REFİK ERDURAN REFİK ERDURAN

Zehirli gazlar

Avrupa malı diye kalitesiz şeylere fazla para ödediğimiz, tadını beğenmesek de her Fransız şarabını üstün sandığımız günler geride kaldı çok şükür. Ama ülkemize ilişkin görüşlerin değerlendirilmesinde eski kompleksimizin etkisinden sıyrılamadık.
Bir yabancı Türkiye üstüne bir şey mi söylemiş ya da yazmış? Merakla dikkat kesiliyor, bilmediğimiz gerçekleri öğrenecekmişiz gibi önemsiyoruz.
Oysa yabancılar yorumlarına dayanak yaptıkları bilgi ve düşünceleri yine buradaki kaynaklardan ediniyorlar. Ülkemizde bulunanların da mahalle kahvesinde oturup müşterilerle, fabrikalara girip işçilerle, ava çıkıp köylülerle sohbet ettikleri yok.
"Temaslarda bulunduk" derken kastettikleri yöneticilerle, bürokratlarla, diplomatlarla, işadamlarıyla, akademisyenlerle, medya yorumcularıyla yaptıkları konuşmalar. Tabii topladıkları bilgi ve görüşler de seçkin kaynaklı oluyor.
Newsweek yazarı Owen Matthews Türkiye'yi en iyi tanıyan yabancılardandır. Ülkemiz üstüne önemli bir yazısının yayımlandığı haberi basınımıza yansıyınca hemen baktım.

***

Gerçekten önemli. Burada olup bitenlere ilişkin ayrıntılı ve genellikle doğru bilgilerle dolu. Kenan Evren darbesi ve "asker vesayeti" konusundaki karşıt görüşlerin çatışması anlatıldıktan sonra, kilit satırlarda şöyle deniyor:
"Geçmişe dönük bu kavga aslında Türkiye'nin geleceğiyle ilgili iki farklı vizyondan kaynaklanan bir savaş. Birincisi: ülke, halkı kendi akılsızlığından koruyan bir ataerkil edalı asker hizbi tarafından yönetilecek. İkincisi: Türkiye'yi halkın seçtiği hükümet yönetecek; o İslamcı bir yönetim olsa bile."
Evet, yabancı gözlemci durumu iyi özetlemiş görünüyor. Sanırım pek çok vatandaşımız da o yoruma katılır.
Ama son beş sözcük ("İslamcı bir yönetim olsa bile") temeldeki bir yanılgının da özeti. Çünkü önümüzde iki seçenek bulunduğu inancına dayalı:
Ya laiklik darbeyle korunacak ya da karar kendine bırakılınca halk "İslamcı" bir düzen isteyecek.
Ben buna inanmadığımı söyleyince kimi dostlar hemen mahalle baskısını gündeme getirerek o yönde hızla yol aldığımızı iddia ediyorlar. Vurguladıkları da hep aynı kanıt:
"Anadolu'yu dolaş, bir kadeh şarap içebileceğin bir yer ara da gör!"
Bütün karışıklık sorunun bir ölçü konusu olduğunu fark etmemekten çıkıyor. Ülkemizde ters yönde uzun yıllar sürmüş baskıya tepki bulunduğu, halkın bir bölümünün daha muhafazakâr bir hayat tarzına yöneldiği belli. Ancak bunu bir şeriat düzeni talebi diye yorumlamak, bir kadeh şarap içmek isteyen herkese ayyaş demek gibi bir abartıdır.
***


Biliyorum, sözünü ettiğim dostlar buna da şöyle derler:
"Durum şimdilik öyle. Ama bekle de gör. Hele iktidar seçimi kazansın, bak neler olacak."
Neler olacak? Şimdilik görülmeyen zorlama unsuru girecek devreye. Mahalle baskısı eli sopalı güruhların terörüne dönüşecek, şarap içen dayak yiyecek, bütün kadınların başı zorla örtülecek.
Kanıt? Tek egemen Recep Tayyip Erdoğan'ın Hitler'lik eğilimleri.
O kaygıyı ciddiye alamadığımı tekrarlarken "Kendisini tanıdığım için" demeyeceğim bugün. Gözlemleyebileceğiniz tutumuna bakın.
Kendisi ve ailesi için muhafazakûr diye nitelenecek bir hayat tarzı tercih ettiği doğru. Ama davranışlarında zorlama yatkınlığı görüyor musunuz?
"Ataerkil eda" iki türlüdür. Bir baba "Evladım, içme şunu" der ya da onun eline vurup düşürür sigarasını. Başbakan tütünün, içkinin, şunun bunun yasayla yasaklanmasını önerdi mi? Herhangi bir yoldan aşağıladı mı başı açık bir kadını? Sabrı tükendiğinde öfkeli konuşma dışında, "İslamî faşizm" kurmayı tasarladığını düşündürecek ne yaptı, ne söyledi?
Yorumları tek kişinin niyetlerine dayandırmak yanlıştır. O niyetleri hatalı yorumlamak ise çifte yanlış oluyor.
Hele yabancıların gazına hiç gelmeyelim. Kendi gazımız bize yeter.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.