REFİK ERDURAN

Şeytan dansı

Ülkemin en önemli güncel sorunu üstünde düşünürken İncil'den esinlenebileceğimi rüyamda görsem inanmazdım. Ama oldu işte. Günlerdir Hazret-i İsa'nın üç sözcüğü kafama takılı:
"Barış yapanlar mübarektir."
Ve insanoğluna temel vasiyeti:
"Düşmanlarını sev, iyilik et, karşılık beklemeden kendinden ver. O zaman Yüce Tanrı'nın evladı olursun. Çünkü O da nankör ve kötü insanlara bile iyi davranır."

***

Yüzde bir oranında kulak verildi mi o dileğe? Verilseydi insanlığın görüntüsü bugünkü gibi korkunç ve iğrenç olur muydu? Kötülüğün, acımasızlığın, düşmanlığın simgesi sayılan Şeytan'ı meleklerden daha çekici buluyor insanlar.
Evren Güzellik Yarışması'nda Perulu kızın giydiği Şeytan Dansı adlı kostümün kendi geleneklerinden kaynaklandığı iddiasıyla Bolivya Kültür Bakanı Uluslararası Adalet Divanı'na başvurdu!
Sayısız savaş filmi çekilmiştir. Barış filmi diye bir şey çekildiğini duydunuz mu?
Neden? Çünkü dövüş, kan, ölmek ve öldürmek barış oluşturmaktan daha heyecan verici görünüyor. Ben çok bulundum savaş ortamlarında. O durumların başlıca özelliği sıkıcılığıdır. Bekleme süreleri günler ve haftalarla, çarpışma zamanları dakikalar ve saatlerle ölçülür. Çatışma sırasında yaşanan heyecan da keyifli değil, eziyetlidir.
Tekdüze bir uğraştır dövüş. Tekme, tokat, yumruk... Hasmınıza yapabilecekleriniz sınırlıdır. Barışı ise sevişme gibi düşünün. Bir sevgiliye sunulacak çiçeklerin, söylenecek sözlerin, yaşatılacak heyecanların sınırı var mıdır?
***

Zafer Haftası'nda zaferin ne anlama geldiğini soralım kendimize. Herkesi mutlu eden bir genel başarı mı, kişinin egosunu besleyen ya da bir kesimin çıkarına uygun düşen nalıncı keseri kazancı mı?
Toplumumuzdaki bir temel çatlağın giderilmesi fırsatını gündeme getiren şu kavşakta yazık ki ikinci seçeneğin ağır bastığı görülüyor.
Çoğu politikacı ülkeye değil, partiye puan sağlama ve şirretlikte öne geçerek kendi safındakilerden aferin alma yarışında.
Açılım söz konusu edilir edilmez "Bundan bir şey çıkmaz" buyuran yazarlar "Çıkmaza girdi" teranesini sürdürerek meslek başarısı kazanmış görünme hevesiyle idrar yarışına hınk deyip duruyorlar.
"Yurtta sulh" ilkesinin somutlaştırılmasına destek olunduğu izlenimi vererek umut uyandıran asker sözcüleri şirretlik karşısında geri adım atıyor, her yana çekilebilen basmakalıp sözlerle yeniden karıştırıyorlar kafaları. Hep özel hesaplar...
Peki, barış? Çıkardığı üniformayı bir daha giymeyen, zaferden sonra bütün komşularla barışmaya öncelik veren, "Zorunlu olmadıkça savaş cinayettir" diyen İNSAN Atatürk'ün büyük tutkusu?
Kimsenin umursadığı yok pek.
Sormak kaçınılmaz oldu:
Ne diyor, ne istiyorsunuz beyler? "Karşı taraf" saydıklarınızın çuvallamış görünmesi uğruna gerçekten çıkmaza girilsin, gerginlikler eskisinden beter tırmansın, insan ve bütçe kanının dağa bayıra akması sürüp gitsin... Öyle mi?
Barış meşalesini rakiplerinizin elinden kapsanız, çözüm yarışına katılsanız, sonuçta toplum mutluluğundan pay alsanız, daha akıllıca ve uygarca davranmış olmaz mısınız?
***

Şehit analarına ilişkin duyarlığa bütün kalbimle katılıyorum. Kendimi o konudaki en çetin sınava sokup düşündüm: Oğullarımdan biri şehit olsa nasıl seslenirim ruhuna?
Sanırım şöyle bir şey söylemeye çalışırım:
"Kan sürseydi sen başı sonu belirsiz bir dalaşta kaynayıp gitmiş olurdun. Ama mutlaka çözüm bulacağız. Barışla sonuçlanan sürecin parçası oldun. Özverin anlamsız değil. Toplum sonsuza kadar minnettar sana. Bunu hatırlayarak insan hayatının en büyük acısına katlanmaya çalışıyorum. Sen rahat uyu oğlum."
Bunlar nihayet söz tabii. Soyut. Ana gözyaşları somut.
Dinsin artık, dinsin!

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN