FATMA SÜMER FATMA SÜMER

Cumhurbaşkanına hakaret suçunun hukuktaki karşılığı

Hakaret hukuki, toplumsal, dini ya da akla gelebilecek herhangi bir başka alandaki normun sınırlarının dışında kalan bir eylem türü. Kötü duyguların bir dışa vurumu ve toplumda sebepsiz bir teyakkuz sebebi. CHP sözcüsü Bülent Tezcan'ın Tekirdağ'da yaptığı konuşmada Erdoğan'a "faşist diktatör" dediği, onu şantaj ve tehditte bulunmakla itham ettiği ve meşru bir seçimle işbaşına gelen cumhurbaşkanının "devletin en tepesini, cumhurbaşkanlığının tepesini işgal ettiğini" söylediği konuşması da böyle bunalımlı bir toplumsal ruh haline yol açtı.
Türk Ceza Kanunu'nda hakaret suçu şerefe karşı suçlar arasında, "Bir kimseye, onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat etmek veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldırmak" olarak tanımlanıyor (TCK, m. 125).
Kanun maddesinin gerekçesindeki hükümle "kişilerin şeref, haysiyet ve namusu, toplum içindeki itibarı, diğer fertler nezdindeki saygınlığı"nın korunmak istendiği ifade ediliyor. Ayrıca "Kişiye onu toplum nazarında küçük düşürmek amacıyla belli bir siyasi kanaatin isnat edilmesi halinde de hakaret suçu oluşur. Örneğin bir kişiye 'faşist,' 'komünist' veya 'mürteci' demekle hakaret suçu işlenmiş olur" ifadesi yer alıyor. Kanun gerekçesinin bağlayıcılığı olmasa da maddenin uygulama alanının belirlenmesinde ve yorumlanmasında yol gösterici olduğunu göz ardı etmemek gerekir.
TCK'nın 299. maddesinde düzenlenen cumhurbaşkanına hakaret suçu da aslında hakaret suçunun özel bir biçimi. Kanun'da "Devletin Egemenlik Alametlerine ve Organlarının Saygınlığına Karşı Suçlar" arasında düzenlenen bu suç, hakaret suçunun koruduğu hukuki değerlerin yanı sıra başka bazı hukuki değerleri de koruyan bir "özel tahkir suçu." Zira cumhurbaşkanına hakaret suçu ile sadece cumhurbaşkanının şahsının değil bazı devlet menfaatleri ve cumhurbaşkanlığı kurumunun saygınlığının da korunduğu düşünülüyor. Bu sebeple cumhurbaşkanına hakaretin cezası daha ağır.

Anayasa Mahkemesi kararı
Cumhurbaşkanına hakaret edilmesi halinde Ceza Kanunu'nun 299. maddesine başvurulabileceği gibi tazminat istenmesi veya bu iki yola aynı anda başvurulması mümkün.
Bu konuda cumhurbaşkanının genel tahkir suçu olarak adlandırılan TCK m. 125 ile korunmasının yeterli olup olmayacağı düşünülebilir. Bu noktada elbette akla TCK'nın yapıldığı süreçte söz konusu olan "suç olmaktan çıkarma eğilimi"nin hakaret suçları bakımından da söz konusu olup olamayacağı da gelebilir. Hatta sözlü bir ifadenin özgürlüğü bağlayıcı cezaya tabi olmaması gerektiği de savunulabilir. Bununla birlikte yukarıda yer verilen düzenlemeden anlaşıldığı gibi 2005'te Kanun ihdas edilirken bu tür bir yaklaşımla hareket edilmedi. Anayasa Mahkemesi de 299. maddenin eşitlik ilkesine aykırı olduğu iddiasıyla açılan iptal davasında verdiği 14.12.2016 tarihli kararda, cumhurbaşkanına hakaret suçunun cumhurbaşkanının kişiliğinin yanı sıra devletin saygınlığını da koruduğunu ifade ederek ceza ve korunan hukuki fayda arasında orantı bulunduğuna, ifade özgürlüğünün eleştiri özgürlüğünün güvencesi olsa da kişilere hakaret etme hakkı vermediğini belirterek başvuruyu oy birliğiyle reddetti.
Görüldüğü üzere Bülent Tezcan'ın açıklamalarının bir sonucu olarak, ifade özgürlüğünün cumhurbaşkanının kişisel şeref ve saygınlığının yanı sıra devlet menfaatleri ile karşı karşıya geldiği bir durumda nasıl bir tavır almak gerektiği sorunuyla karşılaşıyoruz. Siyasi şahsiyetler kamuoyundan güven talep etmelerinin doğal bir sonucu olarak pek çok eleştirinin odağında olmayı da göze almak zorundalar. Bununla beraber Anayasa Mahkemesinin tavrının eleştirinin sınırının hakaret boyuna varamayacağı yönünde olduğuna yukarıdaki paragrafta yer verildi. AİHM ise siyasiler söz konusu olduğunda doğrudan hakareti dahi ifade özgürlüğü çerçevesinde meşru sayacak ölçüde esnek hükümler veriyor. AİHM'ye göre bu hususta tek ölçüt şiddete tahrik ve nefret suçu niteliği taşımaması. Kaba, provokatif, rahatsız edici, şok edici beyanları ifade özgürlüğü çerçevesinde değerlendirdiği görülüyor.
AİHM'nin tutumuna rağmen mukayeseli hukukta bazıları parlamenterlere ya da krala karşı olmak üzere düzenlenen çeşitli hükümlerle devlet başkanının hakaret suçuna karşı özel olarak korunduğunu görüyoruz. Örneğin Alman Ceza Kanunu'na göre devlet başkanına hakaret suçu 3 aydan 5 yıla kadar hapis cezasına tabi (Alman C.K., m. 90). Polonya Ceza Kanunu'nun 226. maddesi bu durumda 2 yıla kadar hapis cezası öngörüyor. Yunanistan Ceza Kanunu'nun 157. ve 168. maddeleri 3 aya kadar hapis cezasının yanı sıra suçun yayın yoluyla işlenmesi halinde müsadere hükümlerine yer veriyor.

Diğer ülkelerle aynı
Fransa'da yakın zamana kadar cumhurbaşkanına hakaretin ayrı bir suç olduğu görülse de Eon/Fransa kararının ardından 2013'te bu hüküm yürürlükten kaldırıldı. Eon kararında AİHM, Fransa cumhurbaşkanı için sıklıkla kullanılan "Defol git, gerizekâlı" ifadesinin yazılı olduğu pankartı açtığı için cumhurbaşkanına hakaretten dolayı ceza alan başvurucu bakımından ihlale hükmetti. Ancak söz konusu hükmün yürürlükten kaldırılmasının cumhurbaşkanına hakaretin cezalandırılmadığı sonucuna yol açtığını düşünmek doğru değildir. Zira Fransa'da Basın Özgürlüğü Kanunu'nun 30-31. maddelerinde parlamenterlere karşı hakaret suçunu ayrıca cezalandıran bir düzenleme mevcut ve cumhurbaşkanına hakaret edildiğinde bu madde uygulanıyor.
Sonuç olarak Ceza Kanunu'muzda yer alan cumhurbaşkanına hakarete ilişkin hükümler diğer ülkelerin düzenlemelerinden farklı değil. Ancak iletişim kurmak yerine hakaret etmek aslında bir siyaset yapma biçimi olmadığı gibi bir parti sözcüsü bu tür bir tavırla yargılama makamlarını oyalamamalıydı. Hakaret her zaman ve başlı başına normların dışında, sebepsiz teyakkuza yol açan, insanda bir yandan görmezden gelme isteği uyandırırken diğer yandan onu karşılık vermeye sevk eden bir eylem olarak ifade özgürlüğü sınırlarının dışındadır.
BİZE ULAŞIN