yerden. İspanyollar ve Fransızlar, haklarındaki klişeler Woody Allen gibi 'hayran gözler'in bakışıyla yansıyabildiği için şanslılar. Gerçi haftanın yeni filmlerinden Adele'in Olağanüstü Maceraları'nda, Fransızların şanslarını bizzat biraz zorladıklarına tanık olacaksınız. Jacques Tardi'nin çizgi romanından Luc Besson'un uyarladığı film, Fransız usulü 'aydınlanmış ırkçıklık'ın pervasız esprileriyle dolu. Ya da bu devirde Hollywood'un bile 'mecbur bırakıldığı' siyaseten doğrulukla pek ilgilenmemişler diyeyim. Tahminen filmi izleyen Mısırlılar, 'yabancı sinema'nın popüler film klişelerinden biri olduklarına lanet etmekten kendilerini alamayacaklar. Sinemadaki 'milli imaj'ı temize çekmek kolay değil. Bakalım belirsizliklerden kurtulup hakiki bir biçim aldığında, bizimki neye benzeyecek?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.