REFİK ERDURAN

Şart midur?

Ömrüm boyunca -aklım sıra doğru çözümleri savunacağım diye- kavgacı biri oldum. Ahir ömrümde kavga ayırmayı iş edineceğimi rüyamda görsem inanmazdım.
Ama oldu işte. Pollyanna gibi, "Yapmayın etmeyin, vaktinizi saçma çekişmelerle geçirmeyin" dilleri döküp duruyorum.
Yaşlandım da ondan mı? Belki etkisi vardır. Asıl neden şunu görmem:
Zaman ve enerji saçma kavgalara harcandıkça, gerçek sorunlara eğilinmiyor. Acısını toplum da çekiyor, her vatandaş gibi kendim de çekiyorum.

***
Gerçek sorun dediğim, kamplaşmalarla ilgisi olmayan, ucu her kesimden insana dokunan somut ve yaşamsal dertler.
Örneğin, trafik.
Başıma çok uğraş sardığım için yarı ömrüm yollarda geçiyor. İstediğim kadar dikkatli, ihtiyatlı, akıllı uslu davranayım, sık sık ölümcül vartalar atlatıyorum. Çünkü -lafın gelişi değil, gerçek anlamda- manyaklar dolaşıyor o yollarda.
Bir tekinin durdurulup "Ne halt ediyorsun?" dendiğine tanık olmadım. Varsa yoksa trafik canavarı edebiyatı, o canavarın parçaladığı insanları gömüp ah vah etme teranesi...
Meclis bu kanlı kepazeliği sona erdirmenin bilinen ve basit çözümlerini Türkiye'ye kazandırma konusunu neden ele almaz?
Çekişmekten vakit kalmıyor da ondan.

***
Kanlı olmayan, ama toplumun geleceğini daha da yaşamsal tehlikelere sokan bir başka sorunumuz var:
Çocuklarımızı okutuyoruz diye aptallaştırmamız. Hem de korkunç paralar dökerek, onlarla zıtlaşarak, yıllarını zehir ederek.
Ben bunu kendi evimde, saçmalığını bile bile, ısrarla yaşamak zorundayım.
Bir babanın çocuğunun karşısında mantıksızlık aczine düşmesi, sorusuna yanıt bulamaması, gözünün içine bakarak haksızlık etmekten kaçınamaması ne acı, bilir misiniz?
Bu yıl 7. sınıfa gitmekte olan oğlum piyano çalmayı çok seviyor. Konserlere gitmek, kitap okumak, gazetelerden seçtiği filmleri görmek istiyor. Okçuluğa ve hava tüfeğiyle nişancılığa merak sardı; hafta sonlarında onları yapmaya ve bisikletle dolaşmaya niyetleniyor.
Pek mümkün değil. Cumartesi ve Pazar günleri zebani gibi başına dikilip "Hadi," diyorum,"dershaneye."
Över gibi olmasın, çok duygulu ve "iyi" bir çocuk. Dikkafalıdır ama, üzmekten ve kırmaktan ödü kopar. (Yıllar önce, alçacık sesle "Baba, kuşları öldürme" derken yüzüme öyle umutla baktı ki, yarım asırlık doğa sporumdan o anda vazgeçiverdim.) Şimdi onu üzmek ve kırmak ise en istemeyeceğim şey.
Soruyor:
"Notlarım iyiyken beni niçin yolluyorsunuz dershaneye?"
Yolluyoruz işte. Boynunu büküp gidiyor.

***
Mark Twain'in şaka sanılan ama eski Amerika'nın acı bir gerçeğini yansıtan, bizim bugünkü durumumuza da cuk oturan sözü var:
"Okula gitmemin eğitimimi aksatmasına izin vermedim."
Oğlumun sorusuna dürüstçe verilecek yanıt şu:
Eğitim sistemimiz deli saçması. Sizlere düşünerek bilgi edinmeyi değil, doğru denen seçenekleri ezberlemeyi öğretiyoruz. Bunu belleten yerlere giden arkadaşların sınavlarda senin önüne geçerlerse istediğin lise ve üniversitelere giremezsin.
"O liselerle üniversiteler de aynı sistemin içinde, oralardaki eğitim neye yarıyor?" dese, ona verecek doyurucu yanıtım da yok. Lafın sonu çözüm diye kapağı yurtdışına atmaya gider. Oğlumu Türkiye'yi küçümsemeye mi alıştırayım?
İzninizle iyimserliğimi korumak isterim. Onun üniversite eşiğine ulaşmasından önce ülkemde akılların başlara geleceğini ve toplumsal gücün anlamsız kavgalara harcanmasına son verilip çözümlere yöneltileceğine güveniyorum.
Çünkü aptallarımız ve manyaklarımız var ama öyle olmayanlarımız çoğunlukta.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN