REFİK ERDURAN

Her işte hayır var ama...

Çok şükür, her mezhepten yorumcumuzun paylaşır göründüğü bir dilek var: "Oyuna gelmeyelim."
Güzel de, söz konusu oyun ne?
O sorunun yanıtı apaçık. Çünkü daha önce çok kere sahnelendi söz konusu trajikomedi. "Kontrolden çıkacak kadar" güçlenmesinden çekinilen ülkelerde uygulanan "Böl ve yönet" taktiği Türkiye'ye karşı da başarıyla kullanıldı.
Yakın geçmişteki son temsilinin baş aktörü hayatta. Kulisi de aydınlandı cascavlak. Perde açılırken "Our boys won" ("Bizimkiler kazandı") diye ellerin ovuşturulduğu açıkça yazıldı rejisör ülkenin basınında.
Bölme, "taraf" yaratma ve safları kapıştırma başarısını sağlayan mekanizma nedir? Ajanlar sayesinde kazanılan taraftarlara talimat mı veriliyor?
Yakaları kalkık, şapkaları kaşlarına eğik, kara gözlüklü adamların birilerine banknot dolu zarf toka etmeleri gibi görüntüler gelmesin gözünüzün önüne. Öyle şeyler de oluyordur belki ama asıl olay o değil.
Değişik kesimlerde kendi doğrularına inanmış en iyi niyetli insanların bile kulaklarına fısıldanıyor:
"Ülken tehlikede. Sen doğru yoldasın. Düşmanların tepelenince düze çıkılacak. Korkma, savaş! Dünya egemeni güçler de arkanda."
Öylece kolları ve ayranı kabaranların çeşitli usullerle "onurlandırılması" yetiyor.

***

Şimdi balyoz hikâyeleriyle yatıp kalkıyoruz; o yüzden bölünmüş durumdayız. Kimimiz topuna inanıyor, kimimiz "Çoğu masal" diyor.
Bir ihtimal daha var diyen yok.
Bölgede Türk silahlı kuvvetlerinin "kontrol dışı" olması birtakım büyük planlara uymuyor; beyin takımının hizaya getirilmesi gerek. İçlerinden kimilerine kafadar görünüşlü kişiler gaz veriyor:
"Uyuyor musunuz? Sivil darbe var. Ne yapıp edip durdurulmalı."
Sırası gelince kullanılmak üzere oluşturulan planlara abartılı ayrıntılar da ekleniyor. Hepsi kayda geçiriliyor. Tabii, kopyaları usta ellerce bir yerlerdeki zulaya istiflenerek...
Medyada da köprübaşları ayarlanıyor. Günün geldiği düşünülünce gıdım gıdım servisle piyasaya boca ediliyor "dehşet verici planlar". Ve bir kere daha birbirimize giriyoruz.
Peki, sonuç ne olacak? Kötü mü yine?
Hayır, bu sefer işin içindeki ilginç "ironi" de o.
İstikrarsızlaştırma uzmanlarının umduğu gibi bütünüyle Türk silahlı kuvvetlerinin önce kendi halkının gözünden, sonra da çaptan düşmesi mümkün değil. Ama hep söylüyorum: ordumuzun Atatürk yanı da var, Evren yanı da. Toplumsal esenlik açısından birincisinin sağlamlaştırılarak ikincisinin etkisizleştirilmesi gerek.
Çalkantı yatışınca o yönde ilerlendiği görülecek. İyi olacak.

***

Ancak, bu arada yaşanan can sıkıcı bir olay yapay çatlakların derinleşmesi ve insanların arasına gereksiz soğuklukların girmesi. Özellikle medyada sergilenen bir büyük ayıp var: insanların onurlarıyla oynanmakta.
Akılları ve vicdanları konusunda elimi ateşe sokabileceğim pek çok meslektaşın adı karşıt listelere sokuşturuluyor. Kimileri -darbe istememek orduya cephe almakmış gibiasker düşmanı ilan ediliyor, kimileri de -bir hükümeti eleştirmek onun silahla devrilmesini önermekmiş gibi- darbeci sayılıyor.
Bunu ayıplayanlara verilen yanıt da var: "Efendim, biz onlara darbeci demedik ki. Darbecilerin kendilerinden yararlanmayı düşündüklerini söyledik sadece."
Laf mı bu? Ben şimdi burada bir ad listesi yayımlayıp desem ki "Birileri randevu evi işletmeyi ve sermaye diye bu arkadaşların eşlerinden yararlanmayı düşünüyorlar"... Arkadaşlar boğazıma sarılınca da "Canım, ben kimsenin namusuna dil uzatmadım ki, sadece bir tasarıdan söz ettim" diye kıvırmaya kalksam...
Sıyırabilir miyim?
Edepsizlik etmemek daha iyi olmaz mı?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN