REFİK ERDURAN

Lütfen, cetvel!

Yuvarlaklık iyi midir?
Yerine göre değişir tabii. Karpuzun yuvarlaklığına kimsenin itirazı yoktur. Kadın yapısının yuvarlakları heykel sanatının en hoş malzemesidir.
Soyut düzeyde de o kavram işe yarar kimi zaman. Pazarlıkta siz dokuz buçuk verirken karşı taraf on buçuk istiyorsa, "Gel şunu yuvarlak hesap on yapalım" diye çekişme tatlıya bağlanabilir.
Ama tam kesinlik gerektiren durumlarda yuvarlak yaklaşım sökmez. Asma köprü planı yaparken hiçbir hesabı tatlıya bağlayamazsınız. Bir kablo 999 ton çekiyorsa 999 ton çeker, 1000 ton çekmez.
Asma köprü yapımından çok daha karmaşık bir konu olan toplum yönetimi de kesin düşünce ister. Oysa laçka ortamlarda koltuk kapabilen yöneticilerin çoğu tek kıstasa göre yaparlar hesaplarını:
"Bana ne getirir, benden ne götürür?"
Hep o sorunun yanıtının gerektirdiği yolu seçer, ödün verir, varta atlatır, puan toplar, koltuğa yapışırlar.
Bizde buna "durumu idare etmek" deniyor.
Hünerin yakın geçmişimizdeki şampiyonu Süleyman Demirel'dir.

***

Onun "iş bitirici" yanını beğenen aklı başında insanlarımız çoktur.
Şakir Eczacıbaşı okuldan ağabeyi Ecevit'in takımına çözdüremediği bir sorunu Demirel'in nasıl beş dakikada sonuçlandırdığını, Yıldız Kenter sürüncemede kalan bina yapımını nasıl onun sayesinde tamamladığını anlatır. Başkalarının da benzer anıları vardır.
Ama hepsi adı sanı olan kişilerdir. Bitirilen işlerin o sayede Demirel'e itibar getirisi olmuştur.
Hiçbir kişisel yarar sağlamayacak bir konuda, politik riziko göğüsleyerek, kendi çıkarını tehlikeye atarak gerçekleştirdiği bir yiğitlik örneği var mı?
Yalnız davranışları değil, konuşmaları bile yuvarlak oldu hep. Hiçbir şey söylemeden, söyler gibi yaptı. Hatırlanan sözleri ise yuvarlaklığa kılıf uydurma örnekleridir. "Dün dündür, bugün bugün" gibi.
Tehlike karşısında hemen geriledi. Höt sesi duyar duymaz şapkasını kaptığı gibi ya evinin yolunu tuttu ya gösterilen "misafirhanenin."
En bağışlayamadığım ayıbı can almamış üç gencin canının alınmasına şevkle oy vermesidir.
Yıllar yılı sustu o konuda. Sonunda sıkıştırılınca, laf olmayan laflarından biri daha söküldü ağzından:
"O gün öyle icap ediyordu."
Düşünün lütfen. Ne demek bu?
Süleyman Beyefendi aslında demokrasi tutkunudur. Söz konusu cinayete de elbette taraftar değildir.
Ama bir başka ortamda emir büyük yerden geldiği için öyle "icap" ettiğini düşünmüş, Meclis'te tombul parmaklarını olanca gücüyle kaldırmıştır "İdam!" diye.
Öyleyse politika piyasasına bugün niçin darbe karşıtı laflar sürmektedir?
Şimdi "takıyye" kötü sözcük sayılıyor.
Peki, gerçekte inanmadığı halde ölümcül bir karara katılmış görünmek takıyyenin iğrenç bir örneği değil midir?
***

En şaşılacak durum bugün hâlâ merkezde seçenek yaratma türünden çabalarda Demirel'den medet umulması. Sol ya da solumtrak diye bilinen çevrelerde bile öyle umutlar beslendiği görülebiliyor.
"Denize düşen yılana sarılır"
mı diyeceksiniz? Ama zararsız deniz yılanıdır o. Kobra değil.
Niyetimi aşan söz söylemek istemem. Demirel'e zehirli demiyorum. Sadece yuvarlak.
Aydın çevrelerimizde yanlış olarak köylü kurnazlığı diye adlandırılan kolaycılık ve kaypaklıklarla durumu "idare" ederek Türkiye'nin çok yılını boşa harcattı. Bu dönemde zaman kaybı toplumumuz için zehirdir.
Artık her şeyi düz ve kesin çizgilerle düşünüp sorunlarımızın gerçekten "icabına" bakmalıyız.
Yoksa yine yıllar yılı yuvarlanıp gideriz.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN