Bünye sağlamsa yara çabuk kapanır, değilse iltihaplanır. Hastalıklı ortamımızda başlayan -ya da başlatılan- tartışmaların hiçbiri sorunun netleşmesiyle sonuçlanmamakta. Uzadıkça uzuyor, habis tümör gibi üreyip yeni sorunlar yaratıyor.
Kapandı sandığımız şaraplı konser (yoksa konserli şarap mı demeli?) konusuna bakın. Yalnız tartışanlar arasında değil, tartışmayı izleyenler arasında da görüş ayrılıklarına yol açmakta.
Milliyet'in kültür sanat bölümünün şefi Filiz Aygündüz'le yaptığı söyleşide İdil Biret olayı çıkaranların özür çiçeğini kabul ediş nedenini şöyle açıkladı:
"İnsanları pozitife çevirmek sizin elinizde."
Aynı gazetede Taha Akyol çok beğendiği bu sözün vecize gibi çerçeveletilip duvarlara asılmasını önerdi.
Nilgün Cerrahoğlu ise tam karşıt görüşte. Cumhuriyet'teki Sağnak adlı sütununda fena ıslatıyor Biret'i. Alperenlerin piyanisti değil, onu dinlemeye gelenleri hedef aldıklarını belirterek çiçeklerin konser izleyicileri adına kabul edilmesi gerektiğini, büyük düş kırıklığına uğradığını söylüyor.
Bir konser dinleyicisi şöyle demiş Nilgün Hanım'a:
"Her şey fitil fitil burnumuzdan geldi. Hele İdil Biret'in biz izleyicilere hiç atıf yapmadan o çiçekleri alması yok mu... Yüreğime oturdu."
Şimdi İdil Hanım Nilgün Hanım'ı yanıtlayacaktır.
İzleyelim. Bakalım sonunda pozitife çevrilen bir şey olacak mı?
***

Olmayacak.
Çünkü ülkemizin oluşturulan ortamında titreşimler öylesine negatif ki... Matematik kitaplarımızdaki bütün artı işaretlerinin dik çizgileri yitirip eksiye dönüşmemesine şaşılır.
Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Yalçın Topçu Bey Ordu gezisine çıkmış.
Bizim meslektaşlara polemik meraklısı kamuoyumuzu eğlendirecek "haber" lazım ya. Kültür ve Turizm Bakanı'nın konser olayına tepkisine ne diyeceğini sormuşlar.
Onları düş kırıklığına uğratmamış sayın Topçu:
"Ne kadar sığ olduğunu, ne kadar köksüz olduğunu böyle kusuveriyor. Yani kösele desek, köseleye ayıp olacak."
Buyurun bakalım, buradan yakın.
Daha önce ne yapıldıysa yapıldı, ne söylendiyse söylendi, sonra yanlışlar kabul edildi, özür dilendi, sunulan çiçekler alındı, olay kapandı diye düşünülürken patlatılan Genel Başkan demeci bu.
Köseleye değil de, kamuoyuna biraz ayıp olmuyor mu?
Biz yine de negatifleri pozitife çevirme simyacılığını deneyelim bir açık seslenişle.
***

Sayın Topçu,
Partinizin adı Büyük Birlik. Anahtar sözcük birlik.
Son genel kongrenizde rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu'nun sözleri de afişlerle hatırlatıldı
"Türk, Kürt, Türkmen, Alevi, Sünni ayrımı olmadan kaynaşmış bir Türkiye istiyorum."
"Başını örtenle açanın üniversitede yasaksız, kavgasız, kardeşçe yaşadığı bir ülke hayal ediyorum."
Serinkanlılıkla düşünmeye çalışın lütfen:
Son demeciniz o yaklaşımla örtüşüyor mu?
Yanıtınızın ne olacağını biliyorum: "Ama bizim delikanlılara ilkel milkel diyerek Ertuğrul Günay başlattı."
Hayır beyefendi, bütün bu hikâyeyi onlar başlattı. Yaptıklarına ilkellik demek hafif kaçıyor. Yani Ertuğrul Günay'ın sözleri -olay tazeyken ve aklı başında herkesi çileden çıkarmışken söylendiği için ağır olsa da- "hilaf-ı hakikat" değildi.
Ben ne bir bakanı savunuyorum, ne de onun savunulmaya ihtiyacı var. Ama gerçekleri ve ölçüleri yerine oturtmaya çalışmak basının görevidir. Sizin iddialarınız kesinlikle gerçek dışı.
Ertuğrul Günay sığ ve köksüz değil, sizin savunmanız gereken Türk harsına derinlemesine hâkim, ilkelerinize uygun bir yaşam biçimini benimsemiş, kamplaşmayı azaltmaya kararlı bir politikacıdır.
Kendisiyle sakin sakin konuşsanız, hukukçu eşini dinleseniz, temiz işlerle meşgul oğlunu ve kızını görseniz belki kösele gibi sözcükler kullanmaya diliniz varmaz.
Biz de konser baskını türünden yılan hikâyeleriyle uğraşmaktan kurtuluruz.
BİZE ULAŞIN