REFİK ERDURAN

Ayıklarken

Hiç mercimek ayıkladınız mı? Doğanız o işe uygunsa çok kolay, değilse felakettir.
Yıllar önce bir gün Girne'deki balkondan Akdeniz'i seyrederek Rum edepsizliğine karşı ne yazacağımı düşünürken eşim kucağıma mercimek dolu bir tepsi koyuverdi.
"Çok işim var," dedi. "N'olur, şunları ayıklar mısın?"
Başladım minicik taşları seçmeye çalışarak parmak ucumla kenara itmeye.
Çok geçmeden göğsümde bir sıkışma fark ettim. Ruhsal sıkıntı falan değil, düpedüz fiziksel baskı. Sonra gözüm karardı.
"Alın şunu önümden!" diye bağırdım. "Bayılıyorum!"
"Ayıkla pirincin taşını"
sözümüzdeki hikmetin hangi kaskatı gerçekten kaynaklandığını da o gün anladım.
Evet, ayıklamak kolay iş değil. Düşünce düzeyinde üstesinden gelmek daha da güç. Ama doğru çözümlere ulaşacaksak o işi başarmak, her gün önümüze gelen binlerce sözün içinde doğruları yanlışlardan ayırabilmek zorundayız.

***

Işıl Kasapoğlu en üretken tiyatro adamlarımızdan, en iyi niyetli ve yürekli aydınlarımızdandır. Cumhuriyet gazetesine ilginç ve havalı, ama alanına yeni merak saran gençler tarafından yanlış yorumlanabilecek bir şey söyledi:
"Muhalefet etmeyen tiyatro olmaz."
Düşünmek gerek: neye muhalefet edecek?
Tiyatro en ilerici sanat dalıdır. Doğrudan insan ruhunun derinliklerini inceler, o karanlıklarda bulduğu zaaflar ve yırtıcılıkları aydınlığa çıkarır. Öylece bütün haksızlıklara, baskılara, insanın insanlıktan uzaklaşmasına muhalefet eder.
Ama günlük politika ya da aktüalite ile uğraşma anlamında muhalefet için kullanılmaz. (İstenirse o işe yarayacak kabare tiyatrosu vardır; özel bir daldır.) Tragedyayı, dramı, komediyi o düzeyde kullanmaya çalışmak onları gazetecilik kapsamına sokar.
Kovalamaya kalktığınız hırsızın kafasına kemanınızı vurmazsınız. Dinletebilirseniz, kemanınızın nağmeleri hırsızı hırsızlıktan vazgeçirebilir.
***

Yaşlanmaktan korkmaya başlayacak çağa ulaştıysanız, Vedat Türkali örneğine bakıp rahatlayabilirsiniz. Şeriatçi bir aileden gelip komünistliği seçen, yıllarca cezaevlerinde yatan, iki hafta sonra doksan birini dolduracak olan bu alabildiğine bağımsız kafalı edebiyat ve düşünce adamımız sapla samanı -ya da pirinçle taşı- ayırabilme modeli.
O da Hürriyet'e konuştu. Duyma, görme, yürümede zorluk çektiği için açılımlar konusundaki yazar toplantısına gelememiş, mektupla görüşlerini bildirmişti. Katılmayışının nedeninin gerçekten sağlığıyla ilgili olup olmadığı sorusuna yanıtı şöyle:
"Bir sürü ağır sorunlar yaşıyoruz. 'Küstüm, konuşmuyorum' mu diyeceğim? Niye? Kime? Ülkemiz için yaşamsal bir konuda, kamuoyunun odaklandığı bir konuda, devlet yaptırım yetkisini, gücünü elinde tutan birine önyargıyla tavır koymak, anlayamayacağım bir incelik... Halkların sorunlarına hangi biçimde olursa olsun ilgisizliği, duyarsızlığı anlayamam."
Anlayamaz, çünkü derdi gerçekten yığınların sorunları. Kendi egosu, özentisi, pozcuların gözündeki fiyakası değil.
Püf noktayı yakalayan soru: "Başbakan'a mektupta 'Sizi geçmişinizdeki olaylar ya da kutsal inançlarınız için suçlamak değil, yapacaklarınızdan ötürü kutlamak isterim' yazdınız. Bir komünist olarak İslam referanslı siyaset ile sorununuz var mı, yok mu?"
Yanıt da aynı noktayı 12'den vuruyor: "Emekçi halkların yaşam biçimini iyileştirip sömürüye son vermeden inançlarına saldırmakla hiçbir sorunu çözemezsiniz. Kemalistlerin çıkmazı bu."
O çıkmazdan sıyrılacaksak birbirimize caka satmayı bırakıp yığınlarla -göbeklerini kaşısalar da- kucaklaşmaya bakmamız, gözümüzü geriye değil ileriye çevirmemiz, doğruları yanlışlardan ayırarak ÇÖZÜM aramamız gerek.
Pirincin taşını ayıklamak taş taşımaktan zor olsa da...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN