ALİ ASLAN ALİ ASLAN

CHP’nin “milli iradeyi çevreleme” stratejisi tutar mı?

2019'da yapılacak yerel (Mart), cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerine (Kasım) gidilen süreçte CHP'nin giderek hırçınlaştığını görmekteyiz.
Öyle ki ülkenin meşru iktidarına ve ülkeye operasyon çekilirken dış güçlerle açıkça yan yana gelmekten hiçbir rahatsızlık duymamaktadır.
Oysa milliyetçiliğin toplumdaki güçlü karşılığı göz önüne alındığında bu, CHP açısından büyük bir risk teşkil etmektedir.
Ülkeye sadakati sorgulanan bir partinin seçimlerde toplumun çoğunluğunun desteğini almak konusunda sıkıntı yaşayacağı çok açıktır. Peki, CHP'yi 2019'a gidilirken bu denli risk almaya ve hırçınlaşmaya iten başlıca sebep nedir?

Devletçilikten devlet karşıtlığına
Bu sorunun cevabı 2019 seçimlerinin siyasi partiler arası mücadele düzeyini aşan bir özellik göstermesinde gizlidir. 2019 seçimleri 16 Nisan referandumunda kabul edilen ancak henüz uygulanmaya başlanmayan Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin ülkede kurumsallaşıp kurumsallaşmamasını belirleyecektir.
Cumhurbaşkanlığının kurumsallaşması ülkede yaklaşık yüz yıllık parantezin kapanması, ülkenin bürokratik oligarşik bir siyasi düzenden halkın iktidarına yani demokratik bir düzene geçmesi anlamına gelecektir.
Merkezinde Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin yer alacağı yeni siyasi yapılar ülkede güç dengesinin bir daha geri dönülmeyecek şekilde geniş halk kitlelerine kaymasıyla sonuçlanacaktır. Kurumsallaşmış bu düzenin sarsılması ve başka bir değişime maruz kalması ancak günümüzde bu düzenin karşısında mevzilenen toplumsal aktör ve grupların gücü yeniden ele geçirmesiyle mümkün olacaktır.
Lakin her geçen gün demokratik siyasi düzenin ülkede kökleşmesi, sosyolojik anlamda toplumsal çevrenin merkezi tutan toplumsal gruplarla eşitlenmesi ve psikolojik özgüven depolaması bu yönde bir işaret vermemektedir. Aşikâr olan şu ki zaman CHP ve onu destekleyen toplumsal grupların aleyhine işlemektedir.
O halde bu durumda CHP açısından yapılması gereken bu süreci çok geç olmadan bir şekilde durdurmaktır. CHP'nin yeniden devlete ve iktidara tutunabilmesinin yolu son on beş yıldır hız kazanan demokratikleşme sürecini yani milli iradenin siyaseti belirlemesini kesintiye uğratmaktan geçmektedir.
CHP'nin marjinalleşme ve hırçınlaşma sürecinin, bürokratik vesayet ve Kemalist iradenin devletin kontrolünü kaybettiği noktada yani 2000'li yılların sonunda başlaması şaşırtıcı değildir. Çünkü bu noktada CHP kendisine yeni bir siyasi misyon tanımlamak zorunda kalmıştır.
Cumhuriyet tarihi boyunca CHP'nin temel siyasi misyonu bürokratik oligarşinin siyaset kurumu içinde temsilciliğini ve çıkarlarını korumak olmuştur.
CHP'nin devletçiliğinin özü burada yani bürokratik vesayet savunusunda saklıdır.
CHP'nin devletten koparak uzaklaştığı ve genel başkanlık koltuğuna Kemal Kılıçdaroğlu'nun oturduğu 2010 sonrasında ise partinin ana siyasi misyonu demokratik düzenin inşasını sabote etmek olmuştur. Başka bir ifadeyle devlette bürokratik iradenin yerini milli iradenin almasını engellemek CHP'nin temel siyasi amacı haline gelmiştir. Böylece bir zamanların "devletçi" CHP'si devlet karşıtı bir pozisyona sürüklenmiştir.
Tam da bu yüzden CHP, devleti ve milli iradeyi hedefine koyan teröre kayıtsız şartsız kucak açmıştır.
Devlete ve milli iradeye karşı FETÖ ile iş tutmak, PKK'nın uzantısı HDP ile yan yana gelmek, DHKP-C'ye arka çıkmak CHP'nin rutin pratiği olmuştur.
Yine tam da bu sebeple CHP, Türkiye'nin bölgesinde güçlenmesinden rahatsız olan uluslararası güçlerin ülke içindeki maşası ve milli iradeyi dengeleyici gücü rolünü üstlenmiştir. Türkiye'yi DEAŞ ve terör örgütleriyle bağlantılı göstermek ve ülkenin "uluslararası toplum"un kanun ve normlarına uymayan bir "haydut" devlet olarak kabul edilmesi için mücadele etmek, ülkeyi dış müdahalelere açık hale getirmek ülkenin kurucusu olduğunu iddia eden bir partinin serbest düşüşünü gözler önüne sermiştir.
Gerçekten de CHP hem devlete hem de topluma giderek yabancılaşmıştır. En son olarak 16 Nisan referandumunun geçersiz kılınması yani milli iradenin tecelli ettiği bir kararın tersine çevrilmesi için yabancı bir iradeye (AİHM) sığınmış ancak ne yazık ki buradan istediğini alamamıştır.
İçinde bulunulan siyasi ve yapısal şartlar altında CHP'nin bu hareket tarzını devam ettirmesi şaşırtıcı olmayacaktır. Çünkü CHP kendisini devletten tamamıyla uzaklaşmış ve siyaseten ölüm kalım mücadelesi içinde hissetmektedir.
2019'a gidilirken Kılıçdaroğlu'nun "yeni CHP"si devlet ve milli irade karşıtı tüm iç ve dış güçlerle iş birliğine devam edecektir.

Çevreleme stratejisini kırmak
AK Parti ve diğer yerli ve milli güçlerin CHP'nin "milli iradeyi çevreleme" stratejisi karşısında yapması gereken CHP ile toplumsal tabanı arasında çatlaklar oluşturmaktır.
Partinin marjinal grupların eline geçerek devletten ve toplumun bütününden kopmuş halinin gözler önüne serilmesi ve bunun CHP geleneği içinde bir anomali durumu olduğunun işlenmesi oldukça mühimdir. Bu minvalde AK Parti'nin son yıllarda devreye soktuğu yerli ve milli siyasetin devam ettirilmesi ve en son yapılan "Atatürkçülük açılımı"nın sürdürülmesi yerinde olacaktır. Mevcut CHP yönetimine karşı yerli ve milli hassasiyetlere sahip CHP'li isimlerin desteklenmesi de gerekmektedir.
Dolayısıyla iktidara düşen ülkenin yerli ve milli olan ve olmayan karşıtlığı üzerinden 2019 seçimlerine gitmesini sağlamasıdır.
Tarihin akışı ve teori bize CHP'nin milli iradeyi çevreleme stratejisinin tutmayacağını söylemektedir. Artık muhafazakâr toplumsal çevre ülkenin en güçlü ve baskın siyasi aktörü haline gelmiş durumdadır. AK Parti iktidarının on beş yıldır bir türlü yıkılamaması ve en son 15 Temmuz'da gösterilen direnç bunu açıkça ortaya koymaktadır.
Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemiyle bu de facto şartlar kurumsallaşacak ve ülkenin yeni "anayasa"sı haline gelecektir.
CHP'nin umutsuzca bu siyasi şartları tersine çevirmek için mücadele etmek yerine yeni şartlara bir an önce uyum göstermenin bir yolunu bulması hem kendi hem de ülke için çok daha hayırlıdır. Keza 2019 sonrasında CHP'yi bekleyen temel sorun şudur: Milli iradenin merkezde olduğu bir siyasi mücadele ortamında CHP nasıl ayakta kalacak ve anlamlı bir aktör olarak varlığını sürdürecektir?
BİZE ULAŞIN