TACETTİN KUTAY TACETTİN KUTAY

Evet tabanı gelişme ve güvenlikte

Türk solunun kendi içindeki sayısız bölünmelerini konuşmak bir gazete yazısının çapının çok üzerindedir. Bununla birlikte Türk sağının tarihsel bölünmesini devlete karşı yaklaşım üzerinden iki geleneğe ayırmak mümkündür: Bir yanda devleti dönüştürücü ve kalkınmaya odaklanmış atılımcı sağ gelenek, diğer yanda ise devleti koruma, kollamaya kendisini adamış olan koruyucu sağ gelenek.
Birinci gelenek 70'li yıllarda Demirel ve Erbakan etrafında iki farklı ekonomik gerçekliğe dayanarak kendisini ikame etmişti. Anadolu'nun orta ölçekli tüccarlar kesiminde temsilini bulan Milli Görüş hareketi, Erbakan'ın bayraktarlığını yaptığı sanayi hamlesi ile ayakları üzerinde duran bir Türkiye'yi hedeflerken; uluslararası ekonomik çevrelerin hoşnutluğu ve desteği üzerinden Türkiye'nin altyapı eksiklerini kapatmak Demirel'in hedefiydi.
Türkeş tarafından temsil edilen ikinci gelenek ise Türkiye'nin komünistleştirilmesi tehlikesine karşı durmak davasının bayraktarlığını yapmaktaydı. Her iki gelenek de Anadolu'da kendisine bağlı bir kitle yaratmayı başardı. Tarihte iki geleneğin milliyetçi cephe hükümetleri, Çiller dönemi gibi yan yana görüldüğü süreçler oldu. Bununla birlikte MHP geleneğinin atılımcı geleneği çok sert eleştirdiği dönemler çoğunluktadır. Söz konusu iki geleneğin AK Parti ve MHP ile temsil edildiği siyasal evrede ise MHP'nin AK Parti'ye karşı tutumunun genel olarak uzlaşmaz olduğu ve eleştirilerin dozunun çok yükseldiğini hepimiz hatırlıyoruz. Bu dönemde MHP devletin muhafızlığı görevini CHP ile el ele vererek yerine getirmeyi tercih ediyordu.

15 Temmuz mihengi
15 Temmuz ihanetine karşı milletin ve devletin ortaya koyduğu refleks bir başka tarihsel birlikteliği doğurdu: Darbelere geleneksel yatkınlığı olan ve bunları selamlayan CHP'nin devlete sahip çıkmaktan anladığı şeyin MHP'nin devlete verdiği destekten ne kadar farklı olduğu ortaya çıktı. CHP darbe girişimine destek veren ve bu süreçte Türkiye'ye alenen düşmanlık eden Batı ile söylem birliğine girmeyi tercih etti ve doğal olarak kendisini bu paydada HDP, FETÖ ve Gezi tortusu marjinallerle kader birlikteliği eder halde buldu. MHP'nin bu noktada CHP ile ters düşmesi tarihi misyonunun bir gereğiydi. Bahçeli'nin partisini bu yarılmada AK Parti ile yan yana getirmesi tarihsel bir tabloyla karşı karşıya kalmamızı sonuçlandırdı: Devletin kalkınmasını ve güvenliğini dert eden blok kendisini devletle ilişkileri sabıkalı bir cepheye abilik yapan CHP'ye karşı sistemi dönüştürme mücadelesi verir halde buldu. Bu noktada yukarıdaki tabloyla açıklamamız mümkün olmayan bir paradoksla karşı karşıyayız. CHP abilik yaptığı bloka rağmen hayırın Cumhuriyet'e sahip çıkmak anlamına geldiğini bildik argümanlarıyla seslendiriyor; Kandil'den yapılan açıklamalar devleti MHP ve AK Parti'ye karşı savunmaya yönelik çağrılar içeriyor.
Yukarıda özetlemeye çalıştığımız bu tablo referandum sürecinde öne sürülen birtakım suallere cevap niteliğinde. Özellikle hayır cephesi tarafından sık sık ortaya atılan "2012 referandumundan FETÖ çıktı. Ya bu referandum da hesap edemediğimiz tehlikelere gebeyse?" sorusu AK Parti-MHP birlikteliği ile boşa çıkıyor. Devletin güvenliğini zaman zaman statüko savunuculuğu yapmak pahasına her şeyin üstünde tutan MHP'nin üniter devletten ödün vereceğini iddia etmek mümkün değil. AK Parti ise 15 yıldır yürüttüğü taban siyaseti ile Türkiye'ye çağ atlatan ve ülkenin çehresini değiştiren bir parti olarak Türk insanının belleğine kazınmış durumda. Kamuoyu araştırmalarına bakıldığında da bu durum kendisini açıkça ortaya koyuyor. AK Parti karşıtları tarafından dahi hakkı teslim edilmek zorunda bırakılan hamleleriyle Türk insanı tarafından değişim ve dönüşümün partisi olarak görülüyor. Toplumsal hafızamızda böylesi yer eden ve devletin selameti söz konusu olduğunda olumlu karşılanan iki partinin sistem üzerindeki fikir birliği sandık başına gidecek vatandaşlarımıza şu mesajı açıkça veriyor: Referandumda oylanacak olan şey Türkiye'nin çıkarına ve ülkemizin gelişmesi yolunda önemli bir adımdır. Hayır cephesinin ise yegane mesajı hayır. Dolayısıyla evet sosyolojik tabanını devletinin gelişmesi ve güvenliği ülküsünde bulurken hayır ise bu referandumda da "istemezük" cephesine hitap ediyor.
BİZE ULAŞIN