REFİK ERDURAN

Medya halleri

Son yüz yılda Türkiye'ye en büyük zararı vermiş olan olay nedir?
Ben Yunan istilası, depremler, Kenan Evren'in doğumu gibi felaketlerin arasına Adnan Kahveci'nin trafikte kaybını da koyarım.
Abartmıyorum. Onun karakterini, kafasının işleyişini, üretmiş olduğu ve üretebileceği tasarıları bilenler ne demek istediğimi anlarlar.
Sulu gözlü değilimdir. Ama önceki gün oğlunun düğününün görüntülerini izlerken gözlerim yaşardı.
Gerçekçilikle birleştirebildiği yaratıcılığı, sorun çözme heyecanı, enerjisi inanılmaz boyutlardaydı. Günümüzün haset lağımı ortamında daha da şaşırtıcı özelliği kimseyi kıskanmaması, hasım saymaması, öfkelenip kavga çizgilerini kemikleştirmemesiydi.
Silsilesine sövseniz sinirlenmez, ecdadı hakkındaki görüşlerinizin yanlışlığını somut kanıtlarla belirtmeye çalışırdı inceden inceye alay ederek.
Değerli bilim adamı, sabık müsteşar, yazar, gazeteci ve televizyoncu Emre Kongar dün Cumhuriyet' deki köşesinde "biz" ve "onlar" kavramları karşıtlığının akıl dışı kan davasına döndürülmesiyle oluşabilecek toplumsal tehlikeleri güzelce vurguluyordu. Okurken bir anı tazelendi kafamda.
***
Adnan Kahveci bağımsızlığa çok değer verir, ülkenin her alanda güçlenmesini "direksiyonu yabancılara kaptırmamak" bakımından önemser, İlhan Selçuk'un o gereği vurgulayan yazılarını beğenirdi.
"Çoğu konuda aynı düşünüyoruz" dedi bir gün. "Tanışsak da konuşsak..."
İkisini buluşturdum. Sultanahmet taraflarında bir yerde yemek yedik. Daha çok Kahveci konuştu.
Sonradan izlenimlerini sorduğumda "İlhan Bey çok zeki" diye gülümsedi. "Çok da ihtiyatlı."
O sırada kendisi Özal'a yakın bilindiğinden, yakınlaşmanın "karşı safta" yol açabileceği yadırgamadan çekinildiğini ima ediyordu.
İlhan Selçuk dedikoduya pabuç bırakmaz. O değildi çekincesi. Toplumsal rota çizimlerinde kişilerin pek önemli olamayacağını düşünüyordu.
Sonuçta iki dostum arasında diyalog kurulamadı. Çözüm arayışlarında yakınlaşma sağlanabilseydi, İlhan Selçuk şimdiki olgunlaşma yıllarında Demirel'den ve kimi medya patronlarından esirgemediği anlayış esnekliğini Adnan Kahveci'ye gösterip politika dengelerinde ona omuz verseydi, Kahveci de emekçilere somut yarar sağlayacak formülleri Cumhuriyet desteğiyle kamuoyuna sunsaydı, Türkiye'de hayli şey değişirdi gibime geliyor.
Yaşasaydı zamanla yine olurdu belki. Bir otomobil yanlış yola girmeseydi, pek çok kişi ve kurumun çıkmaza sokulması da biraz zorlaşırdı.
***

Eş dost "Gazete yazarlığına onca zaman niçin uzak durdun?" dedikçe yüzlerine hayretle bakıyorum. "Durumu görmüyor musunuz?" anlamında.
Ülkemizde çok alanda insanlar birbirinin gözünü oyuyor ama, sözde millete yol göstermekle görevli kişilerin o yönde rekor kırması büsbütün tiksindirici oluyor.
İftira, hakaret, ihbar, şantaj, sabotaj, linç girişimi gırla. Alana girerken kasık çizmesi giyip gaz maskesi takmak gerek.
Bu arada Ahmet Hakan banyoda düşüp kolunu kırdı. Hem de saatlerce süren ameliyatla düzeltilebilecek, kemik çıkması biçiminde.
Geçmiş olsun demeye bile yer yok. Elbette çok, çok üzüldü insan olan herkes.
Ama pek insan olmayan birileri de var.
Bu korkunç olayı dahi hınç çıkarma fırsatı gibi kullanmaya kalkmış, "Düşme değil, işin içinde çapkınlık var" diye haber yayımlamışlar.
Ahmet Hakan köşesinde ateş püskürüyor, iri kara harflerle sütun dolusu beddua ediyor.
Haber yalancılığına karşı çıkmakta haklı tabii. Ancak, içeriğine bu denli yoğun tepkinin nedenini anlayamadım. Çapkınlık isnadı insanın böylesine tepesini attıracak kadar ağır bir suçlama mıdır?
Nedir ülkemizdeki bu cinsellik düşmanlığı?
Üreyebilmemize şaşıyorum.
BİZE ULAŞIN