REFİK ERDURAN

Kırk kere söylenirse olur

Gitgide artan çekişme bolluğumuz hepimizi amatör yargıca döndürdü. Her gün "Kim haklı, kim haksız" bilmecelerine çözüm aramaktayız.
Tartışma konularının akla kara gibi belirgin olduğu durumlarda hakemlik kolaydır. Ama gridir çoğu sorun; karar da davranışlardaki ölçünün hesaba katılmasını gerektirir.
Otobüste ayağına basılan yolcu karşısındakine "Önüne baksana" derse, haklı sayılır. Sonra bir de "Hak tuuu" diye tükürürse? Haksız duruma düşer.
Peki, üstüne tükürülen kişi tepki diye bıçak çekerse? Bu sefer o haksız olur.
Ölçeği toplum boyutuna büyütelim. Sıkça gördüğümüz gibi, üst geçit olmadığı için boyuna aynı yerde insanların ezilmesini protesto eden semt ahalisinin bir otoyolu kapatmasını haklı bulabilirsiniz. Ama seslerini duyurduktan, kamuoyunun dikkatini çektikten sonra işi tadında bırakmayıp işgali sürdürdüklerini düşünün.
Taşıt kuyrukları uzuyor. Bekleyen vatandaşlar arasında sınava yetişemeyen, uçak kaçıran, hastaneye gidemeyip ölüm tehlikesiyle karşılaşanlar var. Protestocular haksız duruma düşmekte.
Olay yerine jandarma birliği geliyor. Yolu açacaklar. Haklılar tabii. Uyarılarla sonuç alamayınca güç kullanmaya girişiyorlar. İçlerinde kimileri kaçarken yere düşen protestocuları dipçikleyip tekmeleyerek hastanelik etmeye başlıyor. Haklılıkları ne oldu? Buhar!
Mecliste bir vekil onların davranışını -haklı olarak- eleştiriyor. Ama lafın sonunda "Ordunun faşistliği de böylece kanıtlandı" derse?

***

Kimi gençlerle kimi yetişkinler arasında günlerdir tırmanışa geçen etki-tepki çatışmalarında da hak kavramının pinpon topu gibi gidip gelmesini izlemekteyiz.
YÖK'e ilişkin itirazları bulunan bir grup öğrencinin bunu ille itiş kakışa yol açmadan duyurmaları olasıydı. O hakkın kullanımını çatışma nedeni durumuna getirmelerini haksız bulabilirsiniz. Onları kural çizgisine çekme emri alan polisin uyarı dinletemeyince zora başvurmasını da yasal sayabilirsiniz. Ama zor dozunu haksızlık değil, suç ölçüsüne ulaştırdılar.
Olayın kamuoyunda tartışılmasında da "orantısız güç" kullanıldı; makul eleştiri dozları bir kez daha şaştı.
Siyasal Bilgiler tabir edilen üniversite ortamındaki maç başka türlü rezalet. Yumurta Şenliği diye adlandırılmış fiziksel ve zihinsel pislik gençlere en müşfik anlayışla bakmaya çalışanlara bile itici geldi.
Sözle yere serilebilecek tezleri vıcık vıcık sıvılara beleyerek yenmeye çalışmak, haklılık görünümünü tartışmasızca karşı tarafa şutlama ahmaklığıdır.
Ahir ömrümde kimse için kırıcı şeyler söylemek istemiyorum; ama kimi zaman kaçınılmaz oluyor.
Çarşamba akşamı Can Dündar televizyon programında söz konusu fakültenin dekanını konuk etmişti. Tartışmalar bir yana, hoca denen kişinin düşünce durumu benim için şok oldu. Sorulana uygun yanıt tasarlayamıyor, tezleri birbirine bağlayamıyor, emsal diye ilgisiz örnekler veriyor, cümlelerin arkasını getiremiyor, toparlama ricalarına karşın susmayı da bilmiyordu.
Böyle dekanların eline kalmışlarsa, gençlerden birkaçının saçmalamasına şaşılmaz.
***

Bir dipnot:
Oğlanın biri iktidardaki ve ana muhalefetteki partilerden ikisine de faşist dedi. Süheyl Batum da onun ve arkadaşlarının yaptıklarının faşistlik olduğunu söyledi. Tartışmalarımızda gitgide daha sıkça ve kolayca gündeme getirilir olmakta o laf.
Düşünmeden, yerli yersiz kullanılan sözcüklerin anlamı aşınır; vahim içerik taşıyanların dile getirdiği tehlikelere duyarlığımız da körlenmeye başlar.
Faşizm büyük ve korkunç bir beladır. "Faşist" ise sırf öfke belirtmek için telaffuz edilecek bir sözcük değildir. Sıradan sövgü gibi ağza alınmamalı.
Ülkemizde faşizmin "f"si bulunsaydı tartışmalı toplantılarda hakaret diye kullanılamazdı adı. Çünkü tartışmalı toplantı olmazdı.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.