REFİK ERDURAN

Olgaç ve ötesi

Ahmet Davutoğlu enerjik bir Dışişleri Bakanı. "Komşularla sıfır anlaşmazlık" siyasetimizi pasiften aktife çevirmeye çalışmakta.
Osmanlı tebaası olmamış uluslarla düzenlemelerde mesafe alabilir ama o bakımdan kompleks sahibi kavimlerle -özellikle Yunanlılar ve hele hele Kıbrıslı Rumlarla- ilişkilerde "Allah yardımcısı olsun!"
Kıbrıs'ta hayli zaman geçirdim ve sorunlarıyla haşır neşir oldum da oradan biliyorum.
Atilla Olgaç adındaki oyuncu harekât sırasında askerliğini adada yaparken sürüyle Rum esirini öldürdüğünü söyleyince, Birleşmiş Milletler'in sahne sanatları örgütü ITI-UNESCO "Kıbrıs Cumhuriyeti Merkezi" bildiriler, internet mesajları ve telefon trafiği ile örgütün yüz küsur merkezine Türk vahşeti ve istilasını kınama çağrısında bulundu.
Türkiye Merkezi temsilcisi sıfatıyla örgütün uluslararası iletişim ağını kullanarak yanıtladım saldırıyı.
Olgaç'ın uydurmacı kişiliğinin belirlendiğini, Türk ordusunun da vaktiyle adaya istila diye değil, Rum faşistlerin meşru hükümeti devirmeleri üzerine soydaşlarımıza yöneltilen kırım tehlikesini önlemek için uluslararası anlaşmalar uyarınca müdahale ettiğini belirttim.
Rum merkezinin başkanı Christakis Georgius (ki Dünya Kongresi'ni İstanbul'da yaptığımız sırada kendisiyle "dost" olmuştuk) yine bütün merkezlere hitaben yayımladığı uzun yanıtta konuyu dağıttı:
Ben devletin resmi çizgisini izliyormuşum, Olgaç dengesiz değilmiş, kendisi vaktiyle Nâzım Hikmet'le tanışmış, anlaşılan ben Türkiye'nin büyük şaire yaptıklarını bilmiyormuşum, İstanbul Rumlarına oldum olası düşmanmışız, 6-7 Eylül barbarlığına ilişkin filmimizi 300 bin seyircimiz izlemiş, v.b.
Çarnaçar bir yanıt daha döşenip Olgaç'a ilişkin kanıtları, Nâzım'ı yakından tanıdığımı, 6-7 Eylül'de yanımdaki Sibel Göksel'le birlikte atlattığım linç tehlikesini bir anı kitabında anlattığımı, toplumumuzda güzellik kraliçesi ve ödüllü aktris unvanı kazandırılmış o kızın annesinin Rum olduğunu arz ettim bilgisine.
"Evet, o olaylara ilişkin film yaptık ve 300 bin seyircimiz izledi," dedim. "Keşke bir Yunan filmcisi de Kıbrıs Türklerine yapılanları gösterse ve 30 bin yurttaşına izletse!"
***

Uluslararası kültür alanındaki söz cengimiz uzadı. "Hani sanat örgütleri politikanın üstünde olacaktı da ülkelerin yakınlaşmasına katkı sağlayacaktı: ITI-UNESCO'nun kuruluş amacı yalan yanlış saldırılara forum sunmak mıdır?" yolundaki itirazlarımız sonuç verdi sonunda. Örgütün genel sekreteri İstanbul'a geldi, haklı olduğumuzu söyledi.
Genel Başkan da "Kesin ve bir daha yapmayın" diye mesaj yayımladı.
Christakis'in "Resmi çizgi izliyorsun" suçlamasına ise güldüm. Muhsin Ertuğrul'un girişimi ve kabine kararıyla kurulmuş, vaktiyle ülkemiz lehine nice kültür golleri atmış ITI-UNESCO Merkezi'nin ne olduğundan haberi bile yok bugünkü yöneticilerin.
Öyle bürokratlarla iş görmek zorunda olan Kültür ve Turizm Bakanı'mıza da kolay gelsin demek gerek.
***

Bir de Prof. Dr. Yalçın Küçük'e teşekkür borçlandım. Onun Kıbrıs gazisi olduğundan haberim yoktu. Meğer Olgaç Bey'le birlikte görev yapmış adada.
Savcılığa ifade verirken "Onun söylediği gibi bir şey olmadı, olamazdı da" diye kestirip attı. Gerektiğinde bu tanıklığını duyuracağım yabancılara. Sağ olsun!
Ancak, dipnot kabilinden bir küçük sitem:
"Olgaç savaşı tiyatro zannediyordu" demiş.
Başkaları da bir şeyleri yutturma numaralarıyla karşılaştıkları zaman "Tiyatroculuk etme" türünden çıkışlar yapıyor.
Tiyatro soytarılık değildir, dostlar. Gerçekleri perdelemeye değil, derinlemesine aydınlatmaya yarar.
Lütfen azar malzemesi yapmayın en önemli sanat dalını.
***

Bir dipnot daha. Yukarıda anlattığım Olgaç tartışması ve sonucu bütün "ciddi" gazetelerimize bildirildi. Haber yalnız SABAH'ın kültür sayfasında çıktı.
"Bu gazeteyi seçme nedenlerimi sırası geldikçe anlatırım" demiştim.
Biri de buydu işte.
BİZE ULAŞIN