TURKCELL İMSAKİYE
TURKCELL İLE RAMAZAN
REFİK ERDURAN

Çatlak modamız

Eşine ilişkin reklam kampanyalarından ayırabildiği saatlerde Mösyö Sarkozy bizi konuştu Obama ile. Hakkımızdaki ünlü inadını yumuşamış göstermek ve gönlümüzü almak için de tekrar tekrar "Türkiye Doğu-Batı arasında köprüdür" buyurdu.
İşin tuhafı, o bayat laf kalıbını övgü sayıp benimseyenler ülkemizde de çoğunlukta.
Ben anlamıyorum. Niçin köprü oluyor Türkiye? Köprüde yaşanmaz; üstünden geçilir. Başkalarının ayaklarını suda ıslatmadan yollarına gitmesine yarayan bir kara parçası mıdır ülkemiz?
Öyle bakarsak, Avrupa Atlantik ötesiyle aramızda köprüdür. İran ve Kafkasya Asya ile aramızda köprüdür. Suriye, Irak ve oradaki davetsiz misafir Amerika güneyde kalan bütün bölgelerle aramızda köprüdür bugün.
Biz hepsinin ortasında kale gibi duran, izinsiz kimsenin üstüne ayak basamadığı bir ülkenin sahibiyiz. İçinde akıllıca yaşamaya, onurunu da dostun düşmanın kafasına sokmaya bakalım.
***

Akıl dedim de... Küçücük yelkenlisiyle dünya turunu tamamlayan vatandaşımızın haberi basınımızda "Çılgın Türk Döndü" başlığıyla verildi.
Kuzum, niçin "çılgın"? Her başarımızı o kalıpla niteleme modasından da gına gelmedi mi?
Biraz yelkenciliğim vardır. Her rotanın planlama konusu olduğunu, o alanda bir tek yanlış hesabın insanı küttedek karaya oturtabileceğini bilecek kadar.
Sekiz metreden küçük teknesiyle dünyayı tek başına kazasız belasız dolaşabilen kişi yürekli ve de çok akıllı bir denizcidir.
"Aslanız, kaplanız, çatlağız" diye övünme modamızı Şu Çılgın Türkler kitabının sevindirici başarısı başlattı.
Sevindiğimi belirtmemin haset perdeleyen takıyye sanılması olasılığına karşı bir şey söyleyeyim önce. (Zehirli ortamımız böyle parantezlerin sıkça açılmasını gerektiriyor.)
Turgut Özakman lafın gelişi değil, gerçekten kırk yıllık dostum ve meslektaşımdır. Kesişen uğraşlarımız oyun yazarlığıdır. O alandaki ürünlerinin hemen hepsini çok beğenirim. Fehim Paşa'nın Konağı adlı oyununu birkaç yıl önce İngilizceye çevirdim. Kültür Bakanlığımız bastı. Arkadan Talat Halman'ın girişimiyle Amerika'da yayımlanan Türk tiyatro yapıtları antolojisine girdi. Olumlu tepkiler alıyor.
Şu Çılgın Türkler de ulusal komplekslerimizin yoğunlaştığı bir dönemde bağımsızlık savaşımızın olaylarını topluca hatırlatarak ilaç gibi geldi. Çarpıcı adı ve kitap kapağıyla ilgi çekti, kedi oldu olalı fare tutan basınımızın kolları sıvayarak yazıp çizmesiyle "Batı'ya nanik" simgesine dönüştü, rekor satış yaptı.
Yürekten sevindik.
***

Ancak, güzel tabloya yayıncılık etiği açısından gölge düşüren bir ayrıntı var.
(Bunu da yalnız Engin Ardıç yazdı.)
Kitap piyasaya roman diye sürüldü. Oysa romanla uzaktan yakından ilgisi yok. Bir tarih derlemesi.
Derleme işleminde de Özakman kadar iyi bir oyun yazarından beklenebilecek ustalık görülmüyor.
Dramatik değerler olayların kendinden kaynaklanıyor. Örneğin Büyük Taarruz'un askerlik tekniği açısından inanılmaz sürpriz özelliği ve o gece Afyon'da davetlilerini eğlendiren Yunanlı komuta kademesi üstündeki kıyamet etkisi çok daha çarpıcı çizgilerle vurgulanabilirdi.
Neyse, konu kitap değil. Önemli olan, çılgınlık kavramını müzmin moda durumuna getirip kafamızı sürgit bulandırmamak.
Mustafa Kemal'in Samsun'a çıkışı da, Büyük Taarruz planlaması da, ondan sonra gerçekleştirdiği atılımlar da insan aklının yüreklice ama gerçekçilikle kullanılışının örnekleridir.
Satranç ustaları kimi zaman izleyenleri şaşırtan hamleler yapar ve kazanırlar. Sonradan incelenince o atılımların başkalarınca fark edilmeyen ince hesaplardan kaynaklandığı anlaşılır.
Günlük yaşantımızda "çılgınca eğlenmek", "çılgınca sevmek", "çılgınca fiyat kırmak" gibi lafları sakız etmekten hoşlanıyoruz. Ama ciddi işlerimizde güvencemiz aklımız olsun lütfen.
Çatlaklığa özenmeyelim.
BİZE ULAŞIN