REFİK ERDURAN

İşportaya övgü

Kendi dağınıklığınızdan şikâyetçi misiniz? Çalışma masanızın üstü Çarşamba pazarı gibi mi? Odalarınız derli toplu olamıyor mu bir türlü? Ya da ihmaller, gecikmeler, takvim karışıklıkları yüzünden sürekli zaman darlığı mı çekmektesiniz?
Üzülmeyin, kendinize kızmayın, yaşantısı hep iki dirhem bir çekirdek düzenli görünen kişilere imrenmeyin. Pek çok araştırmanın sonucunda ilginç bir gerçek çıkıyor ortaya:
Öyle kişiler biraz dağınık insanlardan daha az başarılı.
Masasının üstü yüzde yüz düzgün, randevu programı saniye şaşmaz bir "CEO" tarafından yönetilen işletmelerde verim, başında biraz kalender meşrep yönetici bulunan yerdekilerden düşük.
Çok çok sıkı disiplinci komutanların birlikleri biraz hoşgörülü olanların emrindekiler kadar puan toplamıyor manevralarda.
Aklına estikçe, canı çektikçe yazan romancıların eserleri saat kollayarak "tıkır tıkır çalışma" çabasındaki meslektaşlarının kitaplarından daha çabuk tamamlanıyor.
Bu tablodaki gerçeğin yalnız bireyler değil, toplumlar için de geçerli olduğunu söyleyen yorumcular var. Gerekli atılımları katı düzenler içinde yapmaya çalışan ulusların totaliterliğe sıkışıp çıkmaza girdiği, daha gevşek yönetilenlerin uzun sürede başarılı olduğu ileri sürülüyor.

***
Tabii, başarıdan ne anladığınız önemli.
Birkaç gündür Urumçi'de olup bitenlere akıl erdirmek için Uygur tarihine göz atmak ister de ansiklopedi karıştırırsanız, baştan sona şöyle bilgilerle karşılaşırsınız:
"Çin'e sefer açmaya hazırlanan Bögü kağan, komutanlarından Tun Boğa Tarkan tarafından öldürüldü. Tarkan dokuz Uygur oymağının başbuğlarıyla mücadelede öldü. Yerine geçen büyük oğlu Bilge, taht kavgasına girişen kardeşi tarafından öldürüldü. Kağanlığını tanımayan başbuğlar onu ortadan kaldırdılar..."
Kargaşa Uygurların DNA'sında var gibi. Bizim Nejat Uygur da tiyatroda bildiğini okurdu ya...

***
Türkiye Çin'le yakınlaşma yönünde iyi niyetli hamleler yapıyor. Orada komünizmin ahı gitti vahı kaldı ama, totaliter katılığın korunması için uğraşılmakta. Şimdi o düzeni Uygur bölgelerinde sopayla sürdürmeye çalışıyorlar.
Başta Tibet, başka yerlerde de denediler. Çatışmaların kaynağı yalnız etnik ayrılıklar değil. Çinliler de Çin güvenlik güçleriyle vuruşmakta.
Son yıllardaki en büyük sorun ne, biliyor musunuz?
Gülmeyin:
İşportalar.
Başkentteki toplumsal disiplin meraklısı planlamacılar düzgün kentler istiyorlar. Kafalarındaki cetvel çizgili yerleşim ve yaşantı şemalarında gezgin satıcılara yer yok.
Oysa kıyıların zenginleşen bölgeleriyle içteki yoksul kırlar arasındaki gelir uçurumu derinleştikçe köylülerin kentlere göçü hızlanıyor. Kriz yeni gelenlerin oralarda iş bulmasını büsbütün zora soktu. Onlar da ne yapsın? Tekerlekli tekerleksiz tezgâh uydurup sokaklarda bir şeyler satmaya bakıyorlar.
Bu "düzensizlik" deli ediyor yöneticileri. Önlenmesi için belediyelere bağlı özel zabıta örgütü kurdular. O görevliler kent düzeninin korunması adına silah kullanarak başladılar işportacıları toplamaya.
Çoluğunu çocuğunu geçindirmek için gezgin satıcılık yapmaya çalışanların armut olmadığı, kolayca toplanamayacağı çabucak anlaşıldı. Önce dövüşler, sonra cinayetler, daha sonra ayaklanmalar başgösterdi. Şimdi başkenttekiler yeni önlem düşünüyorlar kara kara.
Toplumun taşan suları emirle durdurulamıyor.

***
Bizde de benzeri durumlarla -daha küçük çapta- karşılaşılmıyor değil. İstanbul meydanlarında zabıta görevlileri satıcı kovalar sık sık.
Eskiden çok kullanılan "fart" diye bir sözcüğümüz vardı. Aşırılık anlamında. Bir şeyi fazla istemeye "fart-ı tahassür" denilirdi.
Çok yaşayıp çok görmüş dinozor sıfatıyla, geleneklerimizdeki hötzötlüsopalı- tanklı düzen sevdası kalıntılarını hesaba katarak hatırlatayım:
Fart-ı nizam iyi değildir.
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN