REFİK ERDURAN

Yumruğun yeri vardır

Yeterince tekrarlanırsa en abuk sabuk laflara bile inanmak adet oluyor. Hele önyargılar paralelinde ise, büsbütün kolaylaşıyor zırvaların ağırlık kazanması.
Hem köylümüze, hem ordumuza iftira olan bir sözümona komik söylentiyi çocukluğumdan beri duyarım:
Yeni askere alınanlar sağ ile solu karıştırırlarmış da, komut duyunca ne yöne döneceklerini anlasınlar diye bir yanlarına sarımsak, öbür yanlarına soğan asılırmış. Talim yerinde ayaklı salata gibi dolaşırmış taze erlerimiz.
Öyle andavallılardan oluşan birlikler üstün donanımlı Yunan ordusunu nasıl önlerine katıp birkaç günde Afyon'dan İzmir'e sürmüşler acaba? Soğan gazıyla göz yakıp sarımsak kokusuyla bunaltarak herhalde.

***

Sağı solu köylüler değil, aydın geçinenlerimiz şaşırdı çoktan.
(Aman bu "geçinenler" kaydına dikkat lütfen. Ülkemizde aydınlara iftira etmek de gitgide moda olmakta. Oysa toplumların beynidir o kesim. Aydın rolü yapan numaracılar eleştirilmeli, çevreye gerçekten ışık vermeye çalışanlar değil.)
Dünyada ve Türkiye'de öyle hızlı gelişmeler yaşanmakta ki, başımızın dönüp gözlerimizin şaşılaşması doğaldır. Son günlerin İstanbul tablosunu yakın geçmişte rüyamda görsem şok geçirip uyanırdım.
Kapitalizmin en yetkili temsilcileri Harbiye'de yerin yedi kat altında toplanmış, dünya yoksullarından gözlerini kaçırarak ellerini ovuşturmaktalar.
"Biz ne halt ettik de bu ayıp çukurlarına düştük? Nasıl çıkarız? Gözü doymaz üçkâğıtçıların önünü kesip aç yığınlara kendimizi bağışlatmalıyız!"
Ya Başbakanımız? Kürsüler ve ekranlardan seslenmekte boyuna:
"Dünyanın bir bölümü sınırsız ölçüde tüketirken diğer bölümü açlıktan hayatta kalma mücadelesi veriyor!"
Yaşanan acılardan, merhametsizliklerden, kapitalizmin vahşi yüzünden söz ediyor iktidardaki partimizin başı. Refah ve güvenliğin küreselleşmediği bir dünyada kimsenin mutlu ve huzurlu olamayacağı gerçeğini vurguluyor. "Dünyadan yükselen çığlığı, salonun dışındaki protestoları duyun" diyor.
Bre aman, bunlar nasıl sözler? On yıl önce söyleyen fişlenir, yirmi yıl önce fısıldayan kodesi boylardı.
***

Bir başka tuhaf durum da "salonun dışındaki" tepkinin biçimi.
"Sağda" sosyal adalet çağrılarının dile getirilişinin "solda" nasıl karşılanmasını beklersiniz? "Hoşnutluk ama ihtiyatla", değil mi?
Yooo, "İstanbul Cenkleri" filmi çevrilmekte sanki. Balyozlarla parçalanan camlar, ilgisiz insanların haşat edilen arabaları, her yana sis bastıran gaz bulutları gırla.
Neden?
"Söylenenlere inanılmaz ki. Hepsi takıyye."
Öyle varsayın. Ama yıllardır size borç takan biri önünüze gelip dese ki:
"Sana borcum var, ödeyeceğim."
Akıllıca tepki ne olur?
"Öde de görelim" demek. Değil mi?
Öyle yapmayıp burnuna yumruk atar mısınız?
Atarsanız ortalık karışır. Karışıklıklar ise haklıya değil, haksıza yarar. Vadesi gelmiş alacakların tahsilini zorlaştırır.
Birikmiş haklı tepkilerden kaynaklanan duygular anlayış ve sempatiyle karşılanır elbette. Ama artık ülkemizde solun pusulası onların yanı sıra mantık da olsun derim.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN