NUH YILMAZ NUH YILMAZ

ABD diplomasisi oryantalizmi aşabilecek mi?

Sızan belgelerin formuna bakılırsa ABD diplomasisinin kimlerden nasıl bilgi topladığı ve bunları değerlendirme tarzı deşifre olmuştur. Bu nedenle de tüm dünyada çok ciddi kaynak sorunu yaşayacaktır

ABD hariç bütün dünya bir haftadır wikileaks fırtınası ile çalkalanıyor. Her ne kadar ABD medyasında hak ettiği yeri bulamasa da skandal Washington sokaklarında da hareketlenmeye yol açtı. ABD Büyükelçiliklerinden merkeze yollanan diplomatik içerikli telgrafların basına sızması nedeniyle gündem olan Wikileaks dalgasının içeriği önümüzdeki günlerde çok can yakacak, bir çok diplomatik ve siyasi kariyerin sönmesine yol açacak. Ancak daha çok magazin, dedikodu ve saha notlarından oluşan telgraf içeriklerini aşıp, genel sonuçlara bakmak gerekir. Wikileaks skandalı ne gösteriyor? Skandalın etkisi ne olur? Birinci Dünya Savaşı liderlerin içeriği ve yapılışı sadece kamudan değil kendi bürokratik kadrolarından bile gizli İngiliz tarzı gizli diplomasiye son vermiş, diplomasiye yeni bir tarz gelmişti: Yapılma tarzı ve süreci gizli olsa da, diplomatik anlaşmaların sonuçları gizlenmeyecekti. Bu dönemde başlayan, gizli pazarlık- açık anlaşma tarzı diplomasi de uzun zamandır kriz yaşıyordu. Aslında "kamu diplomasisi" atakları da, devletlerin bu alana yatırım yapması da devam edegelen krizin göstergesi. Wikileaks ile yaşanan sızıntılar diplomasi ile istihbarat arasındaki ince çizgiyi ihlal ettiği oranda işte bu "iki yüzlü diplomasiyi" bitirecektir. Bir başka deyişle, bu skandaldan sonra devletler kapalı kapılar ardında ne söylüyorlarsa, o kapıların önünde de aynısını söylemek zorunda kalacaklar. Türkiye'nin bu tartışmalardan ciddi bir yara almamasının en önemli nedeni de Türkiye'deki siyasi liderliğin, açık ya da kapalı toplantılarda ton farkına rağmen aynı siyasi çizgiyi sürdürmesidir. Önümüzdeki dönemde yeni diplomasi de bu olacaktır.

Sızan ABD diplomasisi

Sızan belgelerin içeriği yerine formuna bakılırsa asıl deşifre olanın Amerikan diplomasisinin işgörme tarzı olduğu ortaya çıkar. ABD diplomasisi, kimlerle nasıl muhatap olduğu, kimlerle nasıl görüştüğü, görüşme notlarını nasıl tuttuğu, nasıl değerlendirme yaptığı konularında tamamen deşifre olmuştur. O nedenle aslolan belgelerde yazılanlar değil, onyılların kurumsal birikimi olan bu tarzın ortalığa saçılmasıdır. Bu nedenle de ABD diplomasisi dünyada derece son ciddi kaynak sorunu yaşayacaktır. Neredeyse her konuşulanın merkeze aktarıldığı bir tarza sahip bir devlet diplomasisi ile kimse gerekmedikçe muhatap olmak istemeyecektir. ABD diplomasisi açısından bir sorun da kaynaklarını koruyamamış olmasıdır. ABD'ye güvenerek konuşan tüm kaynaklar bu süreçten zararlı çıkmıştır. Bu nedenle de kendi kaynaklarını koruyamayan bir ülke görüntüsüne sahip olmak ABD için orta vadede ciddi sorun yaratacaktır. Türkiye gibi açık toplumlarda etkisi daha az hissedilse de, bir çok kapalı toplumda ve ABD'nin savaş halinde olduğu ülkelerde bunun ABD'ye maliyeti son derece yüksek olacaktır. Türkiye açısından bakıldığında ise ABD diplomatlarının haber kaynaklarının büyük oranda belli bir toplumsal kesime dayandığı görülüyor. ABD diplomasisinin çeşitlendirmeyi yapamayan, siyasi taraf olmayı, sağlıklı karar almaya yeğleyen bir tarzı olduğu ortaya çıkıyor. Bu da ABD diplomatlarının kendi toplumsal sınıflarına ve hayat tarzlarına yakın insanlarla ilişki kurarak, bir ülke hakkında neden sağlıklı analiz yapamayacaklarını, bir çok ülke hakkında neden yanıldıklarını net bir şekilde gösteriyor.

Yeni kıtaya eski sorun: Oryantalizm ve İslamofobya

Telgraflarda ABD diplomasisinde önyargıların yapısal bir sorun olduğu görülüyor. Bu yapısal sorunun kaynağında ise genelde Batı toplumlarına hakim olan, küçük bir entelektüel kesim dışında kolaylıkla aşılamayan, ancak ABD'de Avrupa ülkelerine nazaran görmeye çok da alışık olmadığımız bir tablo mevcut. Belgelerdeki söylem ve tarz, telgrafları yazan ABD'li diplomatların Avrupa kaynaklı İslamofobik söylemin esiri olmaya başladığını gösteriyor. ABD'nin asıl önemle üzerine durması gereken sorun belki de bu. Son yıllarda, özellikle Avrupa'dan ithal İslamofobya'nın, giderek artan bir hızla ABD'de egemen olmasının İsrail lobisinden neoconlara, İkinci Dünya Savaşı İngilteresi'nin istihbarat servisi gözüyle dünyaya bakan Bernard Lewis gibilerden, Fuat Acemi gibi (benzeri Türkler de dahil olmak üzere) yerli muhbir kategorisinden nemalanan yarı akademisyenlere bir çok şeyin etkisi var. Ancak tüm bunlara rağmen, ABD'nin bu ideolojik körlük iyice yerleşmeden bu konuda adım atması gerekiyor. Aksi halde Bon pour L'Orient zihniyeti ile iş gören diplomatların ABD'ye maliyeti fazla olacak. Bu konu ile bağlantılı olarak ABD'li diplomatların tam anlamıyla klasik oryantalizm batağına saplanmak üzere olduklarını söyleyebiliriz. Elbette Türkiye'deki köşe yazarları ve kamu entelektüellerinin oryantalizm konusunda bir çok batılıya taş çıkartacak performansa sahip olmasının da bunda payı var. Kendi önyargılarının bu Türkler tarafından doğrulanmasına bakıp, telgrafı yazan ABD'li diplomatın kendini iyi hissetmesi de bir nebze olsun anlaşılabilir. Ancak yine de ABD'nin, geçen yüzyıla ait oryantalist çerçeveyi aşabilecek insan kaynağına sahip olduğunu bizzat biliyorum. Belki de bunu bir fırsat olarak görüp, ABD bu konuda adım atabilir. Bir başka konu ise iletişim sorunu. ABD'li muhatapların her daim gündeme getirdiği konulardan biri de Türk tarafı ile yaşanan kronik iletişim sorunu. Telgraflar, aslında iletişim sorununun nedenini biraz açıklıyor. Bu kadar kendi benzerleri ile çevrelenmeyi tercih etmiş, toplumdan soyutlanmış, önyargılarının esiri olmuş, yaşadığı topluma halen bir asır öncesinin kavramlarıyla yaklaşan bir diplomatik kadronun, halka yakın siyasi kadrolarla iletişim kurmasının çok da mümkün olmadığı ortaya çıkmış oldu. Tüm önyargılar bir yana, telgraflarda ortaya konan analizlerde ABD'li diplomatların bir çok konuda yanlış öngörüde bulunduğu görülüyor. Bu da öncelikle ABD'nin yanılmazlığı, her ilişkiyi yönettiği, her konuda planları olduğu şeklindeki yaklaşımları yalanlıyor. Öte yandan bu kadar hata yapan bir diplomatik ekibin hatasının da nedeni kişisel olamaz. İşte tam da bu noktada ABD diplomatlarını nasıl yetiştirdiğini yeniden ele almalı, bu sistemi elden geçirmelidir. Bu hatalardan kurtulmak için de ABD'li diplomatların eğitim sistemine oryantalizm, Avrupamerkezcilik ve İslamofobya gibi derslerin konulma zamanın artık gelip geçtiği ortaya çıkmaktadır. Bu tür bir değişiklik Türk- Amerikan ilişkilerini de rayına oturtacaktır.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.