ADNAN BOYNUKARA ADNAN BOYNUKARA

AK Parti'nin siyaset dili değişmeli

Türkiye'nin, AK Parti iktidarı ile birlikte istikrarlı bir yönetim sürecine girdiği açık. 2002'den bu yana yapılan seçimlerin tümünü kazanan güçlü tek parti iktidarının ülkeye katkısı, geçmişle kıyaslanmayacak kadar da önemli. Buna, taşra kökenli siyasi elitin ve 2002'den sonra ortaya çıkan yönetici kadroların, parçası oldukları geniş kitleye hizmet etme istekliliği ve gayreti de eklenince, ortaya hizmet süreçleri anlamında, gelişen, kalkınan ve büyüyen bir Türkiye çıkıyor.
Türkiye'nin gelişip kalkındığına ilişkin onlarca örnek ve veri sayılabilir...
Uzun yıllardır ekonomiyi içinden çıkılmaz hale getiren enflasyon belasından kurtulması ve enflasyonun tek haneli rakamlara inmesi. 2002'de 230 milyar dolar milli gelir ile dünyanın 26. büyük ekonomisi olan Türkiye'nin, bugün 736 milyar dolar milli gelir ile dünyanın 16. büyük ekonomisine dönüşmesi. 23.5 milyar dolar olan IMF'ye borcunun 2.3 milyar dolar civarına düşmesi. Son on yılın ortalama büyüme oranlarının %5'ler civarında gerçekleşmesi. İhracata ilişkin gurur okşayıcı rakamlar...
Eğitim alanında öngörülenin üstünde yaşanan gelişmeler. Sağlık konusunda, kapsamlı dönüşüm projelerinin hayata geçirilmesi ve sağlık hizmetlerine ulaşma olanaklarında önemli mesafelerin alınması. Ulaşım alanında yaşanan iyileştirmelerin hayatımıza yansımaları. Yargı alanında hayata geçirilen iyileştirmeler ve gündelik yaşamda karşılaşılan sorunları çözmek için atılan adımlar. Demokratikleşme sürecine önemli katkılar sağlayan referandum paketi. Tarım alanında uygulanan yenilikler ve destekler. TOKİ'nin faaliyetleri. Sosyal güvenlik alanında var olan bürokratik bariyerlerin kaldırılması. Savunma sanayi alanında yaşanan olumlu gelişmeler...
Bunlar, ilk anda akla gelen temel başlıklar. Bu konuda sayfalarca metin yazmak mümkün ve yazılanların tümü de doğru ve gerçek. Gündelik hayatımızda dokunabileceğimiz kadar gerçek. Bu süreçte yapılanların ne kadar önemli olduğunu vurgulamak için ortaya çıkan sonuçları ve verileri Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana yapılanlarla kıyaslamakta da sakınca yok. Hatta bunun, daha iyisini yapma sürecini motive etmesi açısından olumlu olduğu da açık.
Ancak son zamanlarda, hayatımızın her alanında hissettiğimiz ve yaşadığımız bu gerçekleri sıklıkla duymak, 'bir yerlerde yanlışlık var' algısını baskın hale geliyor! Kuşkusuz yanlışlık, yapılanlarda veya bunların kıyaslanmasında değil. Yanlışlık, AK Parti siyaset dilinin, sadece bu ve benzeri veriler üzerinden sürdürülmesinin gelenek halini almasında. İktidar adına konuşan her sözcünün, "şunları yaptık, bunları yaptık, bu Türkiye'de bir ilk" türü cümlelerden öteye geçmeyen siyaset diline sarılması konusunda iki şey söylemek mümkün. Bu söylem, ya ufuk ve ülkü eksikliği, ya da siyaseti bu yaklaşımdan ibaret görmekten kaynaklanıyor.
Şunu net olarak ortaya koymak lazım; yapılanları halk zaten görüyor, biliyor ve hatta gündelik hayatını bunların içinde sürdürüyor. Bu konuda fazlaca bir sorun yok. Bununla birlikte, hizmet siyaseti üzerinden üretilen siyasi dilin gidebileceği yerin sınırlı olduğu da açık. Yerel yönetimlerin güçlendirildiği ve güçlendirmeye ilişkin yeni adımların tartışıldığı bir zaman diliminde, hizmet siyaseti üzerinden üretilen dil ve perspektif, belediyecilik anlayışının sarılacağı bir yaklaşımdır.
Mevcut veriler ve siyasi analizler kapsamında Türk siyaseti incelendiğinde, AK Partinin alternatifsiz olduğu açık. Bunu, AK Parti kadroları gayet iyi biliyor. Aslında diğer siyasi partiler de iyi biliyor olmalı ki, ana muhalefet gençlik ve sokak hareketlerine uygun düşen bir tarza sarılmayı siyaset yapmak olarak değerlendirebiliyor!
Kısacası, AK Partinin yeni bir siyaset diline ihtiyaç duyduğu açık...
Şimdi böyle bir atmosferde, yapılması gereken, geleceğin Türkiye'sine ve son seçim bildirgesi ile 2023'leri hedeflediğini ortaya koyan partiye yakışır bir siyaset dili geliştirmektir. Var olan analizlerin tümü, bunca yıldır devam eden tek başına iktidar sürecinin ardından, geleceğin Türkiye'sine ilişkin kapsayıcı, iç sorunlara çözüm üreten, geleceği planlayan bir siyaset dili üretmenin önemli bir ihtiyaç olduğunu ortaya koymaktadır.
Evet; kendisiyle aynı sıklette olmayan partilerle söz yarışına girmekten kurtulmuş, kapsayıcı, kuşatıcı ve ufuk açıcı bir dil...
Yapılanları her şeyin merkezine koyan hizmet ağırlıklı siyaset dilinden, değer ve paradigma sahibi siyaset diline doğru bir değişim...
Daha da önemlisi, ortaya çıkan büyük toplumsal kabul ve desteğin beklentileri doğrultusunda, devletin ve kurumların demokratik dönüşümünü merkeze koyan, tüm meselelerin üstüne giden ve çözüm önerilerini somutlaştırmış bir tutum ve söylem...
Dış politikayı insan ve vicdan temelinde değerlendiren bir yaklaşım...
Kürt meselesi, alevi sorunu, azınlıkların problemleri, dindarların öncelikleri gibi iç sorunların hepsine, devletin demokratik dönüşümü kapsamında çözüm arayan bir siyasi perspektif...
Hiç kuşkusuz, mevcut dil, AK Partiye yeni seçimler kazandırabilir. Ancak yenilenmiş, güçlü toplumun tüm kesimlerinin kendini eşit vatandaş olarak kabul ettiği ve dünya siyasetinde sözü dikkate alınan Türkiye'nin, bu siyaset tarzı, dili ve yaklaşımı ile kurulması mümkün görünmüyor. Artık bunun fark edilmesi lazım. Çünkü süreç, AK Parti'nin olmasa da, Türkiye'nin aleyhine işliyor...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN