REFİK ERDURAN REFİK ERDURAN

Doğal doğum

Politika ağırlıklı aylara girmekteyiz.
Kurultay, seçim hazırlığı, liste belirlenmesi falan derken gündemdeki siyasal itişme curcunası artacak gitgide.
O işlerin kulisini bilmeyenler yarışmanın yalnızca partiler arasında olduğunu düşünürler.
Oysa asıl çekişme partilerin içindedir.
Milletvekili olmayı aklına takmış kişi için öncelikli sorun seçimi kimin kazanacağı değil, kendisinin hangi bölgedeki listenin neresinde yer alacağıdır.
Lider adınızı partisinin şanslı olduğu bir yerdeki aday sıralamasının başlarına yazmışsa rahat uyursunuz. Kazanılamayacak bir yerde listenin başına ya da kazanılacak bölgede liste sonuna yazılmışsanız şansınız sıfırdır.
Peki, öyle yarışlarda öne nasıl geçilir? Hele hele, nasıl lider olunur?
O tür bilmeceleri çözmenin en kestirme yolu söz konusu alanda daha önce kazanılmış başarıları incelemektir. Recep Tayyip Erdoğan'ı beğenin beğenmeyin, yanında ya da karşısında saf tutun, kendi kesiminin en hızlı parlamış yıldızı olduğunu tartışamazsınız.
Politika heveslilerimiz onun çok genç yaşta siyasal merdiven basamaklarını çifter çifter aşarak iktidara ulaşmasının sırrını araştırıyorlar mı?

***

İstanbul Belediye Başkanlığı'ndan tanıdığım Erdoğan'ın başbakanlığının ilk günlerinde bir yabancı yayınevinden soru geldi:
Onun yaşamöyküsünü yazar mıydım?
Yanıtlamadan önce başdanışmanı Nabi Avcı dostuma açtım konuyu. Ertesi gün kendimi onunla birlikte Başbakan'ın Dolmabahçe'deki çalışma odasında buldum.
Nabi Bey öyle bir çalışma başlatılırsa gerekli bilgilerin toplanması için kiminle işbirliği yapılabileceğini sordu.
Tayyip Bey hiç düşünmeden yakın arkadaşı Hüseyin Besli'nin adını verdi. O vesileyle tanıştım sayın Besli ile. Politikacıdan çok yazar duruşlu, güvenilirlik izlenimi veren bir milletvekiliydi. Ama yabancı dilde yazılacak proje konusunda pek istekli görünmedi. Ben de üstelemedim. Açıkçası, taptaze bir başbakanın yaşamöyküsünü yazmak biraz da yeni iktidara yanaşmaya benzer gibi geldi.
Birkaç gün önce bir kitap geçti elime: "Bir Liderin Doğuşu"...
Hüseyin Besli arkadaşı Ömer Özbay ile birlikte bir Kasımpaşalı futbolcu delikanlının parti alt kademelerinden başbakanlığa hızla yükselişinin hikâyesini yazmış.
İçinde yandaşlık zorlamaları, kayırma çabaları, parlatma oyunları yok. Olup bitenleri sade bir dille, maç anlatır gibi sıralıyor.
Benim kâğıda dökebileceğimden çok daha iyi yazmış olayı.
Kitap günümüz Türkiye'sine akıl erdirmeye çalışan siyaset heveskârları ve yorumcular için bir çeşit kılavuz yerine geçecektir sanırım.
***

Nasıl lider olunuyor konusuna ışık tutacak birkaç ipucu buldum ben kitapta.
Her şeyden önce, daha başlangıçta, arkadaşları yandaşlara dönüştürebilmek şart. Bunun için yetenek kanıtlamak yetmiyor. Yeteneklerin sırf kişisel amaçlarla kullanılmadığına, ortak emellerin hizmetine verileceğine onları inandırmak gerek.
Öne düşerken geriden gelecek olanların kıskandırılmaması bir başka koşul. İçtenlikle alçakgönüllü davranış çok önemli.
Kasımpaşalı gençler arasında değer verilen harbi konuşma, hasbi tutum gibi özellikler varmış. Recep Tayyip Erdoğan o hasletlere sahip olduğuna çevresindekileri inandırdıkça artmış yandaşlarının sayısı.
Lider adayında aranan bir başka vazgeçilmez özellik de cesaret.
Sonra, gerçekçilik.
Yani daha önce göze alınamamış olan rizikoları göğüsleyecek, kırılmaz sanılan tabuların üstüne yürüyeceksiniz. Ama başarı şansını akıllıca hesaplayacaksınız bunu yaparken. Efeleniyorum diye olmayacak işe kalkışılmayacak.
Kazandıkça inandırıcılığınız artıyor.
İnandırıcılığınız arttıkça peşinizdekilerin sayısı ve başarı şansınız yükseliyor. Kısır döngünün tersi.
Son bir not. Halka yaklaşmak deyimimiz var ya. Yanlış formül.
Halkın dışında olup ona lütfen el uzatma eylemini çağrıştırıyor. Zor iş.
Yığınların kalbini kolayca kazanmak için onların içinden gelmek en etkin koz galiba.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.