REFİK ERDURAN

Yakalardaki eller

İki söz çok önemli:
1. "Dün dündür, bugün bugün."
2. "Can çıkar. huy çıkmaz."
Niçin önemli?
Çünkü merkep sırtından düşmüş karpuz gibi ikiye bölünmüş görünen Türkiye'mizin yakın gelecekteki akıbeti o sözlerden hangisinin gerçeğe daha yakın olduğuna bağlı.
Eğer koşullar değiştikçe insanlarımızın da değişebileceğine inanılırsa, yeni ortamda yeni çözümler üretilebilir.
Yok, herkes huy dediği eğilimlerin göz rengi gibi değişmez olduğuna, "karşı taraf" saydığı saftakilerin hiçbir saplantıdan kurtulamayacağına iman etmişse, hesaplaşma ve kapışmalar kaçınılmazdır.
Hangi görüş daha gerçekçi?
Bugün önümüzdeki temel soru bu.

***

Yıllar değil, aylar önce kara kara düşünüyorduk:
"İklim kötüledi; yağmur yağmıyor. Barajlar kurudu. Yazın susuz kalacağız."
Ne oldu? Göğün dibi delindi. Sellerden geçilmiyor. Musluklarımız şakır şakır.
Bir ara deli dana korkusuyla uykularımız kaçtı; et yiyemez olduk. Arkadan kuş gribi paniği, daha sonra domuz virüsü telaşı geldi.
Çok şükür Azrail'e tuş olmuş değiliz.
Ama yıllardır bir başka kâbus görüyoruz:
"Türkiye İran olacak mı?"
Elimi ateşe sokarak söyleyeyim:
Olmayacak.
O kâbusun tersi de var:
"Sonunda yine darbe olacak mı Türkiye'de?"
Hayır, o da olmayacak.
Neden mi bu kadar kesin konuşuyorum?
Ülkemi biliyorum da ondan. Ve "iki taraftaki" insanları tanıyorum.
***

Ama efendim, baksanıza: cemaat gücü, kadrolaşma, dinci etki ne kadar arttı!
Baksanıza: Ergenekon havasında neler tasarlanmış, neler konuşulmuş!
Tamam. Bütün iddialarda şu ya da bu ölçüde gerçek payı bulunabilir. Önemli olan bugünkü ortam, bugünkü durum, bugünkü güç dengeleri.
Rota çizebilecek konumdaki insanlarımızın kendilerine yakıştırılan niyetler peşinde olduklarına inanmıyorum. Sırf iyiliklerinden değil. Ortamın özelliklerini artık fark edecek kadar zeki, kendi güçlerinin sınırını görecek kadar dikkatli, o çizgileri zorlamayacak kadar akıllı olduklarından.
Keşke herkes usta satranççı gibi "karşı" taraftakinin ne düşündüğünü anlamaya çalışsa...
Rahatlanırdı karşılıklı.
***

Önceki gün Mustafa Balbay'ın doğum günüydü. Sevdiklerinden uzakta, parmaklıklar arkasında "kutlaması" acı bir şey. Her sabah sütununun boşluğunu görmek yüreğimi burkuyor.
Hakkındaki savcı iddialarının ne kadarı doğru, bilmiyorum. Bilmek de istemiyorum.
Çünkü bugün için önemli değil.
Bildiğim şu: Balbay ne tasarlamış, ne konuşmuş, ne yapmışsa, toplumun yararına olacağına inandığı için tasarlamış, konuşmuş, yapmıştır. Kişisel çıkarı için değil.
Benzeri yollardan ben de geçtim. Günümüzde Türkiye'nin şu ya da bu tür faşizme sürüklendiğini görsem yine de geçerim. Ama yok öyle bir tehlike. Gerçekleşme şansı yok.
Aynı gerçeği Balbay da fark etmişse, artık "halkı halktan koruma" formülleriyle değil de halkla birlikte düze çıkılabileceğini görmüşse, bundan sonra darbecilik marbecilik oynayacağına inanmam. "Karşısındakiler" de ondaki değişikliğin farkına varırlarsa gerginlik azalır.
Bu mantık Türk-Kürt ilişkilerinde de aynen geçerlidir.
Hemen tokalaşılmasını bekleyemeyiz.
Ama yakalara yapışan ellerin gevşetilmesi başlayabilir artık.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN