REFİK ERDURAN REFİK ERDURAN

Uygarlık her yaş içindir

Romantizm güzeldir, gerçeklerden kopmamıza yol açmaması koşuluyla. Gül koklarken içinde göremediğimiz böcek burnumuza kaçarsa dünyamız güzelleşeceğine çirkinleşiverir.
Kadınların tümünü cins-i latif diye idealize eden erkekler cadı ruhlu bir dişi örümceğin ağına takılınca afallarlar.
Benzeri bir genelleme yanlışına gençler konusunda düşülebiliyor.
Son olaylar dolayısıyla onlara ilişkin hoşgörü edebiyatı ölçüsüzce yaygınlaştı.
Elbette geleceğimiz, ölüme cevabımız, gözümüzün bebeğidir gençlerimiz. Elbette canımızdan çok değer veririz onlara. Ama bir kesimi sevmek başkadır, dalkavuğu olmak başka.
Unutulmamalı ki insanları sorgusuzca pohpohlamak iyilik değil, onları frensiz bırakma kötülüğüdür.
Nüfusun her bölümünde olduğu gibi, ömrün ilk faslını yaşayanlar arasında da çeşitlilik var. Orada görülecek olumsuzlukları tatlıya bağlamadan gidermeye çalışmaktır yetişkinlere düşen.
Atatürk'ün kurduğu düzeni gençlere emanet etmiş olduğu, ülkemizde en sık duyulan sözlerden biridir. O gerçekçi önder öyle derken gözünün önüne yürekli, dengeli, özverili delikanlılarımızla kızlarımızı getirmişti herhalde. Sırtlarında yabancı bayraklarıyla dolaşan, Bağdat caddesi yarışlarında adam ezen, sınavlarda James Bond teknolojisiyle kopya çeken, testereyle sevgili kesen tipleri kastetmiş olduğunu sanmıyorum.

***

Gitgide daha çok duyulan bir başka söz de "Gençleri anlamaya çalışalım".
Tamam, çalışalım. İşte antropologların (insan bilimcilerin) vurguladığı bir gerçek:
Bütün toplumların en çetin sorunu genç erkek enerjisinin (buna testosteron patlaması da diyebilirsiniz) şiddete dönüşmesini önleyebilmektir.
Çünkü güç yetişkin erkeklerdedir. Dişiler de genellikle onun çekiciliğine kapılır. Ayrıca mevki, refah, onur gibi nimetlerden yoksun kalan delikanlıların başkaldırısı doğaldır. O yatkınlığı topluma zararsız mecralara yönetmek gerekir.
Toplumda geçim derdi az, sosyal adalet çoksa gençlere keyifli eğitim, spor, doğayla kaynaşma, serüven tadı verecek sosyal hizmet olanağı gibi nimetler sağlarsınız. Bunu yapamıyorsanız sık sık bela çıkar.
Babaların oğlanları anlamaya çalışmalarının bir yolu da kendi gençliklerini hatırlamalarıdır (ama, dürüstçe). Ben bunu yaptıkça gençliğin olumlu ve olumsuz yanlarını görüyorum açık seçik.
İdealisttim. Dünyayı ve ülkeyi düzeltme uğruna kelleyi koltuğa almaya hazırdım. Kaderin o görevi bana verdiğini düşünecek kadar da küstahtım.
Öğrenilmesi gereken her şeyi çabucak öğrenme konusunda hamarattım. Kitap okuyordum boyuna. Çok geçmeden bütün doğruları bildiğime inanmış, ukala olmuştum.
Atak ama sinirli ve sabırsızdım. Okuldaki boks kulübü antrenörü, efendi huylu şampiyon Cevdet'in öğrettiklerinden edepsizce yararlandığım oluyordu. Etik öğütlerini ise boş laf sayıyordum.
Kızlar kadınlar yalnızca avdı gözümde.
Anlamaya değer iç dünya sahibi birer insan oldukları aklımın kenarından geçmiyordu.
Annemi babamı sevsem de pek beğenmiyor, onlara karşı müşfik davranmıyordum.
Annem kendi havasında, babam çok meşguldü. Keşke onlar da oğullarını sevmekle yetinmeyip gelişmesini daha yakından izleselermiş, uyarılarda bulunsalarmış, gereğinde haddini bildirselermiş diye düşünüyorum şimdi.
***

Bu konularda çarpıcı bulduğum bir sözümüz de şu:
"Gençlere kendi öz evladımız gibi bakmalıyız."
Yüzde yüz katılıyor ve öyle yapıyorum.
Ancak, bu ne demek? Nasıl bakılmalı öz evlada?
Bendeniz delikanlılık eşiğindeki oğlumu eşit saymakta, sözüne değer vermekte, her sorununa akıl erdirmeye özen göstermekteyim.
Ama ona bir şey söylemeye çalışır,
"Sen de karşındakini dinle" derken beni susturmaya kalkar da elindeki ve cebindekileri kafama atarsa...
Dövmesem de uygarlık sınırlarını öğretmeye bakarım.
Her şeyde ölçü lütfen. Ölçü!

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.