REFİK ERDURAN REFİK ERDURAN

Ahırın garajlığı

Biliyorum, ayıp. Ama elimde değil; gülüyorum. Olaya bakın:
Noel günü. Roma'da en büyük ayin. Yüce katedralde Papa 16.ncı Benedikt ulvi havanın gerektirdiği ağırbaşlılık içinde vakur adımlarla ilerliyor. Önü, arkası, sağı, solu rahipler ve güvenlik görevlileriyle çevrili. Sırmalı cüppeler, yaldızlı asalar, altın buhurdanlıklar, yani seyredenlerin gözünü kamaştıracak bütün takım taklavat tamam.
Derken bir kadın bütün çemberleri yarıp hamle ediyor Papa'ya. Hazret yerde. Dahası, yanındaki Fransız kardinal de tuş. Uyluk kemiği kırılmış. Hastanelik.
Ne hamleymiş hanımınki! Çift mi dalmış, kafakol mu kapmış, kündeye mi getirmiş? Belli değil. Ama dünyanın en sömürgen devleti Vatikan'ın fiyakasını Ağca bile böylesine bozamamıştı.

***

İngilizce silly sözcüğünün dilimizde tam karşılığı yok. "Salakça gülünç" gibi birşey.
En ciddiye alınan Amerikan yazarlarından Gore Vidal'in bir televizyon söyleşisinde "Hıristiyanlık silly bir dindir" demesine tanık olmuş da yadırgamıştım. Paylaşılmayan inançların bile alaya alınmasını doğru bulmam.
Ne var ki inanç sistemlerinin yöneticileri kimi zaman kendi tutumlarıyla gülünç terslikler yaratıyorlar. Örneğin cinsellikten uzak yaşama andı içmiş Katolik rahipler cinsel rehberlik etmeye kalkıyorlar insanlığa.
Hıristiyanlara cennette arsa satarak altın topladıkları Ortaçağdan bu yana para istifleyen papazlar ekonomik adalet konularına burun soktukları zaman daha da garip durumlar oluşuyor.
Batı'nın vitrininde iki temel değer var: Kapitalizm ve Hıristiyanlık. Birincisindeki yırtıcılığın ikincisindeki şefkat görüntüleriyle perdelenmesine çalışılır. Yoksulların acılarını İsa peygamberin nasıl paylaşmış olduğu anlatılır boyuna.
Vidal'in ülkesinde Noel kutlanırken o propagandayı aksatan bir tartışma skandalı patlak verdi.
***

Arizona'daki bir dinsel camianın lideri ve kilise başrahibi Thomas Anderson kapitalizmin zenginlik kültürü olduğunu, Hıristiyanlıktaki "Yoksulluk erdemdir" tezinin ise o çizgiye ters düştüğünü ve zarar verdiğini düşünüyor.
Kanısınca, söz konusu tez İsa'nın yoksul olduğu izleniminden kaynaklanıyormuş. Onun bir ahırda doğduğu inancı varmış ya; ailesinin züğürt olduğu düşüncesi oradan kaynaklanmışmış herhalde.
Başrahip Efendi yanlış izlenimi gidermek için müthiş bir iddia sürdü piyasaya:
"İsa zengindi."
Nereden mi belliymiş? İşte kanıt:
"İsa'yı çarmıha geren Romalı askerlerin onun iç çamaşırlarını paylaşmak için yarıştıkları yazılı. Demek ki çamaşırlar kaliteli ve pahalı şeylermiş."
Ahır meselesine gelince...
"O dönemde yoksullar eşekleri kesip yiyorlardı. İsa'nın annesi Meryem'in ve babası Yusuf'un eşekleri vardı. Ama hayvanı yemiyor, üstüne binip dolaşıyorlardı. Yani Cadillac araba sahibi gibiydiler."
Sonuç:
İsa'nın doğduğu mahal ahır değil, dönemin ölçülerine göre lüks garajdı. Aile de, oğul da zengindi. Öyleyse zenginlik iyidir. Batı'nın inançları ve düzeni de iyidir. Dünyanın geri kalan insanları sapıtıp zenginlikten başka hedefler benimsememeli, Bush resulün peşine düşüp köşeyi dönmeye bakmalıdırlar...
Amerika'da böyle şeyleri binlerce kişilik salonların kürsülerinde, meydanlarda, ekranlarda ciddi ciddi söyleyenler inanılmaz servetler devşirmekteler.
Aziz Nesin akıl kıtlığımızdan yakınmıştı ama, iyi ki bu kadar silly değiliz.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.