HASAN YÜCEL HASAN YÜCEL

ABD’nin “Hakan Atilla” kararı ve davanın hukuki meşruiyeti

Jürinin 3 Ocak'taki kararı ile Türkiye Cumhuriyeti devletine siyasi bir tehdit olarak kullanılan Hakan Atilla davasının yargılama aşaması büyük ölçüde tamamlanmış oldu.
Hâkim Richard Berman'ın 11 Nisan'da gerekçeli kararını vermesi ve Atilla için öngörülen cezayı belirlemesi bekleniyor.
Jürinin Atilla için verdiği karardan önce davanın meşruiyeti Türkiye kamuoyu tarafından sıkça eleştirilmiş; hukukçular, akademisyenler ve siyasiler davanın hukuki meşruiyeti olmadığına ilişkin birçok gerekçe ileri sürmüştür.
Davada sunulan delillerin elde ediliş biçimi (provenance) ve savcılık tarafından çağrılan tanıkların güvenilirliği (reliability), davanın meşruiyetini zedeleyen temel nedenler olarak görülmüştür.
Dava süreci bir dizi soru işareti barındırmasına rağmen jüri Atilla'nın suçlu olduğuna karar vermiştir.
Jüri tarafından suçlu bulunan Atilla'nın işlediği kabul edilen suçlara baktığımızda bunların birbiriyle yakından bağlantılı olduğu görülmektedir.
Bu suçların başında Uluslararası Acil Ekonomik Güç Yasası hükümlerinin ihlal edilmesi gelmektedir. Yukarıda belirtilen yasa Amerikan ulusal hukukunda İran'a karşı uygulanan yaptırımların hukuki temeli olarak kabul edilmiştir.
Bu kanun bağlamında birçok tüzüğe atıf yapılmak suretiyle yaptırımların temelini oluşturan hukuki kuralların kapsamı genişletilmiş, bu kanuna veya atıf yaptığı normlara aykırılık suç sayılmıştır. Bireylerin cezai sorumluluğunu öngören hükümler de bu kapsam içinde yer almıştır. Bu şekilde değerlendirme yapan jüri Atilla'nın ABD Hazine Bakanlığı'nı dolandırma ve bankacılık sisteminde sahtekârlık yapma suçlarını işlediğine kanaat getirmiştir. Hazine Bakanlığı'nın görevlerinden biri yukarıda belirtilen yasanın uygulanmasıdır.
Bir diğer deyişle yaptırımların temelini oluşturan yasaların yürütmesini sağlayan organdır. Yaptırımlar ile ilgili bir kurala aykırılık gösteren davranışın aynı zamanda bu yürütme organına karşı işlenen bir suç olarak görülmesi Amerikan hukukuna göre gayet normal olarak değerlendirilmektedir.
Atilla'nın kara para aklama suçunu doğrudan fail olarak işlemediği jüri tarafından değerlendirilse de buna iştirak ettiği düşünülmüştür. Türk hukuk sisteminden farklı olarak iştirak ya da kumpas olarak tercüme edilen ve bir cezai sorumluluk türü olan conspiracy kapsamında verilen karar ciddi sorunlar ortaya çıkarmaktadır. Bu sorumluluk türü ile sözde bir örgüt kurulduğu kabul edilmiştir. Bu bahsi geçen örgüte ise "Zarrab scheme" (Zarrab şeması) adı verilerek "kumpas", "suça iştirak" ya da "suça ortaklık" hükümlerine dayanarak Atilla'nın ve bu yargılama içindeki diğer sanıkların kolayca hüküm giymesine kapı aralanmıştır.
Bu kapsama giren şahısların suçun işlenmesinde somut katkıları olmamasına rağmen suçlu bulunması kuvvetle muhtemeldir. Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin toptan bir şekilde bu organizasyon içinde yer aldığı fikrini ortaya çıkarmak için suça iştirak hükümleri hukuki bir zemin olarak sıklıkla öne sürülerek algı kirliliği yapılmıştır.
Amerikan otoriteleri diplomatik yollar yerine İran'a karşı yaptırımların uygulanmasını sağlamak amacıyla içinde bulundukları ulusal hukuk sisteminde bireyleri cezalandırarak sözde yaptırımların ihlal edilmesine engel olmayı hedeflemiştir. Lakin bu amaçla diplomatik yollara başvurmamıştır. ABD'nin bu politikasının uluslararası ilişkilerde ülkeler arasında arzu edilen iş birliğine zarar vereceği görülmektedir. ABD'nin hukuki argümanlarını diplomatik yollarla dile getirmesi ve eğer çok ciddi görüyorsa bunları Uluslararası Adalet Divanı gibi devletlerin karşı karşıya geldiği mahkemelerde savunması ihtimali varken kendisi için daha kolay bir yönteme başvurmuştur. Bu yöntem içinde Atilla'nın yargılanması ve suçlu bulunması yolunu seçmiştir. Diplomasi ve uluslararası hukuk yoluyla çözülmesi gereken İran'a karşı yaptırımların uygulanması meselesini ABD bireylerin iç hukuk yoluyla cezai yargılaması ile çözmeye kalkmıştır.
Jürinin çarşamba günü verdiği kararda Atilla'nın belirtilen suçlardan cezai sorumluluğunun olup olmadığı yargılama konusu olurken herhangi bir şekilde Halkbank ya da başka bir tüzel kişilik sanık sandalyesine oturtulmamıştır.
Tüzel kişi olan bankaların, kamu bankası olması hasebiyle Türkiye Cumhuriyeti devleti ya da hükümetinin bu suçun sanığı olduğu algısının oluşturulmaya çalışılması davanın siyasi amaçlar taşıdığını gösterir. Amerikan hukukuna göre tüzel kişilerin cezai sorumluluğu Türk hukuk sisteminden farklıdır. Fakat Halkbank'ın cezai sorumluluğundan bahsedilebilmesi için ilk olarak şirketin sanık sandalyesinde yer alması ve ayrı bir yargılama yapılması gerekir ki somut olayda bu yargılamanın seyri bu şekilde gerçekleşmemiştir.
Amerikan yasama organının ya da Hazine Bakanlığı'nın bu davayı temel alarak herhangi bir yaptırım kararına ulaşması hukuki açıdan mümkün ve mantıklı bir ihtimal olarak ileri sürülemez.
İddianamelerde belirtilen delillere bakıldığında bazı finansal işlemlerin 2011'de yapıldığı görülmektedir.
Hazine Bakanlığı'nın Dış Kaynaklı Varlıkları Denetleme Ofisi (OFAC) bu davanın başladığı tarihten çok daha önce Halkbank ya da diğer bankalar için soruşturmaya başlayabilir ve buna bağlı olarak bu bankalara para cezası verebilirdi. Ancak bu bankalarla ilgili herhangi bir soruşturma yürütülmemiştir.
Mevcut yargılamaların sonucunda mahkeme ya da Hazine Bakanlığı'nın herhangi bir tüzel kişiye herhangi bir ceza vermesi hâkimin yetkisi kapsamında değildir.
ABD'nin Halkbank'a ceza verebilmesi için bu davadan bağımsız olarak şu iki yolu izlemesi beklenebilir: Çokça zikredilen ilk seçenek daha önce başka bankalara da verilen bir nevi idari cezaya hükmedilmesidir. Bu durumda OFAC'ın ayrı bir soruşturma yapması gerektiğinden Atilla'nın davasındaki bulguların aynen kullanılması beklenilemez.
Türk hukukundan farklı olarak ABD'de tüzel kişilerin cezai sorumluluğu söz konusudur. Bu sebepten bankaların cezai sorumluluğu gündeme gelecek olursa savcılık benzer bir cezai süreci başlatmak zorundadır ve mutlaka bankanın sorumluluğunu daha net ve hukuka uygun yargısal bir süreç sonunda ispat etmesi gerekir.
Fakat belirtilen süreçlerin Atilla davasıyla direkt bir ilgisi olmadığı gibi buna kesin gerçekleşeceği gözüyle bakmak da doğru değildir.
BİZE ULAŞIN