TAHA ÖZHAN TAHA ÖZHAN

Ortadoğu korkuları

Ortadoğu çoğu kez korkularla anılan bir bölge. Bu korkuların bir kısmı gerçekten bölgemize ait, bir kısmı ise suni ve ithal korkular. Korkularla tehditler de iç içe geçmiş durumda. Çoğu kez hangisinin bir tehdit hangisinin abartılı bir korku olduğunu ayırt etmek de kolay değil. Korkular ve tehditler her bir aktöre göre de derin farklılık gösteriyor. Hasılıkelam, karma karışık bir korkular ve tehditler dünyası Ortadoğu. Bir taraftan vekâlet savaşları üzerinden diğer taraftan Sünni ve Şii selefilik üzerinden, kâh İsrail üzerinden kâh Amerika üzerinden gerçek ve komplo karışımı korkular hiç eksik olacak gibi görünmüyor.
ABD'nin İran korkusu
Bütün bu korkuların ortasında bitmez tükenmez bir Batılı İran korkusu var. Retoriği ve İsrail üzerinden bölgede yaşanan vekâlet savaşlarını bir kanara bırakırsak, Batı açısından İran korkusunun ete kemiğe büründüğü somut ve büyük bir vakadan da bahsetmek mümkün değil. O halde başta ABD olmak üzere bitmek bilmez bir şekilde üretilen İran korkusu ve tehdidi ne anlama geliyor? İslam devrimine kadar ABD'nin bölgedeki en önemli müttefiklerinden olan İran, niçin bu kadar hedefe oturtuluyor? Aynı şekilde İran, devrimin üzerinden 30 yıl geçmesine rağmen niçin hala Batı ile rasyonel bir ilişki inşa edebilecek siyasal bir pragmatizm geliştiremedi? Nasıl oluyor da "binlerce yıllık İran devlet geleneği" böylesi bir rasyonaliteyi üretemiyor? Aynı şekilde, Afganistan'da Taliban'la, Latin Amerika'da en olmadık ABD karşıtı hareketlerle, soğuk savaşın bir çok kanat ülkesiyle, Post Saddam dönemde 'en Amerika karşıtı' partilerle, Arap baharı sonrası İslami hareketlerle masaya oturacak bir siyasal pragmatizm geliştiren ABD ve batı niçin İran'la konuşmanın yolunu bir türlü bulamıyor? Bu soruların elbette basit cevapları bulunmuyor. Ama şu aşikâr ki mezkûr sorulara tatmin edici cevaplar bulmadan, Batı-İran ve Ortadoğu korkularına dair analizlerimiz eksik kalmaya devam edecektir.
Kontrollü gerginlik stratejisi
Anlaşılan şu ki yaşanan gerilimden bütün taraflar, Schumpeter'den ödünç alacak olursak, kendilerine "yaratıcı tahripkar" bir siyasi hat açıyorlar. Yaşanan gerilim sorunların çözülmesini geciktiriyor, makul bir siyasi pragmatizmin ortaya çıkmasını engelliyor ama günü kurtarmaya da yetiyor. Batıya karşı direnen bir görüntü vermek isteyene de, Amerikan korkularına karşı tedbir aldığı havasını oluşturmak isteyeni de, İsrail'in şizofrenik takıntılarını da tatmin eden bir kısır döngünün devam etmesini sağlıyor. Geçtiğimiz aylarda "İran'a ne zaman saldırılacak?" sualinin gündemden düşmesini engellemek üzere bir medya bombardımanı başlamıştı. Neredeyse her sene tekrar eden bu bombardıman beklendiği üzere bir iki hafta içerisinde anlamsızlaşarak sakinleşti. ABD'nin 2011 sonunda Irak'tan çekilmesiyle birlikte, bu sefer İran tarafından "Hürmüz boğazını kapatırız!" tehdidiyle yeni bir tartışma başlatılmış oldu. İran'ın, Suriye'de Baas rejimine verdiği destek, Irak'ta ABD sonrası aceleci hesapların da şekillendirdiği 'Hürmüz tehdidi' somut ve tehlikeli gelişmelere yol açma riski olan kontrollü bir gerilim politikasından ibaret. Nihayetinde tehditten geri adım atmanın İran'a bir maliyeti olmayacaktır. İran'ın benzer şekilde nükleer programına karşı Batı'dan, özellikle de ABD'den gelen tepki ve tehditler de kontrollü bir gerginlik stratejisi üzerinden gitmektedir. İslam devrimi sonrası ilk kez uluslararası ciddi bir mutabakata dönüşen Tahran Antlaşması da benzer bir tutum yoluyla ABD tarafından BMGK'de ambargo adımı ile karşılanmıştır. Hem İran'ın uluslararası meşru siyasi zemine girmesine müsaade edilmemiş hem de yükselen güçler ve ekonomiler kategorisindeki iki ülke olan Türkiye ve Brezilya'nın rol oynaması engellenmeye çalışılmıştır. İlaveten, 'nükleer İran korkusunun da' kolayca normalleşmesi engellenerek kısır siyasi döngünün devamı sağlanmıştır. İran'ın
kararı İran,
ABD korkularının açtığı siyasi alanda hareket etme durumunu terk etmeye karar vermediği sürece de mezkûr kısır döngü devam edecektir. Geçtiğimiz haftalarda İran'ın nükleer müzakerelere devam kararı alması olumlu bir adım olmakla beraber hala somut siyasi hedefleri belirginleşmemiştir. Nükleer müzakereler sonucunda bu aşamada ne çıkacağının da çok fazla bir önemi bulunmamaktadır. Esas olan, İran'ın bölgesel yapıcı bir düzen kurucu aktör olma kararını alıp almayacağıdır. İran, İslam devriminden bu yana önce savaş ardından da ambargo altında yaşamak zorunda kalmıştır. ABD'nin İran'ı hapsetmeye çalıştığı siyasi makastan çıkması en geniş anlamıyla bölgesel işbirlikleriyle mümkündür. ABD'nin en fazla arzuladığı şey, İran korkularını Ortadoğu'nun korkuları haline getirmektir. Öyle ki bu belli aktörler açısından başarılmış durumdadır. Elbette ki bu sadece ABD eliyle değil İran'ın gelişmeler karşısındaki duruşuyla da beslenmektedir. İran otuz yıllık ambargoyu kırmanın, devlet dışı aktörler ve örgütlerle organik derecesinde ilişki kurmaktan geçtiğini düşünmektedir. Lakin bu yoğun ilişki zaman içerisinde devlet rasyonalitesinin ve sakinliğin hırpalanmasına da yol açmış durumdadır. Örgütler içerisinde bulundukları asimetrik güç dengelerinden dolayı, tabiatı itibariyle, tehditler ve korkular dünyasında yaşamaya mahkûmlardır. İran siyasal aklı, Ortadoğu'yu isyan dalgasının sardığı bir zaman diliminde, kısa vadeli stratejiler yerine ABD korkularının öznesi olmaktan çıkacağı uzun vadeli bölgesel düzeni hedefleyen adımlar atarsa Batı'nın hesaplarını boşa çıkarabilir. Tahran anlaşması bu meşru zeminin Batı'yı nasıl zora soktuğunun en yakın örneğidir. Hali hazırda Ortadoğu'da korkular birbirine karışmışken, ABD açısından, İran korkusu ve tehdidinden daha kullanışlı bir malzeme bulunamazdı. Amerika bu sene seçime giriyor. Bilindiği üzere ABD başkanlarının ikinci kez girdikleri seçimlerde, iktidarlarını korumak adına siyasi oportünizmin bir sınırı bulunmamaktadır. Geçen sene içerisinde Bin Ladin'i öldürerek önemli bir Amerikan korkusunu tasfiye eden Obama'nın ikame edeceği tatminkâr bir ABD korkusuna muhtaç olduğu akıldan çıkarılmamalıdır. Hele aynı anda İsrail'i ve ABD'deki lobisini tatmin edecek bir İran korkusu aranıp da bulunmayacak cinsten görünmektedir. Seçime yetecek ama savaşa yetmeyecek düzeyde bir gerginlik bütün taraflar açısından ideal görünmektedir. Varoluşsal soru, bu kısır döngüyü İran'ın da aynı oportünizm düzeyinde görüp görmediğidir. Eğer durum gerçekten böyleyse endişelenmemiz için yeterince sebep var demektir. Hayır, yanlış anlaşılmasın, bir savaş çıkacağı için değil, yakın zamanda bölgesel bir düzenin kurulma imkânı biraz daha uzaklaşacağı için.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN