REFİK ERDURAN

Gülümseyerek gidenler

Bir astronotla bir mağara adamı ayrı çağların insanlarıdır; ancak fantastik filmlerde görebilirsiniz ikisini yan yana.
Türkiye fantastik yanı hayli ağırlıklı bir ülke olduğu için burada öyle görüntülere her gün rastlanabiliyor.
Bakın, dün 3G teknolojisi ile kucaklaştık. Ağrı'nın tepesinde olsak şarkı indirebilecek, konuştuklarımıza gül yüzümüzü gösterebilecek, bütün dünyaya sevgi bakışları sunabileceğiz. Ne hoş bir uygarlık ve insancıllık nimeti!
Ama aynı gün Sapanca Gölü'ne atılan bir ağa piranha balığı takıldı.
Hani şu, sürüyle gezdiği sularda yakaladığı insanı şipşak iskelete çeviren canavar balık...
İki yıl kadar önce de aynı gölde üç tane yakalanmıştı bu musibetlerden. Türkiye'de yaşamadığına göre, belli ki birileri hayli külfeti göze alarak su torbaları içinde yurtdışından ve akvaryumlardan taşıdığı piranhaları "Ya tutarsa?" diye yoğurt çalar gibi bırakıyor göle.
Ne olacak tutarsa? İç sularımızda canavar balık sürülerinin dolaşmaya başladığından habersiz vatandaşlarımız iskelet olacak. Umut bu.
Ülkemizin şansı bizdeki melanet manyaklarının aynı zamanda ahmak ve cahil olması. Piranha tropik iklim balığıdır; Türkiye'de üreyemez.
Ama nüfusumuzun kimi kesimlerinde yaygınlaşan insan düşmanlığının ürperticiliğini azaltmıyor bu. Kan dondurucu olan piranha değil, onu sularımıza atan yaratık.

***

Azrail'in işine karışmak haddimize düşmez tabii. Ama yine de ona seslenmek geliyor içimden:
"Sayın melek! Sorması ayıp, ne yaptığınızı biliyor musunuz?"
Çünkü toplumumuza göz gezdiriyorum: en hoşgörülü vatandaşın bile "Allah canını alsın" diye beddua edebileceği iki ayaklı domuzlar sürü sürü. Keyif kaçırmak, sinir bozmak, çelme takmak, hır çıkarmak, ortam zehirlemek için yapmayacakları yok. Ve çoğu inadına sağlıklı.
Onlar cirit atarken, en iyi niyetli, en yararlı, en efendi insanlarımız birer birer gidiyor.
İçime kurt düştü: ahlak insan sağlığına zararlı mı acaba? Melunluk da iyi mi geliyor?
Herkesin "melek gibi" olmasını istiyor değilim. Şeytanlar ilginç, melekler hayli sıkıcıdır.
Ama şeytan gibi ilginç ve melek gibi iyi huylu insanlar da var.
Demirtaş Ceyhun öyle biriydi. Yürekli, inançlı, ilkeli bir kavga adamıydı. Ancak kin tutmaz, tutamazdı. Siz de ona kin tutamaz, kızamaz, hatta sinirlenemezdiniz. Kapışsanız bile, tartışmanın sonunda ikiniz de gülümser olurdunuz.
Yani düşmanlaşmadan tartışma gerektiren günümüz ortamındaki zehirlerin tam panzehiriydi.
Yazık! Laf kalıbıyla değil, gerçekten büyük kaybımız.

***

Ondan önce de Nezihe Araz gitti.
Aklım sıra zaman tasarrufu amacıyla birkaç ameliyat ve tıp olayını birden yaşadığım için iki hafta evden çıkamıyorum. Yoksa Kenter Tiyatrosu'ndaki törende söz alıp onu anlatmak isterdim.
Türk tarihini, Türk kültürünü, özellikle Türk kadınını incelemeye kendini adamış bir yazarımızdı Nezihe Hanım. O özelliğini güçlü yeteneğiyle birleştirerek "Türkiye'nin dişine göre" eserler verdi.
Son yıllarda kendini bilmiyordu. Daha önceki konuşmalarımızda
Türk tiyatrocularının ithal mal düşkünlüğüne şaştığını söylerdi. Ama yakınarak değil, Demirtaş gibi gülümseyerek.
Ölümünden sonra aynı kişilerin sayfaları ve ekranları dolduran övgülerini izlerken ben de gülümsedim. Kederle.
Şu vefanın onda birini -sağlığında Nezihe Araz'a demiyorum- kendi sanatsal kişiliklerine gösterebilselerdi...
Neyse, bundan sonra daha akıllı olabiliriz inşallah. Hepimiz.
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN