REFİK ERDURAN

Asmayalım ama...

Askerin de iyisi var, kötüsü var. İyisini çok severim. Şövalyedir.
Nasıl olur şövalye?
Yürekli olduğu kadar insancıldır. DNA'sında çıkarcılık, kaypaklık, uşaklık yoktur. Kişisel hesapların üstünde yaşar. Para düşünmez. Bağımsızlığı onurudur. Gerekirse ölmeyi göze almış olduğunu lafla değil, eylemle kanıtlar.
Öylelerinin yerlisini, yabancısını görevde ve ateş altında gördüm, inceledim, sevdim.
Kötüsü nasıl olur askerin?
Kişisel hesaplara ağırlık verir. Yükselme hırsıyla yanlışlara alet edilmeye katlanabilir. Gereğinde ilkesiz politikacı gibi davranır. İnsan sevmez. Eline denetimsiz güç geçerse gaddarlaşır. "Asmayalım da besleyelim mi?" türünden sözler bile söyleyebilir.
Ortam uygunsa, içten dıştan "Hadi" diyen de varsa, darbe yapar.
Öylesini hepimiz gördük. "İş üstünde."

***
Geçmişimizin ve günümüzün tartışılmaz gerçekleri var.
Batı'daki sınıflaşma imparatorluk bünyesinde yaşanmadığı için, monarşiden çıkış değişiklikleri asker itişiyle gerçekleştirildi. Cumhuriyet bir asker olan Mustafa Kemal'in önderliğiyle kuruldu.
Ama düzenimiz hiçbir zaman kimi Üçüncü Dünya ülkelerinde görüldüğü gibi sürekli asker diktatörlüğü biçimini almadı. Sonraki çalkantılarda oluşan müdahalelerde bile asker dolaysız yönetimden kısa sürede çekti elini.
Son zamanlarda güç dengelerinde yeni ayarlamalar yapılırken askerimizin halk gönlündeki güvenilirliğine gölge düşmemeli. "Bu kritik dönemde ordumuz iç ve dış komplolara alet olmaz" inancımız sarsılmamalı.
Hatta pekiştirilmesi için son olaylar fırsat sayılmalı, eskiye de dönülüp bütün doğruların ışığa çıkarılmasıyla ortam ferahlamalı.
Örneğin Ağca asker çemberlerinin ortasından nasıl çıkıp gitti Papa'yı vurmaya? Kimler hangi güçlerin dümen suyunda tezgahladı o rezilliği? Bunun bilinmesi albay imzasından çok daha aydınlatıcı olur.

***
Yakın geçmişimizin gizli kalan yanları beni kişisel açılardan da tedirgin ediyor.
Kıbrıs'taki askerlik başarımızın mimarlarından Orgeneral Bedrettin Demirel bacanağımdı.
Kenan Evren'le yaşıttı rahmetli. Onun eline güç geçince emekli edilmişti. Çok sağlıklı görünürdü. Bir gece Ankara Orduevi'nde uyurken ölüverdi. Kalpten gittiğini söylediler.
Hep 12 Eylül'ün nasıl hazırlandığını anlatırdı. Nasıl "olgunlaşmanın" beklendiğini...
Şimdi yine Evren'in yargılanması ve bütün gerçeklerin araştırılması istendikçe, "O yaşta olur mu?" diyenler çıkıyor.
İhtiyarların üstüne gidilmesi hoş değildir elbette. Ama tarihin üstüne gidilmemesi daha da nahoştur. Şili'nin hesap sorabildiği Pinochet kaç yaşındaydı?
Türkiye'de günümüzdeki kaygıların ve güç dengelerinin öyle bir yargılamaya geçit vereceğini sanmıyorum. Söz konusu gerçeklere gazete sayfalarında dürüstçe ışık tutabilelim, yeter.

***
Evren'i savunmak için piyasaya şöyle bir tez sürüldü:
Ülkemizde gençler birbirini öldürüyordu. Paşa darbe yaptı, anarşiyi durdurdu, daha çok kan akmasını önlemiş oldu. Ona teşekkür etmeliyiz.
Buna uymak için pek çok soruyu sormaktan vazgeçmek gerekir.
O anarşi dıştan hangi kurcalamayla, nasıl doğdu? Nasıl körüklendi? Nasıl "olgunlaştı"? Durdurulması için darbeden başka çareler yok muydu? Onlar niçin denenmedi? Darbe dünyanın bu bölgesinde kime yaradı? Kimler sevindi "Bizimkiler işi bitirdi" diye?
Pazarlanan tez, soyulacak konağı tutuşturup yağmaya katıldıktan sonra itfaiyeci rolüne çıkan kundakçıya teşekkür etmeye benziyor.
Yandık, ıslandık, soyulduk ama, büsbütün aptal olmadık.
BİZE ULAŞIN